Bu Hafta İçin Saatler

23 KİSLEV

Gelecek Hafta İçin Saatler

Şabat

Başlangıç

Bitiş

5786

Şabat

Başlangıç

Bitiş

Yeruşalayim

15:55

17:15

-----

Yeruşalayim

15:59

17:19

Tel Aviv

16:14

17:16

13 ARALIK

Tel Aviv

16:18

17:20

İstanbul

17:21

18:01

2025

İstanbul

17:23

18:03

İzmir

17:29

18:19

İzmir

17:32

18:23

VAYEŞEV-וישב

Aftara: Al Şeloşa



14-22 Aralık 2025 Hanuka

 

Peraşa Özeti
[www.chabad.org]
(Bereşit 37:1-40:23)


Yaakov Kenaan'a yerleşir. En sevdiği oğlu Yosef, kardeşleri hakkında sürekli olarak eleştirel raporlar getirmektedir. Yaakov'un Yosef'e çok renkli yün şeritlerden bir gömlek yapmasının ardından, Yosef kardeşlerine görmüş olduğu bazı rüyaları anlatır ve onların kendisine duyduğu kıskançlığı arttırır. Rüyalarının ilkinde kardeşlerin bağladığı buğday demetleri, Yosef'in demetine doğru eğilmekte; ikincisinde ise güneş, ay ve onbir tane yıldız Yosef'e eğilmektedirler. Bu rüyaların verdiği açık mesaj, Yosef'in aile üzerinde hakimiyet kuracağı şeklindedir. Kardeşler Yosef'i gıyabında yargılarlar ve ölüm cezasına çarptırırlar. Yosef babasının emri üzerine kardeşlerine bakmak için Şehem'e geldiği zaman fırsat ellerine geçer, ancak araya giren Reuven'in tavsiyesi üzerine, onu öldürmek yerine bir kuyuya atarlar. Reuven'in amacı daha sonra gelip kardeşini kurtarmaktır. Bu arada Yeuda, Yosef'i kuyudan çıkararak uzaktan gelen bir Yişmaeli kervanına satmayı teklif eder. Teklif kabul edilir ve Yosef satılır. Olay sırasında orada olmayan Reuven kuyuyu boş bulunca yastan elbisesini yırtar. Kardeşler Yosef'in gömleğini, kestikleri bir keçinin kanına buladıktan sonra Yaakov'a gösterirler; Yaakov oğlunun vahşi bir hayvana yem olduğu sonucuna varır. Yaakov'un teselli bulması imkansızdır. Bu arada Mısır'a indirilen Yosef, Paro'nun Şef Kasabı Potifar'a satılır. 

Yeuda'nın oğlu Er, eşi Tamar'ın hamile kalmasını engellemesi sebebiyle erken yaşta ölür. Yeuda'nın ikinci oğlu Onan, arkada oğul bırakmayan kardeşinin yerine Tamar'la evlenir. Fakat aynı günahı işleyince o da ölür. Yeuda'nın karısı öldüğü zaman, Tamar bu aileden bir çocuk sahibi olabilmenin tek yolu olarak Yeuda'ya yönelir. Bu birliktelikten, ileride David'in ve daha ileride Maşiah'ın geleceği Perets ile ikizi Zerah doğar.

Diğer yandan, Yosef, Mısırlı efendisinin evinde önemli bir pozisyona yükselir. Yakışıklılığı, ev sahibesinin istenmeyen tekliflerine neden olur. Reddedilmeyi hazmedemeyen ev sahibesi Yosef'i, kendisini baştan çıkarmaya çalışmakla itham eder ve hapsettirir.

Yosef hapisteyken, Paro'nun orada bulunan içki sorumlusunun gördüğü bir rüyayı doğru yorumlar ve bu kişi serbest kalır. Paro'nun Unlu Mamuller sorumlusunun rüyası ise pek hayra alamet değildir; adam asılır. İçki sorumlusu, Yosef'e vermiş olduğu söze karşın, özgürlüğüne kavuştuktan sonra onu hatırlamaz. Bu Yosef için hapiste fazladan iki yıl anlamına gelmektedir.

