İKİ ŞEHRİN ... İKİ GÜZEL KADININ HİKAYESİ

(Yazan : Şapriel ben Oved)

Yazı işleri müdürüm birgün bana : '' Şapriel, tam sana göre bir işim var,'' dedi. Şüpheli bir şekilde yüzüne baktım. Gülerek : '' Merak etme, '' dedi, '' bir yerlere gitmen gerekmeyecek. Sadece haberlerde adı geçen iki kadın hakkında bir makale yazmanı istiyorum ''. '' Rahav ve Truvalı Helena mı ? '' dedim. Doğru tahmin etmiştim. '' Evet, '' diye cevap verdi editörüm, '' ancak, olayı yeni bir açıdan ele almanı isteyeceğim.''

Kafasını kaşıyarak oradan uzaklaştı, beni düşüncelerimle başbaşa bıraktı. '' Ne sıkıcı adam, '' diye söylendim kendi kendime, '' bu iki kadın hakkında yeni bir açı istiyor, başka işi yok mu ? Gitsin başını duvara vursun. ''

'' Duvar ... duvar...'' diye mırıldandım. İşte, aradığım açı buydu. Rahav'ın da Helena'nın da duvarlarla bir ilgisi vardı. Rahav'ın Yeriho şehrinin geniş duvarlarının üstünde, yolcuları ağırladığı küçük bir hanı vardı. Helena'nın ise, Prens Paris'le birlikte, Truva şehrinin duvarlarının hemen içinde küçük güzel bir sarayı vardı. İki kadın da aşık olmuştu. Rahav Yeoşua'ya (öyle diyor dedikodu köşesi yazarımız), Helena ise Paris'e aşık olmuştu. Sonuçta ise hem Yeriho'nun hem de Truva'nın duvarları yıkılmıştı.

Güzel bir açı yakalamıştım, ama bu noktada duraksadım. Ben editörümü çok iyi tanıyorum. Bu makalemde bu olaylardan biraz da ders çıkarmamı  isteyecekti. Zaten, bu güzel hanımlar hakkında çok  da uzun düşünüp makalemin teslim tarihini kaçırırsam, editörümün bana yönelteceği lanetler Yeoşua'dan son günlerde Ebal tepesinde duyduğumuz lanetlerin yanında hafif kalacaktı

İkisi arasında seçim yapmam gerekseydi ve başkomutanımız benden önce davranmasaydı, Rahav'ı seçecektim. Bir kere Rahav bir insan. Normal etten kemikten yapılmış. Helena ise tanrıların kızı !

Helena'nın ise gözü hep dışarıda. Paris'i görür görmez, kocası Menelaus'u savaşa giderken öpmeyi bile unutuyor. Hemen Truva'ya kaçıyor. ''Kaçırıldı'' diyorlar. Güleyim bari. Zavallı Menelaus'un karısını görmeden on yıl savaşması lazım. Sağolun, bu bana göre değil. Karımı bundan biraz fazla görmek isterim.

Gördüğümüz, duyduğumuz herşey, Helena'nın son derece uçarı olduğuna işaret ediyor. Kafasında tek bir ciddi düşünce bile yok. Onu Rahav'la karşılaştırın. O, Kenaan'lı bir putperest.  İsraelli casuslar ona tek ve gerçek Tanrı'dan bahsettikleri zaman, O'nu hemen kabul etti. Dinimizi kabul ettikten sonra, Yeriho'yu terkederek, sade ve sakin bir hayat yaşamaya karar verdi. Söylendiğine göre, Rahav, birçok İsraelli kadından daha dindar ve daha titiz oldu. Bakın şu işe.

Bir şeyden çok eminim. Rahav ve Yeoşua çok iyi geçinecekler. Çocukları olacak, ve belki bir gün, onların soyundan gelen biri, İsrael krallığının başına geçecek. Kim bilir ? Helena'ya gelince. Onunla evlenmek istemem. Her an ''kaçırılabilir''.