PİRKE AVOT

BÖLÜM V / 11


 

Şemitanın öğretisi...
Altı sene toprağı çalıştırarak ve yedinci sene toprağın dinlendirilmesi.....
Kişi her yedi senede bir bu evrenin hakiminin Tanrı ve sahip olduğumuz her şeyin O’na ait olduğu bilincine varıyor. Şemita öğretisi ile “haftada altı gün çalışacaksın ve yedinci gün dinleneceksin” kavramı aynı paralelliktedir. Kişi Tanrı’nın yaratan ve bizlerin de yaratılan olduğumuz fikrini kabullenmesi neticesinde Şemita kuralını uygulayacaktır. Kişinin böyle bir düşünceye sahip olması Yahudi dininin esaslarındandır. Zaten Tora’daki emirlerin hepsinin arkasındaki esas sebep bu fikre inanmak ve onu şuur altımıza yerleştirmektir.

VEAL İVUT ADİN... ADALETİN SAPTIRILMASI ...
Suçluyu suçsuz ve suçsuzu suçlu ilan eden bir adalet sisteminde toplum düzeni yavaş yavaş bozulmaya başlar. Suçsuz bir kişi suçlu kabul edildiği takdirde onun ruhunu bile almış yani onu manen yok etmiş sayılırsın. Böyle bir düzende sulhun ve huzurun olması mümkün değildir.


VEAL AMORİM BATORA ŞELO KEALAHA... TORA’NIN ALAHA’YA AYKIRI BİR ŞEKİLDE ÖĞRETİLMESİNDEN GELİR.
Adalet sisteminin çalışmadığı bir düzenin yanında Yahudi kanunlarının yasak dediği yerlerde serbest ve aynı şekilde serbest olan şeylere yasak denildiği ortamlarda insan ve Tanrı sevgisine ulaşılması zorlaşır ve huzursuzluk ortaya çıkar. Böyle bir ortamda insanlar arasında barışın olmaması mümkündür. Adalet ve gerçeğin olmadığı yerde huzur olamayacağı, Pirke Avot kitabının değişik yerlerinde ifade edilmiştir.


Pirke Avot 1:18 belirtildiği üzere ;
Raban Gamliel’in oğlu Şimon şunları öğretir:
Dünya üç temel kural üzerinde varlığını sürdürmektedir.
a) Dürüstlük
b) Adalet
c) Barış
Peygamberler kitabında belirtildiği gibi “herkes komşusuna doğruyu söylesin, dürüstlük ve adalet, barış senin sınırlarına hakim olsun.” (Zeharya 8:16)


AL AEMET VEAL ADİN VEAL AŞALOM . DÜRÜSTLÜK, ADALET VE BARIŞ ÜZERİNDE.
Talmud’da (Yeruşalmi Taanit 4:2) belirtildiği gibi, Mişna’nın bahsettiği bu üç kavram ayrılmaz bir bütündür. İnsanlar yalanın mahkemelerde ortaya çıktığını bilirlerse yalan söylemekten kaçınırlar. İyi ve dürüst bir yargı gerçeği yansıtır. Gerçeğin ve adaletin bulunduğu yerde, tüm tartışmalar sona erer ve barışı getirir. Zeharya Peygamberimizin bize öğrettiği gibi “Adalet ve gerçeğin olduğu yerde barış hakimiyetini gösterir.”

DABERU EMET İŞ ET REEU, EMET, UMİŞPAT, ŞALOM ŞİFTU BEŞAAREHEM. HERKES KOMŞUSUNA DOĞRUYU SÖYLESİN, DÜRÜSTLÜK, ADALET VE BARIŞ SENİN SINIRLARINA HAKİM OLSUN. (Zeharya 8:16)

DOĞRUNUN TANRI YARDIMCISIDIR.
DOĞRU SÖZE AKAN SULAR DURUR.


VEAL HİLUL AŞEM…TANRI’NIN İSMİNİ ALÇATMAK…
Bunun ne anlama geldiği Pirke Avot 4:5 Mişna’mızda dile getirilmişti.

Hayvan türünün mertebesinin alçalması...
Ramban’a (Nahmanides) göre ilk insanın yasak meyveyi yemesi günahından sonra hayvanların doğası da değişti. Bazı hayvanlar etobur hale gelerek Tanrı’ya hizmet etmeye devam ettiler.
Eğer insanlar sahip olması gereken ruhsal mertebeye ulaşırsa, yani “insan gibi” olmayı başarıp, Tanrı’nın yarattığı en mükemmel seviyeye ulaşırsa, hayvan da yaratılan orijinal dünyadaki durumuna geri dönecektir. Tora’da belirtildiği gibi; “yabani hayvanlara yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” (Bereşit 1:30) Ramban bu düşünceden çıkarak şöyle demektedir: Maşiah zamanı ile birlikte insan ulaşması gereken mertebeye ulaşacak ve hayvanlar da bu sayede Yeşaya peygamberde bahsedilen “kurtla kuzu bir arada yaşayacak ve parsla oğlak birlikte yatacak, buzağı, genç aslan ve besili sığır yan yana duracak, onları küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı birlikte otlayacak ve yavrular bir arada yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek....” dönemini yaşayarak Adam’ın günahı işlemesinden önceki durumla karşı karşıya kalacağız.
Buradan anlaşıldığı gibi insanın mertebesi evrenin doğasının değişmesine neden olacaktır. Yalan yere yemin etmek, Tanrı’nın ismini boşa almak ve insanın konuşma gücünü yanlış bir şekilde kullanması, Tanrı’nın yarattığı evrenin doğasını ve hayvanların tabiatını negatif bir hale sokabilir. Mişna’nın bahsettiği “kötü hayvan” düşüncesi de bu şekilde oluşmaktadır.

