|
Hafta İçin Saatler |
12 TİŞRİ |
Gelecek Hafta İçin Saatler |
||||
|
Şabat |
Başlangıç |
Bitiş |
5786 |
Şabat |
Başlangıç |
Bitiş |
|
Yeruşalayim |
17:42 |
18:56 |
----- |
Yeruşalayim |
17:33 |
18:48 |
|
Tel Aviv |
18:01 |
18:58 |
4 EKİM |
Tel Aviv |
17:52 |
18:49 |
|
İstanbul |
18:29 |
19:07 |
2025 |
İstanbul |
18:17 |
18:56 |
|
İzmir |
18:30 |
19:19 |
|
İzmir |
18:19 |
19:08 |
|
AAZİNU- האזינו |
||||||
7 -8 EKİM 2025 SUKOT
|
||||||
Peraşa Özeti
[www.chabad.org]
(Devarim 32:1-32:52)
Aazinu peraşasının büyük bölümü, 70 dizelik bir şarkıdan oluşur. Bu şarkı, Moşe tarafından, dünyadaki hayatının son gününde Bene-Yisrael'e söylenmiştir.
Yeryüzü ve gökleri tanık olarak davet eden Moşe, halkı "Eski günleri hatırla / Tüm nesillerin yıllarını anlayın / Babana sor ve o sana anlatsın / Yaşlılarına [sor] ve sana söylesinler" sözleriyle teşvik etmektedir. Bahsettiği, Tanrı'nın onları çölde nasıl bir ulus haline getirdiğinin, Kendi Halkı olarak seçtiğinin ve onlara bollukla mübarek kılınmış bir ülkeyi bahşettiğinin halk tarafından hiçbir kuşkuya yer olmadan bilinmesinin önemidir. Şarkı aynı zamanda bir uyarıda bulunur: "Yeşurun [Yisrael] şişmanladı ve tekmeledi / Yağ bağladın, kalınlaştın ve kabalaştın / Onu meydana getiren Tanrı'ya sırtını döndü / Ve kurtuluşunun Kayası'nı hakir gördü". Bu durumun sonucu, akıl almaz felaketler olacaktır. Tanrı bunu Tanrı'nın "Yüzü'nü Saklaması" olarak tanımlar. Yine de Moşe bir söz verir: Sonunda Tanrı, Kulları'nın kanlarının intikamını alacak ve Halkı ile Ülkesi ile teselli edecektir.
Peraşa Tanrı'nın Moşe'ye, Nevo dağının zirvesine çıkması konusunda talimat vermesiyle sona erer. Moşe buradan, ölmeden önce Erets-Yisrael'i görebilecektir. Ancak oraya, Tanrı'nın Bene-Yisrael'e verdiği Ülke'ye giremeyecektir.
Mİ-DRAŞ YİTSHAK
Rav İsak Alaluf
PAHA BİÇİLEMEZ BİR İNCİ
Teşuva: RaMBaM teşuva kurallarını işlediği bölümde günahlarımız için teşuva yapmanın yeterli olmadığını aynı zamanda olumsuz karakter özelliklerimiz için de teşuva yapmamız gerektiğini yazar. RaMBaM öfke, kıskançlık, oburluk, açgözlülük ve onur arayışı gibi özellikleri belirtir. Ne yazık ki günümüzde teşuva yapmak ile ilgili durumu düşündüğümüzde aklımıza yalnızca Şabat, Kaşrut, dua ve benzeri gibi ritüel konular gelir. Bunların hepsi şüphesiz çok önemli ve Tora yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak biz insanlar çok daha temel ve ilksel bir şeyi göz ardı etmekten çekinmeyiz. Bunlar “midot” dediğimiz karakter özellikleridir. Teşuva her şeyden önce karakterin iyileştirilmesiyle önemlidir. Kabala’nın en önemli üstatlarından biri olan Rabi Hayim Vital “Şaar Lekduşa” adlı kaynakta "Yahudiliğin temel ilkesinin" Tora'nın emirlerine uymanın yanı sıra Midot dediğimiz davranışlarımıza önem ve özen gösterilmesinin gerekli olduğunu paylaşır.
Karakter gelişimi: Elbette bu prensip Tora’nın emirlerinin ihlal edilebileceği anlamına gelmez. Bu ibadet ederken aynı zamanda karakter özelliklerimizin geliştirilmesi anlamına gelir. Rav Haim Vital açıklamasında karakter gelişimi sayesinde mitsvalar da doğal olarak yerini bulacak ve yerine getirilmesi konusunda bir sıkıntı yaşanmayacaktır. Rav Hayim Vital, eğer bir kişinin davranışlarının kötü olması durumunda Yahudi dininin temel mitsvalarını yerine getirmekte zorlanacağını söyler. Bu nokta Gemara’da Rabiler tarafından da belirtilmiştir. Gemara, öfkeyi açığa çıkarmanın putperestliğe, kibrin ise sapkınlığa benzediğini öğretir. Bir kişi uygun karakter özelliklerine sahip değilse iyi bir Yahudi sayılamaz. Başka bir deyişle, bir kişi günde üç kez sinagoga dua etmeye gelebilir, her görüşü tatmin etmek için birkaç çift Tefilin giyebilir, 20 dakikalık Amida boyunca gözleri kapalı ileri geri sallanabilir, Kaşrut'un en katı standartlarına bağlı kalabilir. Hatta saatlerini öğrenmeye ayırabilir. Eşine, çocuklarına ve çalışanlarına karşı nazik ve sabırlı konuşmuyorsa bu kişi iyi bir Yahudi değildir.
