aynaya bakmakKlasik sohbetler: Mesleğimiz gereği içinde yaşadığımız toplumun durumunun konuşulduğu sohbetlere ya tanık oluruz ya da bizzat katılmak zorunda kalırız. Özellikle diaspora toplumlarında “nereye gidiyoruz” veya “artık bitti mi dağılıyor muyuz” sorularıyla son zamanlarda daha fazla karşılaşmaya başladık. Bu nereye gittiğimiz konusunda bazı ciddi sorular ortaya çıkaran belirli bir olay veya olaylar dizisi özellikle son zamanlarda hiç gündemden düşmez hale geldi.

Bu konuşmalar aynı zamanda bazılarının da “sorumlu” olarak nitelendirildiği veya suçlandığı sohbetlerdir. Bazıları belli yönetici ve yakınlarını suçlarken bazıları da varlıklı ailelerin sorun olduğunu ileri sürer. Kimileri yirmi birinci yüzyılın gençlerine gönderme yaparken kimileri de ortamın bozuk olmasını bir neden olarak dile getirir.

Bu iddialar veya suçlamalar bir yere kadar doğru olabilir. Ancak aşağı yukarı hepsi asıl hedefi tutturmayan ifadelerdir.  Toplumumuzdaki temel sorun çok daha derinlerde yatan ve değiştirilmesi gereken belirli bir zihniyet ve yaşam tarzından kaynaklanır.

Dört yanlış: Tora’nın ilk iki peraşasında ciddi günahları içeren dört önemli anlatım vardır. Hemen yaratıldıkları günde Adam ve Hava yasak meyveyi yiyerek ve teşuva çağrısını reddederek yanlışlara bir başlangıç yaparlar. Hemen arkasından ilk cinayet haberi gelir Kayin kardeşi Evel’i öldürerek Tanrı’ya kardeşinin bekçisi olmadığını söyler. Noah zamanındaki genel bozulma bir tufan ve yok oluş ile noktalanır. Noah tufanından ders almayı reddeden insanoğlu Tanrı’ya isyan amacıyla Babil kulesini inşa etmeye başlar bu da “dağılma nesli” dediğimiz zamanda dört bir yana dağılmış ve birbirlerinin dillerini anlamayan toplumların meydana gelmesine neden olur.  

Hatam Sofer, bu dört talihsiz olayın aslında birbiriyle ilişkili olduğunu belirtir.   Adam ve Hava'nın günahından sonra, Tanrı'nın onları affeder ve yaşamalarına izin verir. İnsan bu durumda hala günahın ve cezanın caydırıcılığına inanmaktadır. İnsanlığın devamı için Adam ve Hava affedilmiştir. Kayin kardeşini öldürdükten sonra bir yere kadar Tanrı tarafından affedilir ve yaşamına devam eder. Ancak ne yazık ki bu olaydan sonra insanlar istedikleri her şeyi yapabilecekleri gibi yanlış bir sonuca varırlar. Onlara göre Kayin affedilebiliyorsa, o zaman görünüşe göre hiçbir hesap verme zorunluluğu yoktur ve istedikleri her şeyi yapmaları mümkündür. Sonuç olarak, insanlar şuursuz bir şekilde istedikleri her şeyi yapabilecekleri ve yanlışlarının hiçbir sonucuyla karşılaşmayacakları sonucuna varırlar. Ne de olsa Tanrı tufandan sonra bir daha asla dünyayı yok etmeyecektir.   Bu da sonunda Babil Kulesi inşasına neden olur.

Uyarılar: Hatam Sofer bu noktada önemli bir uyarı getirir:  Basitçe, istediğimizi yapabileceğimiz ve bundan sıyrılabileceğimiz fikri kesinlikle yanlıştır. Hepimiz bir takım kural ve kısıtlamalara bağlı olmak zorundayız. Bu kuralları ve kısıtlamaları ihlal etmenin sonuçları vardır ve bazen bu sonuçlar çok acımasız ve geri dönüşü olmayan zararlara neden olabilir.

