
Tarihler: Bazı tarihler insanın aklına yerleşir ve kolay unutulmaz. Her ülkenin ve her toplumun kendine göre tarihleri vardır. 4 Temmuz 1776 Birleşik devletlerin bağımsızlık beyannamesinin imzalandığı tarihtir. 11 Eylül 2001 ikiz kuleler saldırısıdır. Maalesef 7 Ekim 2023 de bir Şabat ve Şemini Hag Atseret gününde gerçekleşen terör vahşetidir. Elbette hatırlanması güzel olan tarihler de mevcuttur. Ancak kimsenin aklına 16 Ağustos 1994 diye bir tarih gelmez. Hiçbir şey anımsatmıyor gibi görünse de o tarih dünyanın ilk akıllı telefonunun piyasaya sürüldüğü tarihtir. Başlangıçta çok popüler olmadıysa da ilk akıllı telefon ortaya çıkar. Sonunda da Steve Jones adlı biri 2007 tarihinde “IPhone” denilen markayı piyasaya tanıtır. Günümüzde bu cihaz markası ne olursa olsun hepimizi esir alan bir aygıt haline gelmiştir.
Karmaşık sorular: Yetsiat Mitsrayim’in aklımızı karıştıran sayısız sorusu vardır. Hele “keriat yam suf – denizin yırtılması” söz konusu olunca karışıklık daha da fazla artmaktadır. Peraşamızın başında Bene Yisrael Mısır’ı terk ederken Tanrı onları uzun yoldan götürmeyi tercih eder. Çünkü Pelişti topraklarından geçerken orada karşılaşacakları zorluklar nedeniyle Mısır’a dönmek isteyecekleri kesin gibidir. Bene Yisrael’in izlediği yolda Yam Suf kıyısında Mısır ordusu tarafından tuzağa düşürülür. Tanrı onları kurtarmak için bir mucize yapar. Tanrı pekala Pelişti topraklarından geçerken de aynı mucizeyi veya benzerini yapabilirdi. O zaman deniz geçişinin avantajı nerededir?
Biraz daha aklımızı meşgul edelim: Deniz yarıldıktan ve karşıya geçtikten sonra Bene Yisrael bir şarkı söyler. Her gün Şahrit duasında okuduğumuz bu şarkı denizden kurtuluş sonrasında söylenirken neden iki yüz seneyi aşkın olan Mısır çıkışında da bir şarkı söylenmemiştir? Her iki sorunun cevabı da Bene Yisrael’in deniz yarılana kadar gerçek anlamda özgür olmadığıdır. Tanrı onların tam bir özgürlük kazanmalarını ister ve bu yüzden onları özellikle denize yönlendirir. Mucizeden sonra gerçekten özgürlüğü kazanınca yeni keşfettikleri özgürlük duygusunu kutlamak için şarkıyı söylemeye başlarlar. Soruların cevabını verirken farklı sorularında kapısını aralarız. Bene Yisrael’in deniz mucizesine kadar gerçek anlamda özgür olmadığını anlamak için kölelik ve özgürlük kavramlarını dikkatlice tanımlamak gerekir.
Kölelik nedir? Kölelik, kişinin sahip olmak istemediği birçok sorumluluğa sahip olmasından çok daha fazlası anlamına gelir. Bu, kişinin yaptığı her şeyin, tüm yaşamının bir efendiye tabi olması demektir. Alaha bir kölenin durumuna ilişkin bir takım kuralları belirler. Kölenin aldığı hediyeler efendisinindir. Köle durumunda çocuk sahibi olursa bunlar da efendisine aittir. Bizler belli saatler arasında çalışmak zorundayız ama daha sonra hayatımızı istediğimiz gibi yaşayabiliriz. Kölenin böyle bir ayrıcalığı yoktur. Yaptığı her şey efendisinin kontrolü ve yetkisi altındadır. Hatta kölelik, kişinin eylemlerini etkilediği kadar zihnini de etkiler. Kölelik insanın özgürce düşünmesine ve istediğini yapmasına izin vermeyen bir teslimiyet duygusudur. Bene Yisrael Mısır çıkışında bile kendilerini Mısırlılar’ın kölesi olarak görmekteydiler. Ancak denizde onların yok olduklarını gördüklerinde gerçek anlamda özgür olduklarının ayırdına varmıştırlar. “Yetsiat Mitsrayim” bedenleri “keriat yam suf” da zihinleri serbest bırakmıştır.
