25 Kislev, 2490
Başyazı
MOŞE'ye ÇAĞRI
Karanlık ve sıkıcı bir
gecede bir şimşek parıltısı gibi geldi ve gitti - ve
bir an için Goşen'in hüzünlü göklerini aydınlattı.
Senelerdir bu bölgede acı ve zorluklar
içinde yaşadık. Dış dünyada ışık
ve neşe olmasına rağmen,
karanlık ve hüzün dolu bir yaşama kendimizi alıştırdık.
İçinde bulunduğumuz durumun sonsuza kadar süreceğini ve değiştirilemeyeceğine
inanmış gibiydik. Sanki tek varoluş nedenimiz, Mısırlılara
devamlı hizmet etmek ve kırbaçlarının darbesini sırtımızda
hissetmekti.
Bu sertleşmiş vücutların içinde
çarpmaya devam eden, hissedebilen, daha iyi yarınları özleyen bir
kalbin olduğunu hayal etmek zor. Ancak iyice baktığınızda
o yüreği orada, derinlerde bulacaksınız. İsrael kadınlarının
ve çocuklarının ruhlarındaki küçücük ışıklarda,
İsrael evlerinde bulacaksınız. Çünkü kadınlarımız
çocuklarına atalarını anlatıyor, eski İbranice şarkılarını
öğretiyor ve onlara İbranice isimler takıyor.İşte
İsrael Oğullarının Goşen'deki evlerinin dört duvarı
arasında bunlar oluyor. Dışarıda ise herşey farklı.
Dışarıda zifiri karanlık, aşağılanma ve utanç
var.
Bu bulanık dünyada şimdi bir
ışık çaktı. Bir adam belirdi. O adam. O aramızda
büyümedi. Kırbacın acısını ve köleliğin
rezaletini hissetmedi. O, ışığın olduğu yerde büyüdü.
Buna rağmen, sarayın muhteşem ortamını terkederek,
kardeşleri ile arada bir beraber olmayı ihmal etmedi. Acı
kaderlerini kalbinin derinliklerinde hisseti. Vücutlarının çektiği
acı kadar, manevi aşağalanmalarına tanık oldu.
İki gün önce artık dayanamadı,
harekete geçti. İbrani bir köleyi sebepsiz döven Mısırlı
bir ustabaşıyı öldürdü.
Şimdi ise, Moşe kaçtı. Kardeşi
Aaron'dan öğrendiğimize göre de, kendilerinden kaçtığı
insanlar Mısırlılar değildi. O zaten Mısırlı'yı
öldürdüğünde hareketinin sorumluluğunu tamamen kendi üstüne
almaya hazırlanmıştı.
Hayır, Moşe Mısırlılardan
kaçmadı. Bizden, kendi kardeşlerinden kaçtı. Hem vücutça hem
de manevi olarak köle gibi hareket ettiğimiz için bizden kaçtı. Çoğumuz,
Mısırlıların öç alabileceği korkusu ile, ustabaşıya
karşı yapılan saldırı hakkında söylenmeye başladık.
Daha da kötüsü, yetkililere koşarak, saldırganın kimliğini
onlara açıkladık.
Moşe dün Mısırı - ve
bizi - terkettiğinde, büyük bir hayal kırıklığı
içindeydi. Ona göre biz henüz affedilmeye layık değildik. Ne cevap
verebilirdik ki ? Acı kaderimize boyun eğerek ağlayıp sızlanmak
mı yahut da cesaretle öne çıkarak O'na şu sözleri söylemek mi
gerekirdi ?
Ey Moşe ! Firavun'un sarayında
kraliyetin inceliklerini, sanat ve bilimi öğrendin. Bu çok büyük bir
servet. Ancak sende bundan çok daha büyük bir servet var : Ruhunun yüceliği
ve keskin bir adalet duygusu. Bunları da, şüphe yok, annenin göğsünde
edindin. Sen, sadece senin varlığın, Goşen
ışıklarının, Goşen ruhunun tamamen sönmediğini
kanıtlamaya yetiyor.
Bizden fazla ayrı kalacağına
inanamıyoruz. Goşen ve Mısırdan kaçmayı başarabilirsin.
Ancak içinde yanan ateşten kaçabileceğini sanmıyoruz. O alev içinde
hep yanacak, ve sende huzur bırakmayacaktır.
Er veya geç, Goşen'de gördüğün
olayların - şu anda kaçmaya çalıştığın
olayların - onlarca senelik aşağılayıcı bir
esaretin sonucu olduğunu anlayacaksın. Ey Moşe, kardeşlerini
kınama, onlara acı.