Bir parantez açarak öğretmenim Ribi Şemuel Kohen’in (Z”L) bir öğretisine yer verelim. Tanrı gökkuşağını gösterdikten sonra bir daha tufan gelmeyeceğini söylemiştir. İnsan eğer kurallara göre yaşarsa dünya yaşanacak bir cennet halini alacaktır. Bunlara uymazsa da dünyayı kendileri yok edeceklerdir. Ne yazık ki günümüzde yaptığımız dünyanın yok olması için elimizden geleni yapmak şeklindedir.

Şimdi küçük küçük örnekler vererek nasıl davrandığımıza bakalım.  Bazılarımız, ergenlik çağındaki oğulları veya kızları alışveriş yaparken, yoğun caddelerde bile diğer sürücüleri rahatsız edecek şekilde davranabiliyor. Kimimiz, otelde tatil yaparken lobide birbirlerine bağırarak sanki mekanın sahibiymiş gibi davranmayı kendinde hak olarak görebiliyor. Bazılarımız,   yasaları çiğnemelerine ve kendilerini ve yoldaki herkesi tehlikeye atmalarına rağmen, otoyollarda istedikleri hızda araç kullanabileceklerini zannedebiliyor. Bazılarımız da, toplantılara ve randevulara bir saat geç kalabileceklerini ve diğer insanları bekletebilecekleri hakkını kendilerinde görüyor. Kısacası zaman ve sınırlarının bizim için değil, başkaları için olduğunu zannetme yanlışına düşüyorlar. Bazıları da özel mekan ve localara girebildikleri için dünyanın kendi etraflarında döndüğünü ve çok özel olduklarını kural ve kısıtlamaların kendileri için olmadığını düşünebiliyor. Bazıları ekonomik açıdan güçlü olduklarından yalnız kendilerinin konuşma hakkına sahip olacağı yanılgısına kapılabiliyor.

Biz kimiz? İnsanı geçici olarak tatmin eden bu durum aslında aşınmayı hızlandıran ve kolaylaştıran bir noktadır. İnsanın kendisini genel kural ve kısıtlamalara uymaktan muaf sayması adaletin işlemediğinin ve yozlaşmanın arttığının bir göstergesidir.  Toplum olarak yaptığımız bir başka yanlışa da gönderme yapalım. Yukarıda anmaya çalıştığımız ihlaller bizim konuşma tarzımıza da etki etmiş durumdadır. Konuşmalarımızda artık incelik, zarafet, kibarlık dokusuna rastlamak mümkün olmamaktadır. İnsanlar sadece garip gelen farklı baş harfleri ve kod sözcükleri kullanarak, kaba, argo bir şekilde konuşurken kendilerini de kaba edepten yoksun ve çirkin gösterdiklerinin farkında bile değiller. Konuşmalarımızda Avraam, Yitshak ve Yaakov'un çocukları, Moşe Rabenu'nun öğrencileri olan Tanrı’nın ilk çocukları olan toplumu karakterize etmesi gereken asalet, görkemli incelik ve nitelikler ne yazık ki artık yok. Unuttuğumuz şey Yahudiler’in kraliyet soyu olan Yehuda’dan geldikleri ve davranışlarının çok daha onurlu, kaliteli ve asil olması gerektiğidir.

Noah asil, ahlaklı, etik, vicdanlı, dürüst, nazik ve zarif bir kişi olarak, öbür dünyada bir pay kazanır. Bu dünyada da tufandan kurtarılarak insanlığın devamını sağlayan kişi olarak ünlenir. İnsanların birçoğunun düşüncesinin aksine bir kişi nazik, kibar ve düşünceliyse "kaybeden" değildir. Aksine bu davranışı insanların saygısını kazanması için bir vesiledir.

Bir benzetme yapalım. Eve su getiren boruları hepimiz biliriz. Boruların içine kir girerse, evdeki tüm su kirli olur.   Her lavabo, her banyo, bulaşık makinesi ve çamaşır makinesi kirlidir.   Pislik evin her yerine yayılır.   Ama su temizse, o zaman herkes evin neresinde olursa olsun temiz suyun tadını çıkarır.   Aynı şey görgü kurallarımız için de geçerlidir.  Anlatmaya çalıştığımız nokta, nazik ve kibar olmanın bizim için değerli olduğudur.       