Mİ-DRAŞ YİTSHAK
Rav İsak Alaluf

“ODAA – ŞÜKRAN”

“Odaa -şükran”: Peraşamız olan Vayeşev zaman zaman Hanuka bayramında da okunan bir peraşadır. Bu yüzden de bu peraşada Hanuka ile ilgili bazı şeyler bulabilmek mümkündür. Gemara Hanuka’nın “Allel” ve “Odaa” dönemi olarak kutlandığını paylaşır. “Allel – övgü” anlamına gelirken “Odaa – şükran” anlamını vermektedir. Aralarında bir fark var mıdır ve neden bu bayram bu iki öğe ile kutlanmaktadır bu sorulara yakından bir bakışla yanıt aramaya çalışacağız.

İki mucize: Hanuka Yunanlılara karşı askeri zafer ile sekiz gün süren yağ mucizesi olmak üzere iki mucizeye tanıklık eder ve bunları kutlar.    Bu iki mucize birbirinden çok farklıdır.   Yağ mucizesi gerçekten yani doğa yasalarının altüst olması şeklinde gerçek bir mucize olarak karşımıza çıkar.    Ancak savaş açık bir "mucize" olarak değerlendirilemez. Savaşta böylesi bir orduyu bertaraf etmek doğal dünyada Tanrı’yı görebilenler için anlamlı bir mucizedir.    Yahudilerin Yunanlıları yenmesine izin veren doğaüstü hiçbir şey olmamış gibidir.   Ancak küçük, eğitimsiz bir ordunun muazzam Yunan ordusunu yenmesini düşündüğümüzde bunu mucize olmamasını da anlamak mümkün değildir.

“Allel” doğaüstü olaylar için Tanrı’yı övmeyi ifade eder.   Bu yüzden Pesah, Şavuot ve Sukot'ta Allel okuruz. Çünkü bu bayramlar doğaüstü mucizeleri kutlar. Aynı zamanda yağın sekiz gün yetmesi şeklinde gerçekleşen doğaüstü olay bu amaçla Allel okunarak kutlanmış olur.  

Fakat Hanuka aynı zamanda bir şükran dediğimiz “odaa” zamanıdır. Bu şekilde doğal yollarla gerçekleşen mucizeler için Tanrı’ya teşekkür ederiz.    Yahudilerin Yunan ordusuna karşı kazandığı zafere baktığımızda, doğaüstü hiçbir şey görünmese bile bunun da bir mucize olduğunu fark ederiz.

Sadece “şükran” değil: “Odaa” sözcüğü sadece “şükran” demek değildir. Bu aynı zamanda “kabul etmek” anlamına da gelir. Basitçe Gemara’da tartışan iki bilge bir diğerinin görüşünü kabul ettiği zaman Gemara bunu “odaa” şeklinde verir.  Bizden sadece Tanrı’ya teşekkür etmemiz değil, aynı zamanda Tanrı’yı kabul etmemiz O’na “Sen’in yaptığın her şeye tamamen katılıyorum, çünkü yaptığın her şeyin tam olarak ihtiyacım olan şey olduğuna güveniyorum” dememiz beklenir. Bu da Tanrı’nın yaptığı her şeyin tam olarak olması gerektiği gibi olduğunu kabul etmek anlamına gelir.

