|
(Mişna’dan bahsedilen 7 tane suçun üçü burada bahsedilirken,
geriye kalan 4 tane suç bir sonraki Mişna’da dile
getirilecektir.)
ŞİVA MİNE PURANİYOT BAİN LAOLAM Al ŞİVA
GUFE AVERA... DÜNYAYA YEDİ ÇEŞİT SUÇ İÇİN YEDİ ÇEŞİT CEZA
GELİR...
Tanrı adaletinde mida keneged mida - ölçüye karşı ölçü
prensibinden yola çıkarak kişilerin işledikleri günahlara karşı
bedellerini, aynı eşitlikte geri verir. Mişna’da belirtilen
cezalar iyi analiz edildiğinde kişinin hangi hareketindeki
eksiklikten dolayı cezayı aldığını buna karşılık neyi düzeltmesi
gerektiği belirtilmektedir.
Mişna’da belirtilen gufe avera- suç anlamını ifade etmektedir.
Guf kelimesinin İbranice’de vücut anlamına geldiğini göz önüne
alırsak burada kişinin yaptığı bir günah sonucu tüm vücudunun
bunun bedelini ödeyeceği gerçeği ortaya çıkar. Kişi kendisini
Tanrı’nın isteklerini yerine getirmekten alıkoyarsa, her
seferinde onun aleyhinde konuşabilecek bir meleğe sahip olur. Bu
onun tüm vücudunu negatif bir şekilde etkiler. O nedenle kişi
vücudunun tamamını negatif olarak saracak ve kötü bir meleğe
sahip olabilecek bir durumu ortaya çıkarmaması için günahtan
uzak durmalıdır.
MİKTSATAN MEASRİN UMİKTSATAN ENAN
MEASRİN RAAV ŞEL BATSORET BA MİKTSADAN REEVİM UMİKSATAN
SEVEİM.... BAZI İNSANLAR YOKSULLARA MAASER (ÜRÜNDEN
AYRILAN ) VERİRKEN BAZILARI İSE VERMEZLER. BUNDAN DOLAYI AÇLIK
GELİR VE YAĞMURSUZLUKTAN KAYNAKLANAN KITLIK GELİR. BÖYLE BİR
DURUMDA BAZI İNSANLAR YOKLUK İÇİNDE YAŞARLARKEN, BAZI İNSANLAR
İSE VARLIK İÇİNDE YAŞAYACAKLARDIR.
Pirke Avot’un bir başka yerinde belirtildiği gibi; Bartota’lı
Rabi Elazar şunları öğretir: O’na ait olanı ver. Çünkü sen ve
sana ait olan her şey O’nunsunuz. Kral David’in dediği gibi;
(Divre Ayamim 1- 29:14) ki mimeha akol, umiyadeha natanu lah.
Her şey Sen’dendir ve biz ancak Sen’in Elin’den aldıklarımızı
sana verdik. (Pirke Avot 3:8)
İnsanların sahip olduğu her şey Tanrı’ya aittir. İnsanın sahip
olduğu zenginlik Tanrı tarafından insana bir bakıma ödünç olarak
verilmiştir. Bu verilen ödünç parayı kendi kişisel harcamalarını
yaptıktan sonra başkalarıyla gerektiği gibi paylaşmalıdır.
İhtiyacı olana yardımı gerçekte kendi cebinden vermekte
değildir. Zira bu, Tanrı’ya ait olanı başkalarıyla paylaşması
demektir. Buna göre insan, sahip olduklarını Tanrı’dan
gizleyemeyeceğine göre, parasını doğru yolda kullanmasını
bilmelidir. Tanrı’ya ait olanı O’na iade etme bilinciyle hareket
edersek, yapılması zor olan bir fedakarlık olsa bile, bunu bir
görev olarak telakki ederiz. Bize verilen her şeyi iyi ve doğru
bir şekilde korumasını bilmeliyiz.
