gondol

Yaşamak ve hayatta kalmak:  “ Yaşıyor muyuz, yoksa sadece hayatta kalmaya mı çalışıyoruz?” Zaman zaman kendimize şu soruları sormak nasıl olur? " Hayal ettiğim veya yaşamayı umduğum hayatı mı yaşıyorum?  Bu hayat yaşamak istediğim hayat mı?  Yoksa yaptığım sadece hayatta kalmak ve bir sonraki güne ulaşmakla mı?"

Bu çok rahatsız edici bir soru çünkü tehlikede olan şey hayatın anlamı ve önemidir. Eğer cevabımız “hayatta kalmak” ise hayatımızın amacını ciddi olarak düşünmeye başlamamız gerekir.  

David adında ALS hastası , “Dirşu” örgütü tarafından yürütülen ve katılımcılarının büyük miktarda Talmud öğrendiği ve ara sıra materyal üzerinde test edildiği dünya çapındaki programlardan birine katılmaktadır. Yazamıyor olmasına rağmen hiçbir testi kaçırmaz.   Bilgisayarda yazmak istediği harflere gözleriyle bakarak "yazabilmesini" sağlayan özel bir teknolojiyle soruları cevaplar.  Herhangi bir özel muafiyet istemez.   Diğer tüm katılımcılar gibi tüm materyali inceler ve ardından soruları cevaplamak için on beş saat harcar ve zamanında testi kuruma gönderir. En son testlerden birinde doktor randevusu olsa da dönüşte arabası kaza yapıp baştan teste dönmek zorunda kalsa da son testi de başarıyla teslim eder. Yani David sadece hayatta kalmaz aynı zamanda “yaşar.”

Talmud, Pirke Avot’ta öğrencilerine ölmeden önceki gün teşuva yapmalarını öğütleyen Rabi Eliezer ben Orkenos’dan söz eder.   Ona sorulan soru hepimizin soracağıdır.  “Hiç kimse ne zaman öleceğini bilemez.   Ne zaman öleceğimizi asla bilemiyorsak, ölmeden önceki gün nasıl teşuva yapabiliriz? Rabi, "işte tam da mesele bu.   Her gün teşuva yapın, çünkü hangi günün son gününüz olacağını asla bilemezsiniz" şeklinde cevap verir.

Her günün son günü olabileceğini hisseden insanlar her günü özel bir canlılık ve enerjiyle yaşarlar.   Her günü değerli kılmak, her günü anlamlı kılmak için çalışırlar. David, hastalanmadan önce başardığından daha fazlasını başarmak için motive olarak, her günün harika bir şey yapmak için değerli bir fırsat olduğunu fark ederek, durumunu büyük bir lütfa dönüştürmüştür.

Terazide asılı kalmak: Bir kişi hayatının "terazide asılı" olduğu noktaya geldiğinde ve hayatına "güvenmediğinde" özel bir güç elde eder.   Sadece hayatta kalmakla kalmayıp, yaşadığından emin olmaya çalışır.   Her günü en iyi şekilde değerlendirdiğinden emin olur, sadece bir sonraki güne ulaşmak için her günü atlatmakla kalmaz çaba gösterir.  Bu durumdaki insanlar her günü dolu dolu yaşarlar. Bu da izlememiz gereken modeldir.

Gondol sohbeti:  Bir Rabi Vedenik’te  bir gondol yolculuğunda gondolu kullanan adamla sohbet halindedir. Öncelikle sorduğu bu iş için bir eğitim alıp almadığıdır. Yanıt şaşırtıcıdır. Çünkü beş yıllık bir eğitim sonunda çok zor bir sınavdan geçtiklerini öğrenir. Bu sınavı geçemeyenlerin de kursu tekrar etmeleri şarttır. Bu da beş senelik bir gecikme demektir. Bu çok ciddi bir baskıdır ama aynı zamanda itici bir güçtür. Kişi durumu biliyorsa bu sınavı çok ama çok ciddiye alacaktır. Bunun nadir ve değerli bir fırsat olduğunu bilerek, elinden gelenin en iyisini yapacaktır. Bu, hayat için de geçerlidir.

Çoğumuz zamanımızı yaşamak yerine sadece hayatta kalmaya bakarız. Çünkü kibirle zamanımızı harcarız. Hayatlarımızı sadece uzun bir süreklilik olarak görürüz. Roş Aşana, Pesah, Yom Kipur, düğün, doğum günü her gün özeldir ve anlamlıdır.

İsterseniz kendimize soracağımız sorularla bir günün nasıl daha anlamlı olabileceğini test edelim. Bu sorulara yanıtımız “evet” ise oldukça iyi bir gün geçirdik diyebiliriz.  

Bugün bir şey öğrendim mi? Kişi ne kadar bilge olursa olsun, her zaman öğrenilecek daha çok şey vardır.   Tora sonsuzdur ve bin ömür bile hepsini öğrenmek için yeterli değildir.    Bizler elimizden geldiğince çok şey öğrenmek, her gün bir önceki gün bilmediğimiz bir şey öğrendiğimizden emin olmak için buradayız.