Yüzeysel değer sistemi: Bugün ne yazık ki zihinlerimiz “iyi bir Yahudi” kelimesini rafine bir karakterle değil, çalışma ve ritüelle ilişkilendirmeye programlanmıştır. Ve böylece "dindar" görünen ancak mali ilişkilerinde dürüst olmayan Yahudilerimiz var. Ne yazık ki bu kategori içinde düşündüğümüz Yahudi kardeşlerimizin araba kullanırken korna çaldıkları, bağırdıkları hatta küfrettiklerini görebiliyoruz. Ne yazık ki yönümüzü ve "dindar" olmanın ne anlama geldiğine dair anlayışımızı kaybettik. Bu büyük ölçüde içinde yaşadığımız toplumun bir işlevidir. Günümüz toplumu çerçevesinde insanlar; net serveti, şöhreti, giydiği kıyafet türü, sahip olduğu ev gibi anlamsız, yüzeysel kriterlere göre değerlendirilir. Karakter asaletlerine göre değerlendirilmezler. Bu yüzeysel değer sistemi Yahudi cemaatine de taşınmıştır. Biz de kendimiz de dahil olmak üzere insanları dış görünüş, hangi Kaşerut ajanslarına güvenip güvenmediğimiz gibi yüzeysel kriterlere göre değerlendiriyoruz. Onurlu, dürüst ve düşünceli davranıp davranmamamız konusunda en önemli kriterin Midot yani davranışlarımız olduğunu unuttuk.
Paha biçilemez bir inci: Bir düğünde, "dindar görünümlü" bir adamın tatlı büfesindeki kalabalığın arasından geçerek tabağını kocaman bir parça pastayla doldurduğunu ve ardından kalan boş alanı kapatmak için kurabiyeleri ekleyip büyük bir kuleye yığdığını görmek sürpriz olmaktan çıkmıştır. Daha sonra bu kişinin bir Rabi’nin yanına gelerek komplike soruları sorması kişiyi ne yazık ki gülünç duruma düşürmektedir. Sözgelimi "yaşan" konusunda endişeli ama insanları itip kakmak ya da kendini kontrol etmeden yemek ciddi bir tezattır. Elbette lezzetli bir yemeğin tadını çıkarmak yanlış değildir. Ancak fiziksel tatmine düşkünlük yiyecek kesinlikle kaşer olsa bile Tora yaşamının ruhuyla doğrudan çelişir. Rav Hayim Palaçi, kişinin karakterini geliştirmenin tüm manevi hastalıklara "her derde deva" ve "paha biçilemez bir inci" olduğunu yazar. Yamim Noraim boyunca geliştirmeye çalışmamız gereken birçok alan vardır. Ancak öncelikle odaklanmamız gereken davranışlarımız ve Midot dediğimiz özelliklerdir. Bu, Tanrı’ya yaklaşmak, gökteki meleklere benzemek, manevi mükemmelliğe adım adım yaklaşmak için atmamız gereken ilk ve en önemli adımdır.
DİVRE TORA
Rav Albert Gerşon
GERÇEK ADALET
Kaya! - Yaptıkları kusursuzdur, çünkü bütün yolları adildir (Devarim 32:4).
Hatam Sofer, Tanrı'nın "bütün" yollarının adil olduğunu söyleyen pasuğun niye beklediğini sorar. Bir benzetme kullanarak açıklayalım. Bu dünyada, bir kişi suç işlediğinde, suçundan dolayı yargılanmak üzere mahkemeye çıkarılır. Mahkeme onu suçlu bulursa, suçuna uygun bir ceza verir. Suçunun ciddiyetine bağlı olarak istediği kadar hapis cezasına çarptırılabilir.
Suçlunun bir ailesi ve çocukları varsa, sevdikleri onlardan alındığında kesinlikle derinden etkileneceklerdir. Sadece suçlu hapiste geçirdiği yıllar boyunca acı çekmekle kalmayacak, aynı zamanda ona yakın olan herkes de acı çekecektir.
Ancak mahkeme, suçluya ne kadar ceza vereceğine karar verirken, cezanın tüm aileye ne kadar acı çektireceğini dikkate almaz. Mahkeme, yalnızca suçlunun suçundan dolayı ne kadar acı çekmesi gerektiğiyle ilgilenir.
Bu, göksel yargıda geçerli değildir, diyor Hatam Sofer. Tanrı bir kişinin suçunu yargıladığında, suçluların cezasından etkilenen herkesin çektiği acıyı dikkate alır. Eğer içlerinden biri bunu hak etmiyorsa, Tanrı suçlu hakkında böyle bir karar vermez. Belirli bir cezayı hak etmiş olsa bile, başkalarının liyakatiyle bundan muaf tutulabilir.
