EY
GÜNEŞ, YERİNDE DUR !
Dün Gibeon ve Ayalon ovasındaki
olaylar tarihe mal olacak nitelikte. Seneler sonra şairler olaylarla ilgili
şarkılar söyleyecek, yazarlar ise olaylar hakkında güzel
yazılar yazacak : Sadece neler olduğunu değil, olayların
nasıl meydana geldiğini anlatacaklar ...
Aslında olanlar çok açık seçik...Bundan
önce kazanılan bütün zaferler yereldi : Örneğin, burada bir şehir
ele geçiriliyor, şurada bir kale fethediliyor, daha ötede kurak ve
verimsiz bir bölgeye giriliyor, veya, Ai'de olduğu gibi başarılı
bir strateji uygulanıyor... Ancak düne kadar, tam techizatlı, iyi eğitilmiş,
kuvvetlerini birleştirmiş bir düşmana karşı esaslı
bir askeri başarı elde edememiştik.
Ülkeyi fethetme amacıyla yürüttüğümüz
savaş henüz bitmiş değildir. Ülkenin kuzeyi hala tamamen
elimize geçmiş değil. Alçak kıyı ovalarında bulunan
Filistinliler ise hala çok güçlü. Fethettiğimiz toprakların tam
ortasında ise, kalın kale duvarları tarafından korunmuş,
halen yabancıların elinde bulunan Yeruşalayim şehri
fethedilmeyi beklemektedir.
Artık ülkeyi iyice elimizde tuttuğumuzu
söyleyebiliriz. Cezreel vadisinden, güney çölüne kadar uzanan dağlık
arazi artık elimizde. Buralara artık sahiplenebiliriz. Buralara artık
güçlü kökler salabiliriz. Bir gün, tepelerden vadilere ve ovalara inip,
denize doğru uzanarak, atalarımıza, Moşe'ye ve büyük
Başkomutanımız Yeoşua'ya vaadedilen geniş
toprakların efendisi olacağız.
Dünkü zaferde şaşılacak
unsur neydi ? Çölden çıkıp gelen ve hiçbir askeri techizata sahip
olmayan bir kabilenin eğitilmemiş toplama askerleri, krallarla idare
edilen, düzgün orduları olan, demir silahlara ve kuvvetli kalelere sahip
yerleşik bir milletle savaşmıştı. Kazanmamız mümkün
müydü ? Doğa bilimcilerine ve askeri uzmanlara bu soruyu yöneltseydik,
bu seferki başarımızı ve nihai zafer umudumuzu hafife alıp
alay ederlerdi. Onlar bizi gelip geçici akıncılar, çok eski
zamanlardan beri bu zengin topraklara saldıran, buraları yağmalayıp
ganimetleri ile tekrar çöle dönen adi haydutlar gibi görüyorlar.
Bu haydutlardan esas farkımız
nedir ? Bizler buraya başıboş Bedevi kabilelerinden farklı
olarak, bilinçli ve atalarına vaadedilenlerin verdiği umutla, bu ülkenin
her tarafını fethetmeye ve sonunda Israel devletinin vatanı
haline getirmeye azmetmiş bir millet olarak geldik. Bizler buraya yağma
arzusu ile yanıp tutuşan bir çete olarak değil, yasaları ve
dikkatle hazırlanmış tüzükleri olan bir ulus olarak geldik.
Göçebe kavimlerin ve istilacı
milletlerin tarihi açısından yepyeni bir oluşum bu. Bu yüzden,
bu ülkedeki kaderimiz, yeni bir ülkeye göç ettiklerinde o bölgenin tanrısını
ve adetlerini benimsemek zorunda kalan diğer milletlerin kaderine
benzemeyecektir. Çünkü biz burayı sadece kudretimizle değil, Allah'ımızın
gücü ve O'na olan inancımız sayesinde fethettik. Liderimiz Yeoşua
bu konuda çok kesin konuştu.
Yeoşua güneşi
durdurmak için İlahi güçten yardım istedi. ''Ey güneş
! Yerinde dur !''. Yeoşua doğa yasalarını, Allah'ın gücünden
ilham alan İsrael orduları ise alışılmış
tarih kavramlarını hiçe saydılar. Yeoşua mızrağı
ile işaret edince, Kenaanlıların taptığı güneş
ve ay tanrıları yerlerinde donup kaldılar. Yeoşua'nın
silahı sadece bir maden parçasıydı, ama onu tutan el inancın
gücü tarafından yönlendirilmekteydi.
İnancımız, gücümüzdür.
Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Eğer Kenaanlıların yaşam
tarzlarına geri kayarsak, İlahi himayemizi kaybedecek, ve sonunda yıkılıp
tükeneceğiz.
Mısırı fethettik, çölün üstesinden geldik, ve şimdi ise Kenaan krallarını idaremiz altına aldık. Bütün bunlar sadece ve sadece bu doğaüstü, bu saf Güç sayesinde gerçekleşti. Devamlı aynı yolda yürümemiz belki her zaman mümkün olmayacaktır. Bizi inanç yolumuzdan ayırmaya çalışacak baştan çıkarıcı birçok unsur ve cazibe olacaktır. Yolumuzu bu kadar çabuk değiştirmeyelim. Kötü dürtülere, aynen Yeoşua'nın güneşe dediği gibi, ''Yerinde dur ! '' demeyi bilelim. İnancımıza ve Allah'ımıza öyle sıkı ve cesaretle bağlanalım ki, Tanrı'nın hoş ve barış dolu yolları, O'nun buyuracağı zaman önümüze açılsın.