Sevivon Muhabiri
Yaşadığımız bu kritik dönemde
halkımızın ne kadarının, budalaca Yunan bilim ve
felsefesi yoluna saptığını ve bu şekilde Yahudi
ulusundan ayrılarak düşmanı haline geldiğini hiçbir zaman
bilemeyeceğiz sanırım.
Sayılarının çok, verdikleri zararın
ise belki de onarılamaz olduğunu biliyoruz ama.
Gayet tabii, savaş alanında gerçekleşen
her Yahudi zaferi Helenizm için yeni bir yenilgidir.
Ne var ki yoldan sapanları geri getirmez ve Yahudi düşünüş
ve yaşam tarzının, Yunanlılarınkinden çok daha sağlam
ve iyi olduğunu sözler ve eylemlerle göstermezsek zaferimiz uzun ömürlü
olamaz.
En başta onlara Tora ile çeşitli şekillerinde
Helenizm arasında uzlaşma olamayacağını göstermeliyiz.
Bu ikisi taban tabana zıttır.
Örneğin Epikür’ün felsefesini ele alalım:
“Yiyelim, içelim çünkü yarın öleceğiz.”
Epikürcülere göre insanın en yüksek ideali
kendi mutluluğu ve hayatın tadını çıkarmaktır.
Her hareketi doğru ve adil olana değil, şu sorunun yanıtına
dayanmalıdır: Bu benim şu anki keyfime katkıda mı
bulunacak yoksa keyfimi azaltacak mı?
Fiziksel haz en büyük yegane iyiliktir der Epikürcülük;
fiziksel acı ise en büyük yegane kötülük.
Dolayısıyla Epikürcülük hayata
neredeyse sadece materyalist bir açıdan bakar.
Stoaların öğretisi daha çok ruhani ve
manevi unsur içeriyor gibidir.
Hareketin başlangıcında Stoacılık
Platon’un Yüce Varlık fikrini izliyor –Yisrael Oğulları
gibi- daha somut, hayal gücünün daha kolay kavrayabileceği bir şey
istiyordu.
Olimpus Dağı’ndaki “tanrılar
ailesi” fikri onlara çekici geldi ve giderek popülerlik kazandı.
Aradan çok zaman geçmeden Stoacılar o düzeye
indi ve Yüce Varlık’ları sayısız başka ilahla
“koalisyona” girmek zorunda kaldı.
Stoacıların “insanın iyiliğinin
mükemmel bilgelikte bulunacağı” kavramının Yahudiliğe
yabancı olduğunu söylemek mümkün değildir.
Ama “İnsan dünyanın aptallıklarından
sıyrılıp bilgeliğe nasıl ulaşabilir?” pratik
sorusuna yanıt bulamazlar.
Tora’mızda teori ile pratik arasında boşluk
yoktur. Tora’da bilgeliği
gerçekten arayıp da bulamayan kimse yoktur.
“Mükemmel bilgelik” idealine hiçbir zaman ulaşmayabilir ama
Tora ona yolu gösterir.
Bilgelerimiz arasında ilk Yunan filozoflarından
Pitagor’un söylediklerinde bizimkine bir parça benzer bir doktrin görme eğilimi
vardır.
Pitagor kesinlikle Tek Tanrı fikrine kaymaktadır.
Ayrıca kişinin gündelik yaşamında izlemesi gereken
bir dizi görev ve uygulamalar sıralar: bizim On Emir’i hatırlatan
bir sistem. Katı ahlak
ilkeleri uyarınca sade bir şekilde yaşama talebi ve bir zevk yaşamını
reddetmesi bize Peygamber Eli’nin Ahab ile Yesabel’e uyarılarını
ve genelde ilk peygamberlerimizin sade yaşamlarını hatırlatır.
Ama diğer yandan Pitagor’un vücudu ruhun
tutsağı olarak görmesi, ruhun ancak çilecilikle ve kendini küçük
düşürerek özgür kalacağı fikri Yahudi düşüncesine tam
manasıyla aykırıdır.
Genelde Yunan felsefesinin, özellikle de Epikürcülük
ve Stoacılığın temel zayıflığı, kolay
anlaşılır birkaç nokta ile kanıtlanabilir:
(1)
Bu
düşünce okullarına karşı genel bir tepki olmuştur. Epikürcülerin duyumculuğu ve Stoacıların
rasyonalizmi yeni bir kuşku duygusu uyandırmıştır.
Bu yüzden tektanrılı Pitagor doktrinine ilgi yeniden doğmuştur.
(2)
Yunan
felsefesi (özellikle de Stoacılık) açıklanamayan çelişkilerle
doludur. Yerimiz kısıtlı
olduğundan onlara burada değinemeyeceğiz.
(3)
Yaşamın
gerçeklerine uygulanamadıklarından Yunanlıların teorileri
soyutlar aleminde sıkışıp kalmıştır.
Yunan filozofları vaaz ettiklerini uygulamamaktadır.
Yahudi düşünüş tarzında vaaz edilen değil, yapılan
önemlidir. Tora bir gündelik
yaşam kanunudur.
Son yıllarda Yahudilikten sapan kardeşlerimizin
kararlarını gözden geçirme sezgi ve cesaretine sahip olacağını
ve doğrunun Tora’nın yanında olduğunu kabul edeceğini
umuyoruz.
Tek bir Tanrı vardır. Dünyayı yarattı, insanı yarattı ve ona
anlama yeteneğini ve iyi ile doğru arasında seçme gücünü
verdi.
Ama hepsi bu kadar değil.
Tora, 613 emri ile–eğer istersek- Tanrı’nın
verdiği yeteneklerle nasıl dürüst ve yararlı hayatlar yaşayabileceğimizi
göstermektedir.