Avrupa’nın
önde gelen Kralları (Alman İmparatoru, İngiltere ve Fransa Kralları) ile
Papa Urban arasındaki soğukluğun bir sonucu olarak, Avrupa Krallarının hiçbiri,
Haçlıların İsrael Ülkesini fetihleri olarak adlandırabileceğimiz bu muhteşem
askeri sefere katılmamıştır.
Kıtanın
layik yöneticilerinin katılmamasına rağmen Haçlı Seferlerinin yüzbinleri
peşinden sürüklemesi, Kilisenin bugün sahip olduğu ezici güç ve etkinin
bir göstergesidir.
Haçlılar
bir başka konuda da şanslıydılar : Orta Doğu bölgesine, bu bölgenin ana
halkları olan Asya’lı Selçuklularla, Mısırlı Fatimilerin iç sorunlarının
(güç azalması, uyumsuzluk) olduğu bir zamanda varmışlardı. Ancak
birçok gözlemciye göre, bu olay geçicidir ve hem Selçuklular hem de
Fatimiler kısa sürede kendilerini toparlıyarak, kaybettiklerini geri
kazanacaklardır. Yine de Haçlıların, şimdiye kadar kulak arkası edilen ve
kısmen Haçlı ruhunun ilk heyecanı tarafından örtbas edilen, dört ana
zaaflarını nasıl aşacaklarını kestirmek zor :
(1)
Değişik köken ve karakterli prensler arasında büyük rekabet vardır
(2)
Malzeme kaynaklarından binlerce kilometre uzakta bulunmaktadırlar
(3)
İklim ve yerşekillerine alışık olmadıkları için bu unsurların
yarattığı özel problemlerle baş etmeye hazır değillerdir
(4)
Haçlı heyecanı zaman geçtikçe durulacaktır. Zaten bazı gruplar, kısa
bir süre sonra Avrupa’ya döneceklerini ima etmeye başlamışlardır.