Yeni evli bir gelini kutlarken önünde dans edip şarkı söyleyenlerin kullanacakları övgü sözlerinin ne olması gerektiği meselesi Hillel ve Şamay hanedanları arasında tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın ayrıntıları Talmud'da yer almaktadır.

Hillel hanedanına göre, her gelin için aynı sözler söylenmelidir: "Gelin ne kadar da güzel ve alımlı!" Ancak Şamay hanedanı aynı fikirde değildir. "Eğer gelin topal veya kör ise, ona da mı 'Gelin ne kadar da güzel ve alımlı' diyeceksiniz? Tora bize 'Yalandan uzak dur' (Şemot 23:7) diye emretmiyor mu?" Şamay hanedanı bu durumda her gelin için aynı kelimeleri kullanmaktansa kişinin "olduğu gibi" tarif edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Ancak Yahudi yasaları Hillel'in görüşünü benimsemiştir. Bütün gelinler güzeldir. En azından her gelin kendi güveyinin gözünde güzeldir.

Talmud bize başkalarının hislerini incitmemek için bir konuyu aktarırken kullanacağımız sözleri biraz değiştirmeyi önermektedir. Örneğin, Tora'da yazılı olduğu gibi Tanrı, Avraam ile Sara arasında düşmanlığa meydan vermemek için gerçeği biraz değiştirmiştir: Üç melek doksandokuz yaşındaki Avraam'ı ziyaret ederek ona, seksendokuz yaşındaki eşi Sara'nın bir sene içinde bir çocuk sahibi olacağını müjdeler. Yandaki çadırda bulunan Sara söylenenlere kulak kabarttığında kendi kendine gülerek şöyle mırıldanır: "Bu solmuş ve kurumuş halimle ve kocam da yaşlanmışken kalbimin isteğine gerçekten kavuşabilecek miyim?" Ancak Tanrı bir mısra sonra Avraam'a göründüğünde şu sözleri kullanmıştı: "Sara gülerek niçin 'Yaşlanmış olmama rağmen gerçekten çocuk sahibi olabilecek miyim?' dedi." (Bereşit 18:12-13)

Görüldüğü gibi Tanrı, Sara'nın sözlerinin sadece bir kısmını tekrarlamış, "kocam da yaşlanmışken" kısmını atlamayı tercih etmiştir. Zira bu sözler Avraam'ı kırabilir, Sara'ya kızmasına sebep olabilirdi. Tevrat'taki bu öyküye dayanarak Talmud şu sonuca varır: "Barış çok önemlidir. Bakın onun uğruna Tanrı bile gerçeği değiştirdi." (Yevamot 65b)

Yahudi yasalarına göre insanlara, haklarında duymuş olabileceğimiz eleştiri mahiyetindeki sözleri aktarmamalıyız. Eğer biri size başkasının onun hakkında neler söylediğini sorarsa, söylenenleri olumsuz kısımları atlayarak aktarmanız gerekir. (Ancak bu kural kişiye iftira edilmekte ve bu yüzden de ismine leke sürülmekteyse, geçerli değildir.)

Yahudi yasaları, birbiriyle kavgalı olan iki tarafı uzlaştırmak için kullanıldığında, "beyaz yalanlar" konusunda özellikle hoşgörülüdür. İsrail'in ilk yüce rahibi ve Moşe'nin kardeşi Aaron'un, birbirleriyle kavga eden insanların arasında barışı sağlamak için zaman zaman gerçeğin biraz dışına çıktığı Rav'larımız tarafından aktarılmıştır. Aaron, taraflardan birine giderek diğerinin yaptığı hareketlerden ne kadar utandığını ve üzüldüğünü anlatır, daha sonra diğer kişiye giderek ona da aynı şeyleri söylerdi. Midraş bu konuda şu sonuca varır: "İki taraf daha sonra birbirleriyle karşılaştığında, birbirlerine sarılıp öpüşürlerdi."

Ancak bu yol her zaman başarılı olmayabilir. İki taraf karşılaştığında biri: "Hatalı davrandığını anladığına sevindim," derse söylenen "beyaz yalan" ortaya çıkar. Ancak yine de, Yahudi geleneği Aaron'un sistemini benimsediğine göre, kişisel kavgalarda gerçek ve barış kavramları karşı karşıya geldiğinde barış yolu tercih edilmelidir.

Eğer gerçek herhangi bir fayda sağlamadan sadece acı verecekse, gerekirse değiştirilebilir. Örneğin bir davete gitmeden önce eşiniz size nasıl göründüğünü sorduğunda eğer hakikaten kötü veya uygun olmayan bir şekilde giyinmiş olduğunu düşünüyorsanız bunu ona söylemelisiniz. Ona bunu nazik bir şekilde söylemeniz onun davette mahçup olmasını engeller. Ancak davete gittikten sonra biri size nasıl göründüğünü sorarsa (ve pek de iyi göründüğünü düşünmüyorsanız), onunla ilgili gerçek hislerinizi ortaya koymanızın hiçbir faydası olmaz ve kişinin kendini çok rahatsız hissetmesine sebep olur.

İnsanı rahatsız edecek ve acı çekmesine sebep olacak bir gerçeği söylemeden önce kendi kendimize bunu neden söylememiz gerektiğini iyice soralım. Bazen güzel bir yalan, çirkin gerçekten daha iyidir.