Kardeşim Avram nasılsın ?
Hakkında birçok övgü dolu söz duydum ve şanın
kulaklarıma kadar geldi. Yoldan geçenler diyor ki : Ur’dan bir adam geldi,
şimdi Haran’da, sözleri gizemli, inancı bir bilmece gibi. İki Nehrin tanrılarına
güvenmiyor. Mısırın tanrılarından da ümidi yok.
Atalarının tanrıları ile alay ediyor, şehir
tanrıları ile dalga geçiyor. Sadece bir tanrıdan bahsediyor. Benzeri
olmayan. Böyle anlatıyorlar işte, gözleri faltaşı gibi açılmış.
Evren’de bir tek tanrı mı ? Böyle birşey duyulmuş mudur ? Peki göklerde,
yerde, göklerle yer arasında, toprağın altında ve sularda olan tanrılara
ne olacak ? İki, üç ve hatta dört olmadıkça bu ‘’tek’’ fikrinin ne
anlamı var ? Tamamen manasız değil mi ?
Garip bir doktrin – Öyle
diyorlar. Ve doğrusunu istersen, ey Avram, ben de, kalbimin derinliklerinde,
yaymaya çalıştığın bu doktrini anlamış değilim.
Salem şehrinde Kralım ben ve en yüce tanrının,
gökler ve dünyanın hakiminin, rahibiyim. Ona ne ad vereceğimi bilmiyorum
çünkü O, en yüce tanrıdır. Neye benzediğini bile hayal edemiyorum, çünkü
bilmiyorum. Kenaan’ın tanrıları boldur. Eski ve yeni, göklerde ve yerde,
doğu tanrıları ve Mısır tanrıları. Ancak Salem, diğer tanrılara da hükmeden,
en yüce tanrının evi. O, göklerin ve dünyanın sahibi. O, Kenaan dilinde söylendiği
gibi gümüşle satın alarak değil, Kenaanlılardan önce bu topraklarda
bulunan Eberlerin diliyle‘’yaratarak’’ sahip olmuştur. Bir ustanın
aletlerine şekil verdiği gibi, yüce tanrı da göklere ve dünyaya – ve içindeki
bütün tanrılara – şekil vermiştir.
Ve şimdi yalvarıyorum, ey yüce Ur’dan gelen
Terah’ın oğlu Avram, bana , kardeşine ve hizmetkarına, Salem Kralı ben
Malkizedek’e bilgi ver : Kim bu hizmet ettiğin göklerin ve dünyanın tanrısı
? Hakkında o kadar konuşulan bu ‘’tek’’ nicedir ?
İttifak teklifi – O’nu
tanımıyorum fakat kalbimde hissediyorum. Eğer bana öğretmek, beni
bilgilendirmek istiyorsan yalvarırım bana cevap ver. Ve eğer yüce varlığın
beni kral eylediği bu ülkeye gelirsen, bilesin ki evim ve kalbim her zaman için
sana açık olacaktır. İşte o zaman Terah’ın oğlu, yüce tanrının
rahibi Avram, Salem Kralı, en yüce
tanrının rahibi Malkizedek’in yoldaşı ve müttefiği olacaktır.
Kutsanmış ol, ey yüce tanrının rahibi
Malkizedek. Ur’dan çıkıp Haran’a gittiğimde ünün kulaklarıma geldi ve
Malkizedek hakkında birçok iyi şeyler duydum. Kenaan tanrıları ve Amorit
tanrıları hakkında bilgi toplamaya çalıştım. Yeriho’da oturan Habirular
ise bana şunları anlattı :
Salem’de bir kral oturuyor. En yüce tanrının
rahibi. Bu tanrı ki kaos ve şekilsizlikten sahibi olduğu gökleri ve dünyayı
yarattı. Bu sözleri başkalarından duydum. Şimdi ise kendi sözlerin bana
bir tablet üzerinde oyulmuş halde ulaştı. Ey Malkizedek, Terah’ın oğlu
Avram’ın sözlerine kulak ver.
Ra, Tot, Enlil ... – Sümer
tanrılarını tanıyorum ve Akat tanrılarını inceledim. Ra’yı ve Tot’u
da biliyorum. Mısırlı bilge adamlar beni eğitti. Osiris’in sırlarını öğrendim.
Enlil bana açıklandı. Bütün tanrılar, büyük küçük, iyi veya kötü,
hepsi hakkında bilgim var. Güçleri göklerde ve yerin altında. Doğarlar, ölürler,
kaybolurlar ve bir gün sonra yeniden yaratılırlar.
Peki hayatı ve ölümü kim ihsan etti ? Tanrıların
bile uymak zorunda kaldığı göklerin ve dünyanın kurallarını kim düzenledi
? Sonsuz sayıda yıldız gördüm. Bir düzen ve bir kural içinde hareket
ediyorlar. Başlangıçta var olandan ve tanrı tohumunun ekildiği ortamdan
ortaya çıkan ‘’en yüce’’ tanrı nasıl olabilir ? Eğer kader onu da
idare ediyorsa bu tanrı nasıl herşeyin babası olabilir ?
Güneşin batışını izledim ve ayın ışıklarının
çekildiği anı gördüm. Tanrılar unutulur, yerine yenileri yaratılır.
Hepsinin bir adı var ve onlar insanoğlu tarafından şekillendirilmiştir.
Herşey bir oldu – Ve
işte gece oldu, karanlığın korkusu üstüme sindi, gözlerim görmüyor
kulaklarım işitmiyordu, herşey şekilsiz bir hale dönüştü, bütün evler
ortadan kayboldu : Herşey kuralsız ve sınırsız bir şekilde bir oldu. Her
yeri karanlık kapladı, sadece havada bir ruh dolaşıyordu. Korku ve dehşet
sardı beni, istediğim oluyordu.
İşte o anda yüce ve en güçlü Allah’ın bana
göründüğünü anladım. Tanrılar arasından bir tanrı değil, oğul değil,
baba değil : O, tektir ve O’ndan başka yoktur. İsmi yoktur. Dişi veya
erkek değildir. İnsan modelinin üstünde bir varlık olduğu için doğurmaz
ve çocuk sahibi olmaz.
İşte bana görünen Allah, beni çağıran
Evren’in sahibi. Bütün topraklardan daha yücedir, çünkü onları O yaratmıştır.
Doğum ve hayat kurallarının üstündedir, çünkü onları O ilan etmiştir.
Bunu gördüm ve bildim : Bana seslenen Bir’di.
Ve işte o anda ülkemi terkettim. Ruhum doğum
yerimden uzaklara yükseldi. Babamın tanrılarını geride bırakarak yola çıktım.
Buradaki bütün gök ve yer tanrıları benim için taş ve tahta gibi. Herşeye
kadir Allah, sonsuzluğun Allah’ı, O, tektir ve görünmeyen eli ile bana yol
gösterir. O’na hizmet edeceğim, O’nun emirlerini yerine getiren gök ve
toprak güçlerine değil. Beni nereye yönlendirirse oraya gideceğim. Bana ne
emir verirse onu yapacağım.
İşte benim Allah’ım O’dur, onu görmesem de,
arada bir beni şaşırtsa da, ey Salem Kıralı Malkizedek, ben O’nun
‘tek’liğine inanacağım.
Şehrin Salem’in
duvarlarının içinde barış olsun ey Malkizedek. Kutsanmış ol !***