Çocuklarımız: Biz öğretmenler özellikle lise öğretmenleri birçok farklı türden çocuğa ders verme fırsatına sahip oluruz. Bunlarla ilgilenirken kusursuz karakter özelliklerine sahip çocuklardan sürekli kaba, küfürbaz ve saygısız çocuklara kadar geniş bir yelpaze görebilirsiniz. Velilerle yaptığımız toplantılarda çocukların karakter özelliklerinin kaynağının nereden geldiğini de görebilirsiniz. Ebeveynlerin karakterleri, çocuklarının karakterlerinin gelişimi üzerinde derin bir etkiye sahiptir.   

Noah ancak beş yüz yaşına geldiğinde çocuk sahibi olma zamanının geldiğine inanır.  Beer Şmuel adlı kaynak Noah’ın çocuk sahibi olmayı ertelediğini, çünkü önce karakterini mükemmelleştirmek için çalışmak istediğini savunur.   Bir ebeveynin kişiliğinin çocuğun kişiliğini doğrudan etkilediğini anlamıştır bu yüzden, önce doğru ve iyi bir insan olmanın yollarını aramıştır.

Çocuklarımız hangi okullara giderse gitsin, öğretmenlerinden, müdürden, arkadaşlarından önce karakterleri üzerinde en önemli etki ebeveynlerindir. Bizler çocuklarımız için birer örneğiz. Başkalarıyla nezaket ve duyarlılıkla konuştuğumuzu ve davrandığımızı görürlerse, büyük ihtimalle örneğimizi takip edecek ve nazik, kibar ve duyarlı insanlar olacaklardır. Bu hayatımızın birçok yerindeki ilişkilerimizde böyle gelişir.

Pencere: Noah Tanrı’dan gemi yapma emri aldığında yapım sırasında geminin pencerelerinden söz edilir. Hava kapalı olacaktır. Dışarıda tufan vardır yani görecek bir şey yoktur. Bu pencere neden zikredilmiştir. Rabiler hava karanlıkken pencereye baktığımızda kendimizi gördüğümüzü öğretirler. Bu bir ayna görevi görecektir. Noah, insanlığın geri kalanının kaderinden kurtulmaya layık olduğunu bilmektedir ancak bu durum kendisini tatmin etmemelidir. Noah kendi kendine, "güvendeyim, iyiyim, her şey yolunda" dememeli hatta düşünmemelidir. Noah sürekli olarak kendine bakmalı, kendini analiz etmeli ve nasıl daha iyi olabileceğini düşünmelidir.

İşte toplumumuzdaki sorunları düşünürken ve tartışırken, herkese "pencereden" bakmak yerine, hepimizin "aynaya" bakmaya ihtiyacı vardır. Buna biraz zaman ayırmak gerekir. Bir kişiyi, aileyi, çocukları, okulları, modern toplumun yönlerini ve "dışarıdaki" her şeyi işaret etmek ve başkalarını suçlamak kolaydır.   Aynaya bakmak, kendimize bakmak, davranış biçimimizi incelemek, kendimizi geliştirmek ve bu şekilde çevremizdeki herkesi olumlu yönde etkilemek için neler yapabileceğimizi görmek çok daha zordur, ancak çok önemlidir.   Hepimiz kendi "gemilerimizde" yaşayıp, uygun olduğunu düşündüğümüz bir rota izleriz. Ancak bu, "gemimizin" dışındakilere küçümseyici bir şekilde bakmamız gerektiği anlamına gelmez. Bunun yerine sürekli olarak "aynaya" bakmalı ve olabileceğimiz en iyi olmak için çalışmak gerekir. Hepimizin daha rafine, daha saygılı, daha nazik ve daha kibar olmak için kendimiz üzerinde çalışmamız gerekir.     

Rav İsak Alaluf’un Noah 5786 Peraşasından alınmıştır