Editöre Mektuplar

(Editörün Notu: Aşağıdaki mektupla, saraydaki tartışmada ele alınan sorunlara farklı bir açıdan bakan bir görüşe yer veriyoruz.)

Saygıdeğer Rabi Abahu ile Piskopos Eusebius arasındaki, Yahudilerin neden Mesih’in geldiği ve insanı, ilksel günahından ötürü ebedi cezadan kurtardığı inancını kabul etmediği konusundaki tartışmayı büyük dikkatle dinledim. 

Bu konuşmadan iyi bir şeyler çıkmasını boşuna bekledim.  Rabi Abahu’nun kutsal yazılarımızın ustaca çarpıtılmış yorumlamalarıyla tuzağa düşürüldüğünü gördüm.  Tabii ki sözcükler, yorumlayıcının arzu ettiği şeyi kastedecek şekilde yorumlanabilir.  Hıristiyanlar kutsal yazılarımızı istedikleri anlama gelecek şekilde okumakta ustalaşmıştır.  Bu yorumlamadan da kötüsü, bizim rabi’lerimiz ve bilginlerimiz bile sözcük ve dizelerin tuzağına düşüyor ve büyük öğretilerimizin özünden sapıyor. 

Bilgili adamlarımız Hıristiyanlar tarafından çıkarılan tartışmaları, öğretilerimizin esaslarını açıklığa kavuşturma–hem kendileri, hem de Hıristiyanlar için- fırsatı olarak kullanamazlarsa, yarardan çok, zarar verirler.

Rabi Abahu bir sözcük karmaşasında kaybolmasına neden olmalarına izin vermeseydi, Yahudilerin hiçbir zaman insanı doğuştan günahkar, sadece dış bir güçle kurtarılabilecek savunmasız bir yaratık gibi göremeyeceğini belirtirdi. Aksine, öğretilerimizde insanın yeryüzünde Tanrı’nın krallığını kurma zorunluluğunu üstlenmeye tamamıyla layık olduğu açıkça belirtilmiştir.  Biz Yahudiler, insana burada, yeryüzünde, peygamberlerimizin öngördüğü dünyayı yaratmasına olanak tanıyan, doğuştan gelen yeteneğe sahip olduğu gözüyle bakarız: “ulusun, ulusa karşı kılıç kaldırmayacağı ve bir daha savaş öğrenmeyeceği” bir dünya.

Bu başarıldığında, kurtuluş geldi demektir.

Rabi Abahu insanın kendisinin yeryüzünde ve bütün insanlar için kurtuluşu getirmesi gerektiği fikrini vurgulamalıydı. Bu, esas itibariyle Yahudi’dir.  İnsanın kurtuluşu, hayali acılar ve fedakarlıklarla getirilemez.  Neden Rabi Abahu bizim, insanı dünyanın yaratılışında Tanrı’nın ortağı olarak gördüğümüzü, hayatı küçümsemenin Tanrı’nın kendi yaratışını küçümsemek olduğu fikrini vurgulamadı?

Tora’dan dizeler okumak yerine saygıdeğer piskoposa şöyle diyebilirdi: “İnsana büyük haksızlık ediyorsunuz; öz saygısını, sorumluluk duygusunu, evrendeki yüksek ve onurlu yerini elinden alıyorsunuz.”

Bir keresinde Hıristiyanlarla bu türden bir tartışmaya karışmıştım, bu argümanı duydum: “Siz Yahudiler İsa’nın, Tanrı’nın insan olan oğlu olabileceğini inkar ediyorsunuz ama diğer yandan tüm insanları hata yapmayan tanrılara dönüştürüyorsunuz...”  Bu, yerinde bir gözlem gibi görünüyordu ama cevap verdim:  “Çok yanılıyorsunuz.  Biz Yahudiler insanın hata yaptığını inkar etmiyoruz.  Bunu, insanın mükemmele doğru çalışmasında gerekli bir unsur olarak görüyoruz.  Çalışma olmadan insan değersizdir.  Dahası hata yapmak insanı alçaltmaz.  Aksine, insan olması için esastır!

Biz Yahudiler hayatı Tanrı’nın verdiği bütün yönleriyle kabul ederiz ve hayatı bütün insanlar için güzel ve ahenkli hale getirmenin bizim görevimiz –insanın gücünün yettiği bir görev- olduğunu gayet iyi anlarız.

MYRON BEN YİTZHAK