AL-HARİZİ

İHTİLAFLARIN  ŞAİRİ

Şövalyeler için ölüm hayat demektir

Ölüm için mızrakları pırıl pırıl

Aşklarına sarılan sevgililer gibi

Düşmanlari ile güreşirler.

Herbiri ölümü özler,

Ölümün potasında şekillenmiş  gibi...

Ağızlarında felaketin bal peteği gibi tadı var

Mızrağın açtığı yara tatlı mı tatlı.

Ölüm  başlarındaki taç

Kılıçları boyunlarındaki gerdanlık...

Çığlıkları ile göklerden kanlar damlar,

Kılıçları şimşek gibi çatal ağızlı uçuşur.

Toprağa serilen sayısız kesik başlar,

Ağızlarında kılıç darbesinin öpücüğü

Sanki savaş alanı bir bahçe

Vadideki zambaklar gibi kan kırmızısı.

 

(Çarpışan İki Şövalye  şiirinden)

Dişleri ayıların dişlerine benzer

Ne bulurlarsa parçalayıp yutan

Başının üstü çıban dolu, gözleri

Kalbimizdeki neşeyi yok eder.

Duvar gibi sağlam : bacakları,

Ormandaki iki ağaç kütüğüne benzer.

Yanakları kömür gibi simsiyah, dudakları

İri kemikli bir eşeğin çarpık dudakları gibi.

Ölüm Meleğinin şekli var onda

Ona dokunanın kaderi ölüm !

 

(Mutsuz Evlilik şiirinden)

 

Fostat (Kahire) Muhabirimizden

Şu anda Kahire'de bulunan Yahudi-İspanyol şair Yehuda Al-Harizi'yi tarif ederken, Maimonides'in oğlu Rav Avraam (Nagid), şu sözleri kullandı : ''İspanya İbrani şiirinin harp (lir) ve zili''. Al-Harizi, İsrael Topraklarına gitmek için yakında yola çıkıyor. Ziyareti uzun süreceğe benziyor.

Nagid bu hafta, ünlü şair onuruna Kahire ve İskenderiye'nin Yahudi Cemaatlerinin ileri gelenlerinin de katıldığı büyük bir davet verdi. Aslında, Alman ve Fransız Ravlarının izinde yürüyen İskenderiye'nin önde gelen Ravları, Al-Harizi'den pek hoşlanmıyorlar. Eserlerini ''fazlasıyla layik'' hatta ''müstehcen'' buluyorlar. Onlara göre, bu şair, Avrupa'da bir yerden bir yere gezinirken kraliyet ve asiller nezdinde yeteneğini sergilemeye çalışan ve ekmeğini bu şekilde kazanan düşük ahlaklı, maceracı ''gezici şair'' ya da ''halk ozan''ının Yahudi karşılığı.

Bir Denge Meselesi

Davetin verdiği fırsattan faydalanarak gerçekleştirdiği konuşmada, Rav Avraam, ünlü misafirine yönelik suçlamaları tek tek reddeti. Al-Harizi, Ünlü İspanyol-Yahudi şairler (İbn Gabriol, Halevi, Moşe Ibn Ezra) tarafından yerleştirilip geliştirilen ve ona miras kalan zengin bir geleneğin tek temsilcisi. Bu şairlerin esinlendikleri Arap şiirine ve o neslin adetlerine uygun olarak, şiirlerinde doğa ve duygusallık önemli bir yer tutmuştur. Ancak her zaman dengeyi muhafaza etmeyi başarmışlar ve uygunluk sınırını aşmamaya dikkat etmişlerdir. Al-Harizi'ye miras kalan bu özellikler, onların geleneğinin bir parçasıdır. 

Nagid şöyle açıklıyor : Al-Harizi aşktan söz ettiğinde, yüksek seviyedeki bir sevgiden bahsetmektedir. Günümüzde etrafımızda çokça görmeye başladığımız ve gençliğimizin de maalesef bağışık kalamadığı ahlaksız yan tesirler yaratan fiziki aşktan bahsetmemektedir. Bu tip ahlaksız uygulamaları kınayarak, Al-Harizi, eğitici bir görev üstlenmektedir.  