Bene Yisrael’de görülen zihinsel köleliğin belirtilerini Moşe’nin ilk ziyaretlerinde bile görmek mümkündür. Moşe ziyarete gelip vaadlerini sıraladığında “velo şameu el Moşe mikotser ruah umeavoda kaşa” ifadesi ile karşılaşırız. Moşe’yi sıkıntıdan, yorgunluktan ve bıkkınlıktan dinlemezler. Zihinleri aşırı dolu olduğundan, stres ve baskı altında süt ve bal akan bir ülkeye dair güzel kehanetleri duymaya açık olmaları mümkün değildir.
RaMHaL tarafından yazılan Mesilat Yeşarim, yetser ara’nın en kurnaz numarasının bizi bu zihinsel kölelik durumuna getirmek, bizi düşünemeyeceğimiz bir noktaya getirmek olduğunu öğretir. Bizi her türlü şeyle o kadar meşgul etmeye, o kadar baskı altına almaya çalışır ki, hayattaki önemli şeyler için zihnimizde “Moşe Rabenu”ya yer kalmaz. Yetser ara sayesinde zihinlerimiz doludur ve köleleşmek konusunda oldukça hevesli davrandığımız gerçektir. Bu şekilde düşünme, tefekkür etme veya yansıtma özgürlüğümüz ortadan kalkar. Günümüz terminolojisinde buna dikkat dağıtma deriz. Bu da bizi odaklanmaktan alıkoyar.
Bir durum: Pek çok başarılı insan, tamamen yatırım yaptıkları, odaklandıkları, enerji dolu oldukları ve harekete geçtikleri ruh halinden bahseder. En zor kısım duruma girebilmektir. Oraya vardıklarında her şeyi yapabilmeleri mümkündür. Yaptıkları her şeyi başarırlar. Çünkü yeteneklerinin aktif hale geldiği odaklanma “durumuna” nasıl gireceklerini bilirler. Hepimiz güveni, enerjiyi, cesareti ve titizliği yansıtan, her zaman "bu durumda" görünen, odaklanmış insanları tanırız. Bu insanlar başarılı olma eğilimindedirler çünkü odaklanmanın en üst seviyesinde kalabilirler, bu da onlara sonsuz olasılıkların kapılarını açar.
Yetser ara'nın en büyük korkusu işte bu “durum” dur. Oraya vardığımızda her şeyi yapabileceğimizi ve bizi durduramayacağını bilir. Yani yapmaya çalıştığı şey bizi “durumdan veya konumdan” engellemektir. Bizi zihinsel olarak köleleştirdiği için Moşe'nin çağrısını dinleyecek, önemli şeylere dikkat edecek zihinsel enerjiden yoksun kalırız. Günümüzde bunu yapmanın en kolay yolu da akıllı telefon ve tabletlerdir. Tabi ki televizyonu da bu kategorinin dışında bırakmamak gerekir.
Bu ajanlar, tüm nimetleriyle birlikte "adı geçen duruma" girmeyi neredeyse imkansız hale getirir. Burada anlatmak istediğimiz bu aletlerin iş yapma yeteneğimizi nasıl engellediği, kullanmadığımız zamanlarda bile bizi nasıl etkilediğidir. Bunların yaptığı en iyi şey dikkatimizi dağıtmaktır. Ne yapıyor olursak olalım, zihnimizin bir kısmı mesaj, e-posta, gönderi, tweet, snapchat veya telefonlarımızla yapmak isteyebileceğimiz başka ne varsa onu düşünür. Bu da bizleri odaklanmaktan ve “durum” adını verdiğimiz o bölgeye girmekten alıkoyar. Bu yetser ara için büyük bir başarıdır. Artık dikkatimizi dağıtacak hiçbir şey yapmasına gerek kalmamıştır.
