Talmud'a göre bazı insanlar cennetteki yerlerini bir anda kazanırlar. Bunlar kendilerini gerektiğinde feda ederek, başkalarının hayatını kurtaran kahraman kişilerdir. O büyük fedakarlık anına kadar belki de bu kişilerin hiçbir özelliği yoktur.

Geçmişte ciddi suçlar işlemiş, ahlaksız işler yapmış olabilirler. Ancak o anda yaptıkları olağanüstü iyilik, o zamana kadar yapmış oldukları her türlü hatayı yok eder.

Rav Lawrence Kushner, Görünmez Bağlar adlı eserinde böyle bir adamdan, otobüste yolculuk eden bir yabancıdan bahseder:

Nazi Almanyasında, Münih şehrindeyiz. Sokaklar kalabalık. Hafif hafif kar yağıyor. Sussie otobüsle işten eve dönmektedir. SS birlikleri otobüsü durdurarak herkesin kimliğini incelemeye koyulur. Otobüsteki yolcuların bir kısmının bu işe canı sıkılmıştır. Ancak bir kısmı dehşet içindedir. Yahudi oldukları tespit edilenler otobüsten indirilerek köşebaşında duran kamıona bindiriliyorlar.

Arka koltukta oturan Sussie, SS askerlerinin yavaş yavaş ona doğru geldiğini gördükçe korkudan titremeye başlar. Gözlerinden yaşlar akmaktadır. Yanında oturan ve durumunu gören bir adam kibarca neden ağladığını sorar.

"Ben bir Yahudiyim. Bende, sizde olan kimlik kağıtları yok. Beni yakalayacaklar."

Adam birdenbire öfkeyle parlar. Sussie'ye bağırmaya ve küfür etmeye başlar.

"Seni aptal kadın," diye bağırır. "Yanında durmaya tahammül edemiyorum."

Bunu duyan SS askerleri gürültünün sebebini sormak için yanlarına gelir.

"Kahretsin," diye öfkeyle devam eder adam, "karım yine kağıtlarını unuttu! Bıktım artık. Bunu hep yapıyor!"

Askerler gülerek yanlarından uzaklaşır.

Sussie ona bu iyiliği yapan adama bir daha hiç rastlamaz. Adını bile öğrenmeye fırsatı olmaz.

Tam aksine de, başkasının hayatı tehlikede olduğu durumlarda sergilenen korkaklık, umursamazlık veya zalimlik, bu dünyada bile cehennem azabı yaşamamıza sebep olabilir. Albert Camus'nun romanı Düşüş'te bir adam, genç bir kızın nehirde boğulmasına tanık olur. Onu kurtarabilme olanağına sahip olmasına rağmen oradan uzaklaşır. Zamanla derin bir suçluluk duygusu bütün benliğini kaplar ve hayatının geri kalan kısmı boyunca hızla bir uçuruma doğru sürüklenir. Romanın sonlarına doğru şöyle dua eder: "Ey genç kadın, suya tekrar kendini at ki, her ikimizi de kurtarmaya ikinci bir fırsatım olsun."

"Her ikimizi de..." Hepimiz Tanrı'nın suretinde yaratılmış varlıklarız ve birbirimize Tanrı vasıtasıyle bağlıyız. Kushner öyküsünün sonunda şöyle bir sonuca varır: "Birbirimize olan bağlılığımızı kavradıkça en ufak davranışlarımızın bile ne kadar etkin olduğunu daha iyi anlamaya başlar ve kendimizi, kutsal bir sorumluluk ağının ışıltısının içinde buluruz. Münih'te bir otobüste bile." ***