Dört Kişiye Açık Mektup

Bu sözlerin sizlere ulaşacağını umuyorum, kendisini “Jesephus Flavuis” diye adlandıran Yosef ben Mattityahu; ve sana Berenice, Herod hanedanının son kızı; ve sana,  kendisine Yahudi kral diyen Agrippa; ve sana, büyük Yahudi Philo’nun din değiştirmiş yeğeni Tiberius Alexander.

Bunları okuyacağınızı umuyorum çünkü kalemim halkınızın düşüncelerini yazıyor.  Halkın sizin hakkınızda ne hissettiğinizi bilmeniz lazım.

Hepimiz Bet Amikdaş’ı yanarken gördük.  Gözlerim körleşmişti, dumandan mı, gözyaşlarından mı bilmiyorum.  Kulaklarımda ölmekte olanların çığlıkları, burnumda ölümün kokusu vardı.  Ama kahramanlığı da gördüm.  Hayatından vazgeçerek ruhunu koruyan halkın kahramanlığını.

Tanrı İtalya’da

Bu sabah yanında kim vardı Yosef ben Mattityahu?  Roma imparatorunun oğlu, büyük fatih Titus’un kendisi mi?  Onunla sık sık kol kola dolaşıp savunmamızdaki zayıf noktaları göstermedin, ona savaşma yöntemlerimizi öğretmedin mi?  Roma’da şan ve onura sahip olacaksın.  Putperestliğin başkentinde tutsaklarımızın geçidini şeref koltuğunda izleyeceksin.

Teslim çağrılarının gerçekten yanıtlanacağını mı bekledin?  Biliyorum iyi bir konuşmacı ve eğitimli bir adamsın ama sana kanamazdık.  Tora’dan bölümler okudun ama şeytan da amacına ulaşmak için aynı şeyi yapardı.  Tanrı şimdi İtalya’da ve bizi terk etti diyorsun.  Böyle bir hürmetsizlik cevap gerektirir.  Senin tanrın, güç ve kan tanrısı İtalya’da yaşar, doğrudur.  Ama ebedi Tanrı Yeruşalayim’de yaşayacak ya da biz nereye gidersek bizi izleyecek.  Zayıfın güçlüye teslim olmasının doğanın kanunu olduğunu söylüyorsun.  Ama ruh gücü olan, kaba kuvvette boyun eğmez. 

Her gece günlüğüne o gurur gününün olaylarını rahatça yazmak için çadırına çekildiğinde, muhafızlarımız mirasımızı arkadaşlarından korumak için yorgun gözlerle nöbet tutuyordu. O saatlerde Jotapata’nın anısı belki aklına geliyor, dinmez vatanseverlikleri Roma’ya sadakat yemini etmekle bağdaşmayan insanları düşünüyordun.  Belki de onlara nasıl ihanet ettiğini hatırlıyordun.  Hain!

Birçoğu Ölümü Yeğledi

Ve sen Yahudi krallar soyundan gelen, damarlarında Makabilerin kanı akan Berenice, sen de Bet Amikdaş’ın yandığını gördün.  Aşığın Titus için büyük bir gündü.  Yıkılmış da olsa Yeruşalayim’i en büyük mutluluğa tercih eden Yeruşalayim kızlarından kaç tanesinin öldüğünü sayabilir misin?  Kızlarımızdan bir tanesi bile halkına para ile satın alınabilecek bir aşk için ihanet etmedi.  Ama sen kuşatma sırasında, şehrini kuşatanın yatağında umursamaz ve mutluydun.  Roma sarayının ihtişamı için halkını terk ettin.  Aşığının gözlerinde Kodeş Akodeşim’i yakan alevi görmedin mi?  Dindar bir Yahudi hain olan sana serzenişte bulunmadı mı o gözler? 

Ve sen Agrippa, kral adı taşıyan köle, hatırlayacağın hiçbir şey yok.  Savaş alanında yeni efendilerinin emrinde, halkının karşında ilk sen vardın.  Bet Amikdaş ve Koen Gadol’un atanması sana emanet edilmişti.  Görevini nasıl yerine getirdiğine bak, hain!

İskenderiye’de Yahudi Avı

Ve sen Tiberias Alexander, dininden dönmüş, Titus’un muhafızlarının şefi ve başdanışmanı, bu Yahudilere karşı ilk zulmün değil.  İskenderiye’de seni esas adınla, dönek diye çağırma cüretinde bulundu diye cemaatinin katlini emrettin. 

Belki de soyunu ve tarihinden vazgeçtiğini hatırlatanları öldürme dürtün var.  Ama onlarda öldürdüğün her şeyi, karşılaştığın her Romalının gözlerinde hep göreceksin.  Nereye gidersen git, şöyle fısıldayacaklar: Tiberius Alexander, dininden dönmüş Yahudi, hain!

Küllerin üzerinde oturan bizlerle, fatihlerin kırmızılarına bürünmüş siz dördünüz arasında ne uçurum var!  Şimdilik ıstırap içindeyiz ama ebedi övünç bizim olacak.  Zafer sizin ama sayısız nesil sizi hor görecek.  Yahudiler hainlerini unutmayacak.

Editör