YERUŞALAYİM - İDEAL BAŞKENT

(Sevivon Yazarı)

Kral David'in askerleri şehrin kale duvarlarının içine ayak bastıktan sonra şehrin bulunduğu konumun önemini kavramaya başladılar. Yeruşalayim'in Krallığın başkenti olarak tayin edilmesi  gerçekten çok iyi bir fikirdi.

Toprakları başkente kuzey ve güneyden komşu olan  Binyamin ve Yehuda kabilelerinin tutumu ile genel olarak halkın tavrının ne olacağı açık değildi. Başkentin etrafındaki kayalık arazi  işlenmesi zor bir toprak. Şehirde iş kurup hayatlarını kazanmaya başlamak da zaman alacaktı. Şehir zanaatkarlar, tüccarlar ve dükkan sahipleri için uygun. Binyamin ve Yehuda halkının çoğu ise çiftçi ve çobanlardan oluşuyor.

Korkuları Yokoluyor

Ancak şehrin ele geçirilişini takip eden birkaç hafta içinde bu korkular dağılmaya başladı. Başından beri halk, David'in Şehri adını verdiği bu şehirde yerleşmek için hevesleniyordu.

Bunun yanısıra, Kral, kendi denetimi altında ilerleyecek geniş bir inşaat programını vakit kaybetmeden yürürlüğe soktu. Gözlerimizin önünde tarihi değişiklikler oluyor. Yeruşalayim nesiller boyunca başkent olarak devam edecek. Buna şüphe yok. Görülen odur ki, İsrael artık burada kalıcı.

Tarihi Bağlar

Bu şehirle olan bağlarımız, atamız Avraam zamanına kadar uzanır. Şehrin adı o zamanlar Salem'di. Salem Kralı Malkizedek, ''En Yüce Tanrının başrahibi'' olarak tanınıyordu. Atamız Avraam bu ülkeye bin yıl önce geldiğinde Kral, onun müttefiği olmuş ve ona hem maddi hem de manevi destek vermiştir.

İsrael kabileleri Mısır'dan döndüklerinde Yeruşalayim'i ilkel ve puta tapan Yebuzitlerin elinde buldular. Ancak tepedeki bu kalenin ele geçirilmesi, Yeoşua komutasındaki İsraelliler için denenmeyecek kadar zor bir görevdi. Krallığın ilk günlerinden beri ülke topraklarının tam ortasında bulunan tek yabancı şehrin bu şekilde kalamayacağı belliydi.

Akıllı bir Seçim

Birleşik Krallığın başkenti olabilecek bir yer aradığı sırada David şu konuları göz önünde tutuyordu : Kabileler arasındaki kıskançlığı körüklememek için başkentin tarafsız bir bölgede olması gerekiyordu. Bunun dışında David'in Krallığa seçimi ile krallık ''koltuğunu'' kaybetmiş olan Binyamin kabilesine de yakın olması iyi olurdu. (Bilindiği gibi İsrael'in ilk Kralı Şaul, Binyamin kabilesindendi). Bu yüzden de, Binyamin kabilesi ile David'in kendi Yehuda kabilesinin sınırları arasında kalan Yeruşalayim, ona göre en iyi seçimdi.

Bazı diğer önemli sebepler yüzünden de Kral  David'in Yeruşalayim'i seçmesi çok zekice bir karardı  :

1. Şehir çok önemli yolların birleşme noktasındadır :

Mısır, Yeriho ve Ürdün nehrinin karşı kıyısına gidip gelen kervanlar bu şehirden geçiyor. Kenaan'ın Yeoşua tarafından fethinden sonra dış ticarette biraz gevşeme olmuştu. Ancak bu günlerde İsrael  idaresinin getirdiği istikrar yüzünden, ticaret hacmı normal durumuna gelmeye başladı.

Tire'li Hiram'la imzalanan barış  antlaşması ve David'in ardı arkası kesilmeyen askeri zaferleri, komşu ülkelerle yeni ilişkiler için fırsat yaratıyor. Bu durumda Yeruşalayim'in bir ticari merkez olarak önem kazanması kaçınılmaz.

2. Şehir savunma açısından birinci sınıf bir kale :

Tepelerin arasında kurulu olduğu için, dört tarafından vadilerle çevrili. Kuzeydeki vadiler diğer üç yöne göre daha alçak. Çevrede büyük miktarda taş ve kaya var. Bu malzemeler kale yapımında çok önemli. Taşlar çok tatlı pembe renginde. Savaş bitip ülkeye barış geldiğinde, inşa edilebilecek sarayları hayal etmek bile güzel.

3. Şehir, merkezi bir konumda :

Ülkede durum sakinleştiğinde, kabile üyeleri kendilerini tarıma adayacak ve tek bir millet olduklarını unutacaklardır. Hakimler devrinde yaşadığımız sakin günlerde bunu yaşadık. Kraliyet Sarayı ile Kutsal Çadırın şimdi artık Yeruşalayim'de yerleşmiş olması, bu şehrin ülke insanlarını bir araya kentlemede önemli bir rol oynayacağı ümidini vermektedir.

4. Şehir mükemmel bir dağ iklimine sahip :

Hava saf ve berrak. Uzakları görmek bu yüzden çok kolay. (Bunun hem estetik hem de askeri avantajları var).

İşte Yeruşalayım'in fiziksel avantajları bunlar. Ancak, şehrin eski sahipleri Yebuzitlerden almamız gereken bir ders var: Hiçbir şehir zaptedilemez değildir. Bir şehrin kalelerini ne kadar kuvvetlendirirsek kuvvetlendirelim, yine de tehlike altında olacaktır. Sonuç olarak, bir şehrin güvenlik derecesinin tesbiti Tanrı'nın elindedir.