Bugün Tanrı’ya bağlanabildim mi? Günde üç kez dua etsek bile, bu mutlaka Tanrı’ya bağlandığımız anlamına gelmez.   Samimiyetle, duyguyla dua ederek ve O'nun bizim için ne kadar çok şey yaptığını ve O'na ne kadar çok güvendiğimizi düşünerek Tanrı’ya bağlanırız.   Tanrı ile zihinsel ve duygusal bağımızı derinleştirmek, her gün bir dereceye kadar yapmamız gereken bir şeydir.

Bugün birine bir şey katabildim mi? Hepimizin verecek bir şeyi vardır.   Bazıları tsedaka verebilir.   Bazıları ise tavsiye verebilir.   Hepimiz bir şekilde birine yardım edebiliriz, ister bir işi halletmek ister basit bir iyilik yapmak olsun. Vermek her gün "yapılacaklar" listemizde olmalıdır.

Bugün birini mutlu edebildim mi? İnsanları neşelendirmek için profesyonel bir ilham verici konuşmacı olmak zorunda olmadığımız açıktır.  Bir telefon açıp bir süredir konuşmadığımız bir arkadaşımızı aramak, sinagogdaki yeni bir yüze gidip sıcak, dostça bir selam vermek, birinin yaptığı bir şey için onu kutlamak veya birine güzel günler dilemek gibi.   Her gün birinin kendini iyi hissetmesini sağlamak için her zaman fırsat vardır. 

Bugün kendimi geliştirip büyütebildim mi? Büyümek için yaşıyoruz. Asla mükemmel olamayız ama her gün bir önceki günden daha iyi olmak için çaba sarf edebiliriz. Küçük adımlar büyük gelecekleri inşa edecektir.

Bu gün: Roş Aşana’da “ayom arat olam  - bugün dünya yaratıldı” şeklinde bir bölümü okunur.  Bu gün insanın yaratıldığı gündür. Aynı zamanda Roş Aşana yanlış yaparak onların cezalandırılacağı ve affedilerek yaşama devam etmeleri kararı alınan gündür. O zamana kadar “ölüm” diye bir sorun yoktur ancak günah sonrası gündeme gelmiştir. Yani artık kimse sonsuza kadar yaşayamayacaktır. Roş Aşana’nın en önemli mesajlarından biri burada saklıdır.

İlk insandan itibaren bir aciliyet, belli bir odaklanma ve ciddiyet oluşmuştur.  Her geçen gün insanı hayatının sonuna bir gün daha yaklaştırır. Gariptir ki Roş Aşana'da bunu anıyoruz.   Bu günde, hayatlarımızı düşünerek ve istediğimiz şekilde ve yaşamamız gereken şekilde yaşayıp yaşamadığımız gibi korkutucu soruları sorarak biraz zaman geçirmemiz gerekir. Hayatın geçiciliğini düşünmeli ve her günün asla geri dönmeyecek bir fırsat olduğunu fark etmek hepimiz için bir zorunluluktur.

İstediğimiz zaman bir ülkenin “devlet başkanı” ile teklifsizce görüşebilmek imkanına sahip miyiz sorusunun cevabı birçoğumuz için olumlu değildir. Ancak Tanrı ile istediğimiz zaman konuşmak elimizdedir. O'nunla konuşmak istediğimiz her an, O bizim için zaman ayırır.   Söyleyeceklerimizi duymak için her zaman isteklidir ve her zaman dinler. Sadece O'nunla içtenlikle konuşmamız gerekiyor.”

Roş Aşana dualarına aşina olan herkes, bu duaların sadece iyi bir yıl istemekle ilgili olmadığını bilir. Roş Aşana dua ritüelinin çok az bir kısmı, ihtiyaç duyduğumuz ve istediğimiz şeyler için Tanrı’dan sağlık, refah, huzur, uzun ömür ve barış gibi şeyler istemekle ilgilidir.  Roş Aşana dualarının teması ve odak noktası Tanrısal Krallıktır. Dualar boyunca, Tanrı’nın büyüklüğünden ve gücünden, O'nun dünyanın Kralı olduğundan, hepimizin ve yeryüzünde olan her şeyin üzerinde tam kontrol ve otorite uyguladığından söz ederiz.

Roş Aşana ve Kipur’u bu kadar özel ve heyecan verici kılan şey budur.   Evrenin Kralı olan Tanrı’nın bizi seçtiği ve O'nunla yakın bir ilişki kurmamızı istediği gerçeğine odaklanıyoruz.  Bunu fark ettiğimizde, sadece hayatta kalmaya devam edemeyiz.   Tanrı bizi sadece bir günden diğerine yaşayabilmemiz için bizi seçmemiştir. Bir şeyler yapmak istememiz, gelişmemiz, büyümemiz ve başarabilmemiz için bizi dünyadaki hayatımıza yönlendirmiştir. Bu mesaja Yamim Noraim boyunca yoğun bir şekilde odaklanırız. Ancak bu odak aslında hayatımızın da en temel odağı olmalıdır. Kipur öncesinde böyle bir karar almak anlamlı olacaktır. Bu zihniyetle her gün değerli, doyurucu ve anlamlı olabilir. Bu da tam olarak güzel bir yaşamın kaynağı demektir.

Rav İsak Alaluf’un Vayeleh 5785 Peraşasından alınmıştır