Roma
askeri fetih için nasıl eğitildi? Romalıların
yenilmezliğinin sırrı nedir? İmparatorluk
orduları en büyük zorlukları, Doğu’nun güçlü hükümdarlarının toplu
kuvvetlerini nasıl alt etti? Bu
sorulara yanıtlardan bazıları bu özel makalede verilmiştir.
Roma
dünyanın büyük kısmını şans eseri ya da düşmanlarının hataları
sonucunda ele geçirmedi. Fetihleri planlama, eğitim ve Roma Cumhuriyeti’nin ilk günlerine
uzanan askeri yararlık ve başarı geleneğinin sonuçları.
Eski
zamanlarda Roma vatandaşı olmak demek, asker olmak demekti.
Bu iki görev arasında bir fark yoktu.
Barışsever olan ve silahı eline ancak bir düşman topraklarımıza
ayak bastığı zaman alan birçoğumuzun aksine bu adamlar çocukluktan beri
silahla büyütülmüştür.
Roma
vatandaşlarının yakın zamanlarda savaşma zevkini kaybetme eğiliminde olduğu
ve savunmalarını kiraladıkları paralı askerlere bıraktıkları
bilinmektedir. Bu paralı askerler
daha da tehlikelidir. Sadece savaşmak için eğitilmişlerdir. Öldürmekten zevk alıyor, bunu bir sanat olarak görüyorlar.
Silahlarını
vücutlarının bir parçasıymış gibi algılıyor, sürekli savaşma idmanları
yapıyorlar. Her asker yıl boyunca savaş varmış gibi tatbikat görüyor.
Bu yüzden çarpışmanın zorluklarına ve yorgunluğuna böylesine
kolayca katlanıyorlar.
Ani
baskınlar onları etkilemez çünkü düşman toprağına girdiklerinde kamplarını
doğru dürüst hazırlayıncaya kadar doğrudan harekete geçmezler.
Kamp
aslında eşit uzaklıklarda gözetleme kuleleri bulunan bir duvarla çevrili
kare şeklinde bir kaledir. Kulelerin
arasında mancınık ve diğer araçlarını yerleştirir, bunları sürekli hazır
tutarlar. Kamp sokaklara bölünmüştür.
Kumandanların çadırları ortada, bir Roma tapınağı gibi muamele gören
generalin çadırı ise merkezlerinde yer alır.
Pazar
yeri, tamirci dükkanları ve subayların adamları arasındaki kavgaları çözüme
ulaştırdıkları “adalet mahkemeleri” ile hareketli bir şehri andırırlar.
Bu
geçici kamplara çok özen gösterilir. Etrafındaki
çit asla kaba saba veya çarpık çurpuk değildir.
Zemin düzgün değilse, önce seviyesi düzeltilir.
Kamp ölçülerek dört köşe haline getirilir, çok sayıdaki marangoz
aletleriyle gerekli yapıları kurmaya hazır bekler.
Kamp
güvence altına alındığı zaman askerler bölükler halinde, nezih ve düzenli
bir şekilde yaşar. Her bölüğe
odunu, mısırı ve suyu getirilir çünkü askerler hep birlikte yer.
Yatma, kalkma ve nöbet tutma
zamanları önceden saptanmıştır. Bu
zamanlar borazan çalınarak duyurulur.
Disiplin
bir an bile gevşemez. Yürüme düzeni
diğer her şey gibi kesin bir şekilde belirlenmiştir.
Lejyonerler kamptan ayrıldıklarında sessiz ve düzenli bir biçimde yürümeli,
herkes savaşa gidiyormuş gibi sırasını korumalıdır.
Gerçekten de sırları budur. Roma
askeri için gevşeme söz konusu değildir.
Gününün her saniyesinde görev başındadır. Yirmi yıllık hizmetinin sonunda emekli olunca bile
imparatorluğu korumak için gerektiğinde çarpışması için kendisine askeri
bölgede bir toprak verilir.
Piyade
askerinin teçhizatı, silahların yanı sıra bir testere, bir sepet, bir
kazma, bir balta, deri bir şerit, bir kanca ve üç günlük yiyecektir.
Hepsi bu. Böyle hafif teçhizatla
yürümek için yüklerini taşıyacak hayvana gereksinimi yoktur. Bunun anlamı büyüktür çünkü ani saldırı durumunda
ordunun karşılaştığı en büyük tehlike yük hayvanlarının yarattığı
karmaşadır.
Süvarinin
sağ yanında bir kılıcı vardır. Uzun
bir sırık taşır. Okluğunun içinde
üç ya da daha fazla, mızrak kadar büyük, geniş uçlu ok bulunur.
Generalin eşlikçileri diğer bölükler gibi donanmıştır.
Romalılar
savaşmaya hazır olduğunda, ele alınmamış hiçbir şey kalmamıştır.
Subaylar çarpışmanın her hareketini tartışmıştır.
Eylem halinde iken çok az hata yapmalarının ve hataların kolaylıkla
düzeltilmesinin nedeni budur.
Roma
askeri hem fiziksel, hem de ruhsal açıdan bir savaş makinesidir.
Sadece firardan ötürü değil, tembellikten ötürü de büyük ceza görür.
Yararlık
gösterenler ödüllendirilir. Kumandanlarına
öyle iyi itaat ederler ki bütün ordu tek vücut gibi hareket eder: sıraları
düzenli, yön değiştirmeleri kolay, emirlere tepkileri keskin, işaretleri
algılamaları hızlı, elleri hünerlidir.
Düşüncenin eylemin önüne geçmesi ve verilen kararların böylesine güçlü bir ordu tarafından yerine getirilmesi karşısında imparatorluklarının doğuda Fırat, batıda okyanus, güneyde Libya ve kuzeyde Tuna ile Ren nehirlerine kadar uzanması şaşılacak bir şey midir?