Kısacası biz de köleyiz. Düşünme, planlama ve yapmak istediğimiz her şeyi yapma özgürlüğümüz yok. Bu akıllı aletler efendimiz gibidirler. Alış veriş yapmaktan yaşamın her dakikasına kadar her yerde kontrolü onların eline vermeye can atan bizlerin acaba kendimizi düşürdüğümüz bu durum hakkında şikayet etmeye hakkı var mıdır?
Şabat’ın gücü: Günün birinde çok başarılı bir iş kadınına nasıl bu kadar başarılı olduğu sorulur. Kadın da “Şabat sayesinde” cevabını verir. Çünkü o kişi Şabat günü hayatındaki gerçekten önemli olan şeylere, yani eşine, çocuklarına ve dinine odaklanmayı seçmiştir. Yirmi dört saati aşkın bir zaman içinde onun dikkatini çekecek ajanlardan uzak durmayı seçmiştir.
Aslında Şabat bize odaklanma fırsatı veren, zihinlerimizi o gün için serbest bırakan ve tüm dikkatimizi ailelerimize ve Tora'ya verebilmemizi sağlayan büyük bir nimettir. Bu çok güzel ama yeterli sayılmaz. Geri kalan altı gün boyunca odaklanma ve dikkatimizi bir miktar kurtarmanın bir yolunu bulmalıyız. Bunun yolu cihazları bizlerin kontrol etmeye başlamasıdır.
O ilk an: Yam Suf’da gerçekleşen mucize, bir su kütlesinin Yahudi Halkının geçmesine izin vermek için olağandışı bir şekilde bölündüğü tek zaman değildir. Kırk yıl sonra Yarden Nehri Bene Yisrael'e doğru ikiye ayrılacak ve Bene Yisrael Yeoşua liderliğinde Erets Yisrael’e giriş yapacaklardır. Yarden Nehri'nin bölünmesi Yam Suf mucizesiyle ilişkilendirilen görkem ve gösterişe sahip değildir. Güzel bir övgü şarkısı yoktur. Aynı zamanda Pesah’ın yedinci günü gibi bir bayram da olmamıştır. Soru burada da bellidir. Neden?
Bilinen cevaplardan biri, dikkat çekici bir şeyin ilk kez gerçekleştiği anın her zaman en önemli olduğudur. Bene Yisrael, Yam Suf'a atlayarak Tanrı’ya olan inançlarını gösterir ve bu deneyim onlara şarkı söyleme konusunda ilham verir. Bir sonraki yarılma ilki kadar güçlü ve etkileyici gelmemiştir. Ancak her neslin aşması gereken bir zorluğu, bölmesi gereken bir denizi, ele alması gereken çok zor bir sorunu vardır. Bu engellerin aşılması gelecek nesillerin yolunu açacaktır.
Bizim neslimizin sınavı teknoloji ile bağlantılıdır. Bu, aşmamız gereken en büyük zorluktur. Çağımızın cihazlarını kullanmak hakkımız hatta bir sorunluluktur. Ancak bunları onun kölesi olmadan yapabilmek geçmemiz gereken en önemli sınavlardan biridir. İnsanlarımız Şabat gününü korumayı nasıl başardıysa bizler de bu cihazları elbet kontrol altında tutabiliriz.
Meşgul olmakla üretken olmanın aynı şey olmadığını unutmayalım. Günümüz çağında her zamankinden daha yoğun olduğumuz gerçektir. Belki de bu nedenle çoğumuz olabileceğimiz kadar üretken değiliz. Üretken ve anlamlı yaşayabilmek, bu dünyada bize verilen sınırlı süreyi en iyi şekilde değerlendirebilmek için hayatımızın kontrolünü ele geçirecek güce sahip olmamız önemlidir.
Rav İsak Alaluf’un HP Beşalah 5785 yazısından alınmıştır.