Kıskanmak: Belki de bu yüzden Tanrı bize kıskançlık hissettiğimiz anlar verir. Bizler bizim sahip olmadığımız bir şeye sahip birini duyana kadar hayatlarımızın iyi gittiğini düşünürüz.   Bir arkadaşımızın çocukları kolayca bir yuva kurarken bizim çocuklarımız henüz aradıkları kişiyle karşılaşmamış olabilirler.   Arkadaşının veya kardeşinin aniden harika bir iş bulup servet kazanması mümkündür.   Arkadaşının çocuklarının hepsi okulda başarılı olurken, kendi çocuklarımızın zorluk çekmesi olağandışı sayılmaz.   Hepimiz bir başkasının başarısını veya iyi talihini duyduğumuzda kıskanç ve rahatsız hissettiğimiz zamanlar yaşarız. Bu doğaldır ve her insan bunu hissedebilir.

Kardeşleri de belki bu yüzden olayları net göremediklerinden Yosef’e karşı kıskançlık duymuşlar, bu davranışları Mısır sürgününün başlamasının en önemli adımlarından biri olmuştur.

Tanrı bu anlara sahip olup bu kıskançlığı hissetmemizi ister. Çünkü bu kıskançlıklar bizi  O'nunla "aynı fikirde" olmaya, O'na güvenmeye, "anlamıyorum, ama sahip olmam gereken şeye sahip olduğuma güveniyorum" demeye zorlar. İşte “odaa” dediğimiz şey de tam olarak bu anlama gelir.    

Adamın biri Hasidik Rebbe “Divre Hayim’in yanına gelir. Birinin dükkanının hemen karşısında aynı ürünleri satan bir dükkan açtığını ve geçimini tehdit ettiğini söyler.   Adam Rebbe'den rakibine lanet okumasını istedi. Doğal olarak Rebbe bu isteği kabul etmez.

Rebbe daha sonra yanına gelen kişiye bir “at” gibi olduğunu söyler. Rebbe su içmek için eğildiğinde atın önce yere vurduğunu açıklar.   Bunun nedeni, suda yansımasını görmesi ve suyunu içmeye çalışan başka bir at olduğunu düşünmesidir.   Böylece diğer atı geri itmek için ayaklarını yere vurur.   Sonunda, tekmeleme, yansımayı gizleyecek kadar toprağı suya iter ve sonra at su içer.

Başka birinin başarısını kıskandığımızda veya bundan tehdit hissettiğimizde, bir at gibi oluruz.   Bu kişinin suyumuzdan almaya çalıştığını düşünürüz, oysa gerçekte, Tanrı her zaman her kişiye tam olarak sahip olması gerekeni verir.

Rebbe ne olursa olsun aynı suyu içeceklerini anlatır. Suyun temiz ve lezzetli mi, yoksa çamurlu ve kirli mi olacağına bizlerin karar vereceğini de sözlerine ekler.

Tanrı bize her zaman tam olarak sahip olmamız gerekeni verecektir.   Eğer O'nunla "hemfikir" olursak, güvenimizi O'na kesin bir şekilde koyarsak, sahip olduğumuz her şeyin tadını çıkarırız.   Aksi takdirde, diğer insanların iyi talihinin bizi üzmesine izin verirsek, o zaman hediyelerimiz "bulanık" ve zevkli olmayacaktır.   Seçim tamamen bize kalmıştır.


DİVRE TORA
Rav Selim Eskenazi

Esav'ın Panzehiri Yosef

Midraş Yalkut Şimoni’de çok enteresan bir öğretiyle karşılaşıyoruz. Esav’ın soyunun hakkından ancak Yosef’in soyu gelebilir. Yaakov’un çocukları, Esav’a “Niye kardeşin Yaakov’u rahat bırakmıyorsun” diye sorduklarında Esav “Siz de kardeşiniz Yosef’e karşı iyi bir davranış biçimi sergilemediniz” diye cevap verebilir, fakat Yosef, Esav’a aynı soruyu sorduğu zaman Esav’ın verecek hiçbir cevabı yoktur.

Bu midraş da Tora’nın tüm bölümlerinde olduğu gibi derinlik gerektiriyor. Gelin biraz derinleşmeye çalışalım.