GALUT BAA LAOLAM- AL OVEDE AVODA ZARA, VEAL GİLUY ARAYOT, VEAL ŞEFİHUT DAMİM... SÜRGÜN DÜNYAYA PUTPERESTLİK, [CİNSEL] AHLAKSIZLIK, KAN DÖKMEK...
Bu bahsedilen üç element Tora’nın en ağır olarak kabul ettiği üç günahtır. Bu üç unsurun her şeyin üstünde olduğunu vurgulamamız gerekir. İnsan yaşamının tehlikede olması durumunda bile yukarıda bahsedilen üç günah işlenmemelidir. Genel kural, herhangi bir insanın yaşam tehlikesi karşısında kalması durumunda Tora’daki tüm emirlerin çiğnenebileceğidir. Örneğin birisinin yaşamını kurtarmak için gerekirse Şabat gününü ihlal edebileceğimiz, Kipur günü sağlık nedeni ile oruç tutmanın tehlikeli olabileceği durumlarda orucun tutulmaması gibi Tora’nın her türlü emri yaşam tehlikesi karşısında bozulabilir. Tora’da yazdığı gibi Vahay Baem emirlerimle yaşayacaksınız. Bu cümleden anlaşıldığı gibi Tora’nın emirleri yaşamımızı sürdürmemiz için verilmiştir, yaşamamıza son vermek için değil. Fakat bu genel kural, üç tane elementi hariç tutmaktadır. Nitekim Yahudi Milleti tarihte yaşanılan antisemitik hareketler karşısında bu üç günahı işlemektense canlarını feda etmişlerdir. Kişi kendi canını kurtarmak için bu üç hareketten birini yaptığı takdirde Tanrı’nın ismini alçaltarak büyük bir günah işlemiş olur [Hilul Aşem]. Bunun tersi bu üç hareketi icra etmeyip canını feda eden bir Yahudi Tanrı’nın ismini yüceltmiş olur [Kiduş Aşem]. Yahudi milleti için başına gelebilecek en büyük ceza topraklarından kovularak başkalarının hükmü altına girmek ve tapınağın yıkılışıdır. Buna göre sürgün
Yahudi milleti mensuplarının bu üç günahı işlemeleri sonucu başlarına gelebilecektir.
Putperestlik sonucu; başımıza Tora’da yazıldığı gibi “Kentlerinizi viraneye çevirecek, tapınaklarınızı yıkacağım.............Sizi öteki ulusların arasına dağıtacak, ...........Ülkeniz viran olacak.” (Vayikra 26: 31-33) laneti gelir.
Zina sonucu; yazıldığı gibi; “ Onların yüzünden ülke bile kirlendi. Günahından ötürü ülkeyi cezalandırdım.”(Vayikra 18:25)
Katil olma sonucunda da yazıldığı gibi “ Kan dökmek ülkeyi kirletir. İçinde kan dökülen ülke ancak kan dökenin kanıyla bağışlanır.”(Bamidbar 35:33)

VEAL ŞEMİTAT AARETS .... ŞEMİTA YILINDA TOPRAĞI ÇALIŞTIRMAK YÜZÜNDEN GELİR.
Her yedinci sene Tora’ya göre şemita yılı olarak adlandırılır. Tora’nın emri üzere yedinci sene geldiğinde toprağın dinlenmesi gerekmektedir. Buna paralel olarak hiçbir şekilde toprak çalıştırılmadığı gibi, toprağa hiç bir şey eklenmeyecek ve ağacın üzerinde bulunan meyveler her zaman olduğu gibi alınabilir ve yenebilir ama ticareti yapılamaz. Şemita ile ilgili kuralları tatbik eden bir ziraatçı toprağın gerçek sahibinin Tanrı olduğunu göstermektedir. Tora’da Tanrı’nın söylediği gibi; Ki li kol Aarets- Yeryüzünün tümü Benimdir. Bunun tersi ise Şemita kurallarına uymayan bir ziraatçi yalnızca kendini ve sanki toprağın sahibinin maalesef kendisi olduğunu düşündüğünü göstermektedir. Bu durumda Tanrı, toprağın yegane sahibinin Kendisi olduğunu vurgulamak ve kişiye öğretmek üzere böyle kişileri topraklarından sürer. Bu şekilde kişi hatasını anlayacak, her şeyin sonsuz gücünün Tanrı olduğu fikrini öğrenerek şemita kurallarına uyacak ve kişiye teşuva yapma fırsatı doğacaktır.