Bu düşünce ile kişi maaser ve teruma verme konusunda gereken
önemi göstermediği takdirde ekonomik bir sıkıntı ile karşı
karşıya kalacaktır. Maaser; Tora’nın Koen , Levi, dul ve
yetimlere verilmesini emrettiği mal yüzdesidir. Teruma da Koen’e
verilmesi gereken bir miktardır. Görüldüğü gibi Tanrı’nın isteği
olan yardıma ihtiyacı olan insanlarla paylaşılması gerekliliği
bazı insanlar tarafından gerçekleştirilmediği takdirde ceza
olarak ekonomik sıkıntılar oluşacak ve gökyüzünden yağmurların
yağması duracaktır. Burada bahsedilen maaser ve teruma Erets
Yisrael’deki ürünler için geçerli olup Bet-Amikdaş zamanında
Koen ve Levi’lere verilirdi. Bu gün Bet-Amikdaş olmadığından
dolayı Koen ve Levi’lere verilen bir şey yoktur. Yalnızca bu
mitsvanın unutulmaması için İsrael’de yetişen ürünlerden
sembolik olarak çok küçük bir parça çıkarılır ve yakılır. Dul,
yetimlere ve yardıma ihtiyacı olanlara verilmesi gereken tsedaka
ise her yerde çok titizlikle yapılması gereken mitsva olduğunu
unutmamız gerekir. Bu mitsvanın yapıldığı yerde Tanrı berahasını
bereketini eksik etmeyecektir.
d) VEŞELO
LİTOL ET AHALA RAAV ŞEL KELAYA BA... EĞER HERKES HALA
VERMEYİ DE REDDEDERSE O ZAMAN HİÇ YAĞMUR GELMEZ YOKEDİCİ BİR
AÇLIK GELECEKTİR.
Hamurdan yapılmış ürünlere hala adı verilir.. Bet-Amikdaş
zamanında halanın hamurundan bir parça Koen’lere verilirdi.
Yapılan hesaplamalara göre 1.25 kg hamur veya fazlası uygun bir
Hala ayırımı için yeterlidir. Bugün hala parçası Bet-Amikdaş
olmadığından dolayı Koen’lere verilmemektedir. Fakat halayı
pişiren bir kadın 1.750 kg. civarında bir hamur pişirirse,
zeytin büyüklüğündeki bir parçayı, (27 gr) hamurundan ayırarak
yakar. Bu işlem yapıldığında kadın “Baruh Ata Ad... Elo-enu
Meleh Aolam Aşer Kideşanu Bemitsvotav Vetsivanu Leafriş Hala Min
Aisa berahasını da söyler. 1.750 kg dan az miktardan hamur
kullanıldığında sembolik olarak hamur ayırmana rağmen bu hamur
için beraha söylemeye gerek yoktur. 950 gr miktar hamur
kullanıldığında hamur ayırmana hiç gerek yoktur.
Koen ve Levi’lere verilmesi gereken bu pay, onlara
Bet-Amikdaş’ta yapmakla yükümlü oldukları görevler için
ayırdıkları zamana karşı yapılan bir destektir. Böylelikle bazı
kişiler iş hayatında çalışırken, bazıları da Tapınak’ta
yapılması gereken ritüelleri yapacaktı. Para kazananlar onlara
böylelikle destek olacaklardı.
“Sizi götüreceğim ülkeye girip o ülkenin ekmeğinden yediğinizde,
bir kısmını bana sunacaksınız. İlk tahılınızdan sunu olarak bir
ekmek yapacaksınız, bunu harmanınızdan bir sunu olarak
sunacaksınız.” (Bamidbar 15:17-21) Tora’nın bir emri olan hala
önemli bir mitsvadır. Toplu olarak hala gibi önemli bir mitsvayı
yapmamaya karar verilirse buna karşılık açlık baş gösterecek,
yağmurlar yağmayacak ve nehirlerin suyu kuruyacaktır. Tora’nın
belirttiği gibi; “Başınızın üstündeki gök tunç, ayağınızın
altındaki yer demir olacak. Gökten yağmur yerine ülkenize toz ve
kum yağdıracak.” (Devarim 28:23-24)
İlk verilen porsiyon ....
İlk insan Adam yaratıldığı zaman beden ile ruhun birleşiminden
oluşuyordu. Tanrı toprağı alarak sanki bir fırıncının ekmek
yapması gibi toprağı yoğurarak ve içine ruhunu vererek ilk
insanı oluşturmuştu. Mecazi anlamda dünyanın “ilk payı” ilk
ayrılan hala parçasını oluşturdu. Ne zaman ki Adam Tanrı’nın
yasakladığı meyveyi yedi işte o zaman Tanrı yaptığı hatadan
dolayı onun manevi mertebesini düşürdü. Aldığı cezalardan biri
ekmeği elde etmek için çalışması gerektiği, bir diğeri ise
sonunda öleceği idi. Kişi hala verdiğinde, elde ettiği ekmeğin
ilk parçasını ayırdığında, yaşamak için harcadığı enerjinin,
yaşamak için verdiği uğraşın ve elde ettiği kazancın aslında ona
ait olmadığını, Tanrı’ya ait olduğunu anlama fırsatına sahip
olur. |