İbranicenin Yeniden Canlanması

Nagid'in hoşgeldin sözlerinin ardından, davetliler, Al-Harizi'nin ağzından bazı şiir örnekleri dinlediler. Al-Harizi davetlilere yaptığı konuşmada, ana amacının, Kutsal Dili, günlük olayların konu alındığı şiir ortamında kullanarak İbranice'nin (aptal ve düşmanlarıımızın etrafa yaydığı gibi) sadece dualarda kullanılan ''ölü bir dil'' olmadığını ispat etmek olduğunu açıkladı.

Aslında, Al-Harizi büyük ölçüde bu yanlış anlayışı yıkmayı başarmıştır. İbrani dilini tekrar canlandırdığı kendisine hatırlatıldığında : ''Hayır efendim, İbranice hiçbir zaman ölmemiştir. Ben onu sadece daldığı derin uykudan uyandırdım.'' diye cevap veriyordu.

45 sene önce Müslüman egemenliği atında bulunan İspanya'da dünyaya gelen Al-Harizi, son yirmi senedir devamlı  hareket halinde. Hiçbir baskı veya zülum altında kalmadan, ülkeden ülkeye gitmesinin sebebi, ruhunda hissettiği ''baskı''. Söylediklerine göre, içindeki bir ses ona, yola çıkıp dünyayı görmeyi, farklı adetleri tanımayı, dinlemeyi, öğrenmeyi, içine sindirmeyi telkin ediyor. Al-Harizi şunu vazediyor : ''Hayatta bilgelik ve deneyim edinmek isteyen herkes, her bir insandan öğrenmeye hazır olmalıdır.''

Bunun üzerine Al-Harizi devamlı olarak ve her yönde yolculuklar gerçekleştirdi. Eğitimine ve yazılarına devam etti. Şimdi anlaşılıyor ki, o, sadece iyi bir şair değil, aynı zamanda yetenekli bir çevirmen. Maimonides'in ''Şaşkın Adamın Rehberi''nin İbranice'ye tercümesi, İbn Tivon tarafından zamanında gerçekleştirilen (Arapça metne harfiyen sadık kalan) çeviriye göre biraz zayıf kalabilir; ancak, akıcı uslubu ve okumada sağladığı kolaylık açısından, halk arasında geniş ve müteşekkir bir okuyucu kitlesi kazanacağı kesin.

Geniş Konu Yelpazesi

Rav Avraam'ın davetlileri davet sırasında şairin kendi ağzından bazı eserlerini dinleme fırsatını buldular. Şiirlerinin çoğu, bir çeşit makamot stilinde kaleme alınmış. Yani  kısmen şiir, kısmen nesir şeklinde yazılmış. Konuları geniş bir yelpazeye yayılıyor : Hikayeler, meseller, doğa betimlemeleri, günlük hayattan alıntılar, olağanüstü olaylar, felaketler, felsefi konular, hicvedici eserler. Hemen hepsinde ahlak dersi çıkarılacak bir nokta var.

Nagid'in Al-Harizi hakkında konuşurken, ''İspaya İbrani şiirinin harp ve zili'' sözlerini kullanmasının çok önemli bir nedeni var. İsrael'deki antik Tapınakta, bu müzik aletlerinin ikisi de çalınırdı. Harp aleti, Tapınağın kutsallığına karşı halkın hissettiği huşu duygusunu, ziller ise halkın coşkulu neşesini simgelerdi.

İşte size kısaca Yehuda Al-Harizi. Yakında onu İsrael Topraklarında karşılamayı ümit ediyoruz.

Malikanelerinde daha ne kadar süreyle gururla haykıracaksın,

Ve gün begün çadırlarında alay edeceksin ?

Şunu bil  ki, yarın, Kıyamet Günüdür :

Bütün yaptıklarının bedelini ödeyeceksin...

(Kendini Beğenmiş Şeyler şiirinden). ***