ŞUNDAN
BUNDAN
BİR-İKİ-ÜÇ:
Hıristyan çevrelerinden, Selahattin'in ülkedeki
kiliseleri camiye dönüştürme projesi hakkında şikayetler geliyor.
Şikayet edenler nedense, bu kiliselerin nasıl ortaya çıktıklarını
''unutuyorlar'' : sinagogların kiliseye dönüşmesiyle... Bu olay bize, polise
koşa koşa gelip şikayet eden çocuğun hikayesini hatırlatıyor : ''Çabuk
gelin! Komşumuz iki saattir babamla kavga ediyor!''. ''Peki niye şimdi geldin
?''. ''Çünkü şimdiye kadar babam kazanıyordu, şimdi ise komşu üste çıktı...''
DEVALÜASYON :
Kral Guy'un çıkardığı metal paralar koleksiyoncular için gittikçe önem
kazanmaya başladı. Ancak, hiçbir değeri yok. Üstündeki yazının nasıl
ikiye bölündüğüne hiç dikkat ettiniz mi ? Tam da ''DE'' kelimesinin ortasından
! Paranın bir tarafında (bkz. resim) şunlar yazılı : REX
GUIDO D- , arkasında da : E
IERUSALEM... Haçlıların arasında gittikçe artan ayrılıkların bir
simgesi... Zaten aralarındaki bu anlaşmazlıklar yüzünden, Haçlılar, Müslümanlara
karşı bir varlık gösteremediler ...
ALFONSO'nun
RAHEL'i: İspanya'nın Toledo kentinde etrafta dolaşan dedikoduların konusu,
Kral VIII. Alfonso ile Yahudi metresi Rahel arasındaki büyük aşk. Gerçeğini
söylemek gerekirse bu aşk yedi senedir devam ediyor (size başka bir Rahel'i
ve yedi seneyi mi hatırlatıyor ?). Ancak,
şimdiye kadar herşey çok sessizce gelişti, konuyu bilenler ise tek gözlerini
kapamayı tercih ettiler.
Ne olsa Krallar
hep bunu yapar, değil mi ? Ancak, bir ay kadar önce işin çehresi değişti
ve Rahel, Kraliyet sarayına taşındı... Yerel Yahudi çevreleri bu skandalın
Yaudilere karşı yeni bir kan davası konusu olabileceğini öne sürüyorlar.
Zaten Yahudiler, bu aralar, Kralın Yahudi olan mali danışmanı, Yosef İbn Şoşan
yüzünden yeteri kadar acı çekiyorlar... Birkaç gece önce, birileri Sarayın
duvarlarına şunları karaladı: ''Alfonso, ne zaman Yahudi olacaksın ?''.
ALLAHAISMARLADIK,
KAHİRE: Selahattin'in bugüne kadar gerçekleştirdiği askeri seferleri gözden
geçiren kıdemli yardımcılarından biri, Mayıs 1182'de Selahattin ordularının
başında Kahire'den çıkmak üzereyken, kalabalıktan birilerinin ona şöyle
seslendiğini hatırladı : ''Nejd'deki öküz gözlerinin kokusunu unutma. Bu
geceden sonra artık öküz gözü olmayacak...'' ''Eğer bu sözler
Selahattin'in artık Kahire'ye dönmeyeceğini ima etmek istemişse, bu kehanet
herhalde doğru çıkacak.'' diye devam etti kıdemli yardımcı. ''Bildiğiniz
gibi, Komutan beşbuçuk senedir Kahire'ye adımını atmadı !''
KAMP'ta
DOKTOR VAR MI ?
Anladığımız kadariyle, bir ay kadar önce askeri seferlerinin
temposundan yorgun düşen Selahattin birdenbire hastalanınca, kadrosundaki
doktorlardan hiçbiri, ona yardım edemedi. Bunu üzerine, daha önce
Selahattin'e bir tıp kitabı ithaf etmiş olan ünlü Karay doktor Halepli Afik
ben Şukra'yı yanına çağırttı. Afik bu hastalığa çare olarak şarabı
tavsiye etti. Ancak, Selahattin, yasaklanmış olan bu içkiden tatmayı
reddetti. ''Tanrı bu kutsal savaşta benimle birlikteyken bunu yapamam'' diye
konuştu. Durumu daha da ağırlaşınca, Selahattin, Kahire Tıp Akademisinin
başı olan Yahudi Abu-I-Aşer-Hibatallah ben Zain ben Hasan ben Efraim ben
Yakup ben Cumai'yi çağırttı. (İnsan
bu adamın adını söyleyene kadar on kere ölebilir !). Hibatallah
Selahattin'i iyileştirdi... Selahattin'in 15 kişisel hekiminin çoğu Yahudi.
Bir kısmı ise Hıristyan. Aralarında tek bir Müslüman doktor bile yok.
Acaba neden ?