Haberlerdeki İsimler

TERAH’ın OĞLU ABRAM          (Sevivon Post Kadro Yazarı)

Son yirmi otuz senedir Ur şehrinde yaşayan Terah ailesinin aile ağacı İbranilerin (Habiruların) babası sayılan Eber’e kadar dayanır. Eber, Semit ırkının kurucusu Şem’in torununun torunu.

Eber’den sonra gelen nesiller geleneksel olarak göçebe hayatı yaşamışlardır. Bir yerden bir yere dolaşmaktan sıkıldıkları zaman ise bir yere kesin yerleşmektense toprak işçisi veya asker olarak iş bulmayı tercih ettiler.

 

Ur Şehrinde Bolluk Günleri

Ancak Terah ailesi bu geleneğin dışına çıkarak Ur şehrine yerleşti. Burada bağımsız bir hayat yaşama ve rahip veya tüccar olarak çalışma fırsatını yakaladılar.  Aynı zamanda ailenin kutsallığını, en dikkatli şekilde koruma imkanını buldular.

Terah, Ur şehrinde bolluğa ve zenginliğe kavuştu. Ağır yüklü kervanları kuzey ve güney topraklarına devamlı seferler yapıyordu.

İşleri bu kadar iyi gittiğine göre neden Terah Ur’u terkedip Haranda yeni bir hayata başladı ?

Kitle halındeki bu göçe özellikle oğlu Abram sebep oldu. ( Ur’dan Haran’a göç eden aile, Terah’ın oğulları ve onların eşleri ve çocukları dışında, Terah için çalışan bütün stajyer, hizmetçi ve köleleri kapsıyordu. Bu da birkaç yüz kişilik bir çevre demekti.)

Rahipliğe Doğru

Çocukluğundan beri Abram rahiplik mesleğine doğru yönlendiriliyordu. Düşünceli tavırları yüzünden bu iş onun için biçilmiş kaftandı. Astronomi bilimi için çok kabiliyeti vardı ve her an şu veya bu konuda derin düşüncelere daldığı görülürdü. Eğer babası genç Abram’ın hangi konuları kafasından geçirdiğini bilseydi, herhalde rahiplik mesleği konusundaki fikirlerini değiştirirdi. Zaten az bir süre sonra bu fikirleri öğrendi.

14 yaşındaydı ve okula gidiyordu. Garip davranışları görülmeye başlandı. Tanrılarla nerdeyse alay ediyordu. Ailenin geleneksel törenlerine katılmamaya ve okulda öğretmenlerini sıkıntıya sokan  sorular sormaya başladı.

Seneler geçtikçe Abram’ın huzuru tamamen kaçtı. İkide bir babasına – Tanrı’nın bile terkettiği - Ur şehrinden gitmek için baskıda bulunmaya başladı. Oğlunun yalvarmaları ve o günlerde şehirdeki ticari hayatın da yavaşlamaya başlaması üzerine Terah nihayet hayatını başka bir yerde devam ettirme kararını verdi.

Haran’da Duralım

Terah bütün ev halkını götürdü. Sadece oğlu Nahor geride kaldı. Bütün grup Fırat vadisi boyunca kuzeybatıya doğru ilerledi. Abram Büyük Denizin kıyısına kadar gitmek istiyordu. Ancak Haran’a geldiklerinde Terah : ‘’ Buraya kadar !’’ diyerek yolculuğu durdurdu.

Terah Haran’ı ideal bir konumu olduğu için beğendi. Burada Mitanni, Şinar (Sümer-Akat), Asur, ve Hitit ülkelerinin ana ticaret yolları birleşiyordu. Ayrıca Haran, Terah için alıştığı düzende ibadet edebileceği bir şehirde yaşamak için bu son şanstı. (Ur’da olduğu gibi Haran’da da baş Tanrı olarak Nannar, Ay Tanrısına tapılıyordu.)

İstemiye istemiye, Abram Haran’da ailenin geri kalanları ile yerleşti. Ancak o yine kendi yoluna devam ediyor ve ‘’Tek ve En Üstün Tanrı’’ fikirlerini yaymaya çalışıyordu. Bir sınır şehri olan Haran, dini inançlar konusunda çeşitliliğe açık. Bu yüzden onu bir müddet yalnız bıraktılar. Ta ki babasının putlarını kırana kadar.

İşte bu hareket hoşgörülü Haran halkının bile kaldıramayacağı bir olaydı.