Yosef aTsadik, babasına karşı saygılı olma mitsvasını yerine getirme adına kardeşlerini aramaya gitmişken, sonunda kardeşleri tarafından kuyuya atılır, uzun bir serüvenden sonra Mısır’a vezir olur. 

Midraş Bereşit Raba’da, Potifar’ın Yosef aTsadik’i evine almasının sebebinin, ona günah işlettirmek olduğunu yazmaktadır. Buna rağmen Potifar bile Yosef aTsadik’in üzerindeki Tanrı’nın Aşgahası’nı görebilmektedir. Bazı insanlar, “Tanrı; bizlere de mucizeler yapsaydı, bizle de konuşsaydı bizler de mitsvaları yerine getirip, Tora’nın yolundan giderdik” gibi bir söylemde bulunurlar. Rabenu Bahye, Hovot aLevavot kitabında şöyle açıklıyor: Bir kişi güvenini ne kadar Tanrı’ya bağlarsa, o kadar fazla Tanrı’nın El’ini ve Aşgahasını hayatında görecektir. Diğer taraftan kim ki doğaya güveniyor, Akadoş Baruh U, o kişiyi doğanın ellerine temsil etmektedir. Bununla da kalmayıp, Tanrı’ya olan güveni sayesinde, sadece kendisi değil, başkaları da o kişinin aracılığıyla Tanrı’nın Aşgahası'nı görmeye hak kazanmaktadırlar. Yosef aTsadik, tüm güvenini Tanrı’ya dayandırdığı için, Potifar bile kötülük yolunda gitmesine rağmen, Tanrı’nın Aşgahası'na tanık olmuştur. 

Yosef aTsadik’in, Firavunun içki sorumlusunun gördüğü rüyayı çözmesiyle beraber, bu kişinin hapishaneden kurtulacağı ortaya çıkar. Yosef, o kişiden, Firavunun huzurunda kendisinin iyi bir rüya çözümleyicisi olduğu konusunda Firavunu bilgilendirmesini ister. Yosef, bu hatırlatma yüzünden Tanrı tarafından cezalandırılır. Raşi konuyla ilgili Teilim’deki 40. bölümden “Aşre agever aşer sam Aşem mivtaho…”, “ne mutlu o kişiyi ki güvenini Taşanrı’ya yerleştiriyor…” Burada Yosef aTsadik kendi seviyesinde hata yapmış gibi gözükürken, Raşi’nin açıklamasına göre Yosef “Tanrı’ya güvenen” olarak sıfatlandırılmıştır? 

Evet, başka bir kişi için bu yapılan hata olarak kabul edilmezken, Yosef gibi Tanrı’ya yapışık bir kişi için yaptığı davranış hata olarak kabul edilmektedir. Birçok kişi “bitahon” (güven) ve “iştadlut” (çaba) ikileminde kendisini ifade edemez. Tanrı’ya güveniyorsak, neden çaba harcamamız gerekiyor, ama bir diğer taraftan çaba harcamamız gerekiyor işleri Tanrı’ya bırakmamalıyız! Rav Hayim Friedlender, kitabı Sifte Hayim’de şu şekilde açıklıyor: Bir kişinin ne kadar çaba göstermesi gerektiği, o kişinin Tanrı’ya olan güvenine bağlıdır. Yosef aTsadik gibi güveni tam olan, Tanrı’ya yapışık bir kişinin neredeyse hiç çaba göstermesi gerekmiyorken, başka bir kişi için çaba şarttır. 

Bir diğer taraftan Esav’ın soyunu simgeleyen Amalek’e baktığımız zaman, Amalek dünyaya şu mesajı vermektedir: Tanrı, insanoğlunun hayatına kesinlikle müdahale etmez, Aşgaha diye birşey yok, herşey bir rastlantıdan ibaret... İşte bu sebeple Tanrı’ya yapışık, O'na güveni tam olan Yosef’in soyu, Esav’a karşı panzehir oluşturmaktadır.

