ZAFERİMİZİN SIRRI

Yeoşua ben Nun ile Özel Söyleşi

İlerlemiş yaşına rağmen (67), bir genç gibi zinde görünen Başkomutan'ın siyah keçi postundan yapılmış basit çadırında karşılandım. Kaba taşlardan yapılmış derme çatma iki masanın üstünde haritalar yayılmıştı. Sohbetimizin arasında onlara bakma fırsatım oldu. Bir tanesinde, bütün kalelerin, yolların ve patikaların işaretlenmiş olduğu güney bölgesinin planı vardı. İki ok dikkatimi çekti : Bir tanesi Hebron'dan, diğeri ise Ayalon vadisinden yola çıkarak Lahiş yönünde bir hareket gösteriyordu.

Artık açıklamamda bir sakınca yok çünkü bu söyleşi yayınlandığında, Lahiş artık elimize geçmiş olacaktır. Zaten bu şehrin askeri hedefimiz olduğu da bir sır değil.

İkinci harita, kuzey bölgesini gösteriyordu. Ancak bu bölgedeki askeri düzenleri açıklamama izin yok. Üçüncü harita ise, ülkenin İsrael kabilelerine paylaştırılmış şeklini gösteriyordu. Bu haritanın ana hatları Yeoşua  tarafından, Moşe daha hayatta iken ve  onun denetimi altında, hazırlanmıştı.

En hayret verici harita, Allah tarafından Avraam'a vaadedilen ve daha sonra Moşe ve Yeoşua'ya Ürdün nehrini geçerken teyit edilen, İsrael ülkesinin  nihai sınırlarını gösteriyordu. Ülkenin toprakları Fırat nehrinden Mısır sınırına kadar uzanıyordu.

Sohbetimizin en başında, Yeoşua, güvenlik açısından bütün sorularıma tam olarak cevap veremeyebileceğini belirtti.

SORU : Genel olarak zaferimizin asıl sebebinin ne olduğunu düşünüyorsunuz ?

CEVAP : Üç sebep var. Birincisi ve en önemlisi, Allahımızın yardımı. ''Eğer bir insan günah işlerse, okları hedefe ulaşmaz.'' Tanrımıza sadık olursak, savaşta başarılı oluruz. İkincisi : Askerlerimizin kahramanlığı. Çölde yetişen nesil eski  nesillere göre, iki olumsuz özelliğini üstünden atabilmişti. Vücutları, Mısır esareti sırasında yaşanmış olan ağır işçilik ve kötü beslenme yüzünden zayıflamamıştı. Ayrıca, şehir hayatının lüksü ve yumuşaklığından etkilenmemişlerdi. Zor çöl yaşamı onları sertleştirmiş, formda tutmuştu.

Üçüncü olarak : Politik olarak öngörüşlüydük. Ne zaman antlaşma yapacağımızı, ne zaman seferden kaçınacağımızı (örnek: Moan ve Edom) veya ne zaman sadık dostlar (örnek : Gibeon şehirleri) edinmemiz gerektiğini biliyorduk. Bu şekilde de düşmanı dağıtmayı başardık. İşte bu üç unsur bize zaferi sağladı.

SORU : Kenaan kuvvetlerinin boyutlarını tahmin edebilir misiniz ?

CEVAP : Genelleme yapmak çok zor. Kıyı ovalarındaki özel silahları, demirden yapılmış at arabaları. Şimdilik onlara karşı koymamız mümkün değil. Şehirde yaşayanların kuvveti ise kaleleri. Şimdilik duvarları yıkacak olanaklara sahip olmadığımız için, bu konuda da zayıfız. Bu yüzden açık arazilerde ve at arabalarının kullanılamadığı dağlık bölgelerde savaşmayı yeğliyoruz. Bunun dışında Ai'de olduğu gibi  strateji uygulamamız gerekiyor : Düşmanı önce dışarıya çekmek, ve henüz şehir duvarlarına doğru gerilemeye fırsat vermeden yoketmek. Bu yüzden de her zaman ''ani baskın'' taktiğimizi kullanmamız gerekiyor. Gibeon örneğinde olduğu gibi, dağlık araziye ve gün ışığına rağmen, hareket kabiliyetimizi ve hızımızı kullanarak düşmanı gafil avlamayı başarmıştık.

SORU : Size göre, İsrael askerinin en iyi kullandığı silah hangisidir ?

CEVAP : Kenaanlıların elinde modern silahlar vardı. Demir kılıçlar ve hançerler. Kendi askerlerimiz henüz bu tip silaha alışkın değil. Şu andaki ana silahımız hala ok ve yay. Bize dokunabilecek nişancı da şimdilik yok. Aslında düşmanımızın zırhı var, ancak yine de oklarımız tarafından etkilenebilir. Okçularımız da zırha rağmen, vücutta oklar tarafından etkilenebilecek yerleri bulmakta çok usta. Bunu uzun mesafeden bile yapabiliyorlar. Ai ve Gibeon'da ele geçirdiğimiz ganimetler sayesinde, askerlerimize artık kılıç ve kalkan verebiliyor ve onları bu silahlarla eğitebiliyoruz.

SORU : Elimizde olduğu söylenen ''gizli silah'' hakkında ne düşünüyorsunuz ? Yeriho kuşatmasında ve dün Ayalon vadisinde gerçekleşen ''mucizelerden'' bahsediyorum tabii...

CEVAP : Bir gazetecinin teoloji konusunda bilgili olmasını bekleyemem. Kendi gözlerinizle gördüğünüz gibi, Yeriho duvarları yıkıldı ve Bet-horon'da kaçanların başına taş yağdı. Nasıl olduğunu ben bile bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum. Güneşin yerinde durmasını düşmanla çarpışmamızı kolaylaştırmak için istemedim. Halk, Tanrının onların yanında olduğunu görsün diye yaptım. Düşman ne kadar iyi techizatlı olursa olsun, Tanrıya inancının gücü sayesinde, düşmandan korkmaması gerektiğini anlasın diye.  Hiçbir mucize aklın ve kahramanlığın yerini alamaz. Bildiğimiz şudur ki, Tanrı bizimle beraber savaşa katılmaktadır.