Tanrı birine bir yargı verdiğinde, bu, etkilenen herkesin kendi günahlarının kefareti için ihtiyaç duyduğu acı miktarının tam olarak verildiği anlamına gelir.
Kimse boşuna acı çekmez. Nihayetinde, her kişiye en adil şekilde davranılır.
GÜNLÜK YAŞAMDAN
(Kaynak: Rabilerin öğretilerinden)
Rav İzak Peres
Roş Aşana ve Kipur arasındaki “ziyara” geleneğinin anlamı nedir?
Roş Aşana ile Kipur arasında tsadiklerin kabirleri ziyaret edilir ve burada Tanrı’ya dua edilir. Bu ziyaret “tsedaka” mitsvası ile taçlandırılır. Toplumumuzda bu süre zarfında aile büyükleri ve yakınlarımızın mezarları ziyaret edilir. Bu ziyarette müteveffanın ruhu için Teilim ve Mişna okunması bir gelenektir.
DEĞERLERİMİZ
Rav İsak Alaluf
Moşe Rabenu dağa çıkmış ve kırk gün içinde geleceğini söylemiştir. Kırk gün geçmiş ancak Moşe daha görünmemiştir. Halk bu süre içinde özgürlüğün tadına fazlasıyla alışmış ve daha kırk gün önce verdiği sözleri unutmuş gibidir. Altın buzağı olayı aslında bir putperestlik girişimi olarak başlamaz. Bene Yisrael başlarında olmayan liderlerinin yerine bir lider arayışına girmişlerdir. Onlara göre toplumu Mısır’dan çıkaran, Kızıldeniz’i geçiren Tora’yı getiren hep Moşe’dir ve o ortada yoktur. Aslında yanlış burada bulunur. Bütün bunları yapan Moşe değil Tanrı’dır. Moşe sadece bir aracı konumundadır. Toplumun içinde bulunan inançsız kişiler bu zayıf anı çok iyi yakalar ve lider arayışı ile başlayan olay bir putperestlik günahına dönüşür.
Sosyo biyolog Edward Wilson “Naturalist” adlı kitabında şöyle yazar: “ Bir kurt sürüsünün sürünün başı olan kurtun karşısındaki duruşu insanın dua sırasındaki fiziksel duruşuna çok benzer.” Hayvanlar aleminden bir topluluğun liderini tanıması ve ona karşı sadakatini göstermesi içgüdüseldir. İnsanı hayvandan ayıran gözle görülmeyen bir ilah veya lideri kabul edip ona ibadet etme yeteneğidir. Moşe beklendiği gün dönmeyince toplum günaha sapar.
Bunun sonucunda da Mişkan’ın kurulması kaçınılmaz olur. Tanrı’nın istediği her ferdin kendisinin bir Mişkan kadar kutsal olmasıdır. Ortada bir yere ihtiyaç duymadan Tanrı ile rahatlıkla irtibat kurabilmesidir. Sinay dağı tecrübesini yaşayan Bene Yisrael aslında bu konuma da erişmişlerdir. Ancak altın buzağı olayı bunun artık mümkün olamayacağını gösterir. Mişkan, ibadet ve kobranlar artık hayatımızda çok gerekli bir hal almıştır. Şehina artık Mişkan’da barınacaktır. Bu barınak daha sonra Bet Amikdaş olmuştur. İkinci Bet Amikdaş’ın yıkılmasından sonra ise artık onların yerini Mikdaş Meat yani sinagoglar almaya başlar. Kobranlar yerini dualara bırakır. Gerek Mişkan ve gerekse diğerleri Şehina’nın barındığı yerin fiziksel hatırlatıcısıdır. Patah Eliyau Anavi adlı Zohar parçası Bet Amikdaşlar’ın yıkılması ile birlikte Tanrı’nın dört harfli isminin ilk üç harfinin Yeruşalayim’de Bet Amikdaş’ın olduğu yerde kaldığını en son “He” harfinin de Galut’taki Şehina olarak bizlerle birlikte diasporaya çıktığını öğretir.
HAFTANIN SÖZÜ
Bir zamanlar tek kızı olan bir kral varmış ve krallardan biri gelip onunla evlenmiş. Kocası ülkesine dönmek isteyince, babası ona şöyle demiş: "Sana verdiğim kızım tek çocuğumdur; ondan ayrılamam. Sana da 'Onu alma' diyemem, çünkü o senin eşin. Ancak senden tek bir ricam var: Nereye gidersen git, seninle kalabilmem için bana bir oda hazırla, çünkü kızımı bırakamam." ... Aynı şekilde Tanrı, Yisrael’e şöyle demiş: "Sana Tora’yı verdim. Ondan ayrılamam, sana da onu alma diyemem. Ama senden şunu rica ediyorum: Nereye gidersen git, bana içinde yaşayabileceğim bir ev yap..." (Midraş Raba)