Hahamlarımız, İkveta deMeşiha (Maşiah dönemi)nde yerine getirmemiz gereken ibadeti bu bağlamda açıklarlar: Her gün Tanrı’nın bizler için yaptığı mucizelerin farkında olmak için çalışmak… Esav’ın kuvvetini azaltmak bizlerin elinde, her şeyin doğal olduğu düşüncesinden, doğa kurallarına bağlı yaşamaktan sıyrılıp, Tanrı’ya olan güvenimizi arttırıp, O’nun Elini hayatlarımızda görebilmek. Güvenimizi pekiştirmek için Hanuka Kandillerinin Işığında bu noktaya yoğunlaşmak güzel bir deneyim olacaktır.

  

GÜNLÜK YAŞAMDAN

(Kaynak: Rabilerin öğretilerinden)
Rav İzak Peres

Hanukiya evde nereye konmalıdır?

Hanukiya evde kapının sol tarafına konmalıdır. Sağ tarafta yer alan Mezuza, sol taraftaki Hanuka mumları ve kendisinin üzerinde olan Berit mila ve Tsitsit (Talet katan), kişinin  mitsvalarla kuşatılmış olmasını sağlar bu da bayramın anlamını kuvvetlendirir. Tercihan Hanukiya “pirsume de nisa – mucizenin ilanı” amacıyla cam kenarına da konabilir.

TALMUD’DAN ÖĞRETİLER
Rav İsak Alaluf

Gemara Masehet Yoma 35B’de anlatılan güzel bir öyküyü paylaşıyoruz.

İllel Azaken hakkında şöyle anlatılır: Her gün çalışır, yarım dinar kazanırmış. Bunun yarısını öğrenim evi yani “Bet Midraş”ın kapı görevlisine verir, diğer yarısını da kendisi ve ailesinin geçimi için harcarmış.

Bir gün iş bulamaz ve bu yüzden para kazanamaz. Kapı görevlisi de parasını alamadığı için İllel’i içeri almaz. Bunun üzerine İllel çatıya çıktı, oradan sarkarak oturur ve o dönemin manevi önderleri olan Şemaya ile Avtalyon’un, Tanrı’nın öğretisi olan Tora’yı anlattıkları sözleri dinlemeye başlar.

O gün Cuma günüdür, Tevet ayı ve kış mevsimidir. Kar yağmaktadır. Sabah olduğunda Şemaya, Avtalyon’a şöyle der:
“Avtalyon kardeşim, her gün bu saatte ders salonu, çatı penceresinden süzülen güneş ışığıyla aydınlanır. Bugün neden karanlık? Yoksa hava bulutlu mu?”

Gözlerini dikkatle çevirirler ve çatı penceresinde bir insan silueti görürler. Yukarı çıktıklarında, İllel’in karın altında kaldığını gördüler. Onu kardan çıkarırlar, yıkarlar, vücuduna yağ sürerler ve onu ateşin karşısına oturtarak ısınmasını sağlarlar.

Bilgeler şöyle dediler:

“Bu adam, onun için Şabat kurallarını ihlal etmeye değer.”

(Not: Zira bir insanın hayatını kurtarmak zaten Şabat’ı ihlal etmeyi gerektirir; ama bu büyük adam buna özellikle layıktır.)

Bu hikâye açıkça gösterir ki yoksulluk, Tora öğrenmeye çalışmamak için bir bahane değildir. 

 

HAFTANIN SÖZÜ

Disiplinin amacı, çocuğun özgüvenini ve içsel değerlerini geliştirmek olmalıdır. Sevgi dolu bir disiplin, çocuğun özgüvenini zedelemeden ona sorumluluk kazandırır. (Merhum Hahambaşımız Rav İsak Haleva’nın (Z’’L) bir konuşmasından alıntılanmıştır.)