Hıristiyan din bilimcileri ve Batılı düşünürler, bir hayat kurtarmak için bile olsa, yalan söylemenin hatalı bir davranış olduğunu savunmuşlardır.

Dördüncü yüzyılda Hıristiyanlığın ilk dini metinlerini kaleme alan yazarlardan Saint Augustine, yalan söylemenin kişiye ebedi hayat kapılarını kapattığını öne sürmüştü. Saint Augustine'e göre kişi başkasının hayatını kurtarmak için yalan söylüyorsa, gelecek dünyadaki yerini kaybedeceğinden, bunun hiçbir değeri yoktur: "Birinin yaşayabilmesi için başkasının manevi olarak ölmesi gerektiğini söyleyen kişi, bilinçsizce konuşmaktadır. Yalan söyleyen ebedi hayatını yitirdiğine göre, başkasının dünyevi hayatını muhafaza etme uğruna asla yalan söylenmemelidir."

Saint Augustine'den bin beş yüz sene kadar sonra İmmanuel Kant da, bağlayıcı evrensel laik bir ahlak düzeni kurma çabası içinde olduğundan, şartlar ne olursa olsun, her türlü yalanı kınadığını beyan etmişti. Kant'a göre: Adamın biri onu öldürmek isteyen kişiden kurtulmak için evinize sığındığında peşindeki kişi size adamın evinizde saklanıp saklanmadığını sorarsa ona yalan söylemeniz, veya onu yanlış yola sevk etmeniz, kesinlikle yasaktır.

Yahudi felsefesine göre ise gerçeği söylediği için, masum bir insanın ölümüne sebep olan kişi, ciddi bir sorumluluk altına girer. Kant'ın Yahudiliğe karşı büyük bir sempatisi yoktu. Bu yüzden de Yahudiliğin öğretilerine pek de önem vermezdi. Ancak Kant'ın fikirleri doğup büyüdüğü ülke olan Almanya'da derin ve kalıcı bir etki bırakmıştır. Filozof Sissela Bok'a göre Kant'ın bu felsefesinin etkileri yüzünden, gemisinde Yahudileri saklayıp kaçırmaya çalışan Alman kaptanın onu bu konuda sorgulayan Nazi komutanına yalan söylemesi mümkün değildi.

Yahudi felsefesi bize şunu öğretir: Gerçek çok değerli bir kavramdır ancak mutlak bir değer değildir.

Şemot (Mısır'dan Çıkış) kitabının birinci bölümü, Firavun'un İsrail kavmini ortadan kaldırmak niyetiyle ilk doğan İbrani erkeklerini Nil nehrinde boğma teşebbüsünü anlatır. Firavun bu görevi, Şifra ve Pua adlı iki ebeye verir. Ancak bu iki ebe Tanrı'dan korktukları için, bebekleri öldüreceklerine onları kurtarmak için ellerinden geleni yaparlar.

Kanlı planlarının bozulmasına çok canı sıkılan Firavun, ebeleri huzuruna çağırarak emirlerine niçin karşı geldiklerini sorar. Tevrat'a göre, kadınlar Firavun'a yalan söyler: "İbrani kadınları Mısırlı kadınlar gibi değil. Onlar çok güçlü. Daha ebeler varmadan kendi kendilerine doğuruyorlar." (Şemot 1:19).

Kadınların yalan söylemesi, Firavun'a karşı korkakça davranmaları Tevrat'ın mantığı açısından nasıl karşılanmıştı? Daha sonraki cümleler bunu bize açıklamaktadır: Tevrat'a göre Tanrı, ebelere karşı "iyi bir tutum içinde olmuş" ve onlara "büyük aileler" sağlamıştır. Yani Tevrat'a göre, ebeler İsrailli bebekleri kurtarırken ve Firavun'a yalan söylerken doğru karar almışlardır. Tevrat'taki diğer bir bölümde ise Tanrı, nebi Şemuel'e kendini kurtarmak için eksik bilgi aktarma konusunda talimat verir. Tanrı Şemuel'e kral Şaul yerine David'i meshetmesini (yağla kutsamasını) söylediğinde Şemuel dehşet içindedir. Zira, eğer Şaul olanları öğrenirse Kral onu idam ettirecektir. Tanrı'nın talimatıyla Şemuel Şaul'a Tanrı'ya özel bir adak adamak için yolculuğa çıktığını anlatacak ve böylece gerçek niyeti konusunda eksik bilgi aktararak kendini kurtaracaktır. (I Şemuel 16).

Tanrı Şemuel'e gerçeği söylemesini emredebilir, onu koruyacağı konusunda güvence verebilirdi. Ancak bunu yapmadı ve ona yalan söylemesini öğütledi. Bundan çıkarılacak ders şudur: Kendimizi ölümden korumak, bizi öldürmek isteyenleri engellemek için gerektiğinde biz de yalan söylemeli ve bu gibi durumlarda Tanrı'nın bizi koruyacağına güvenmemeliyiz.

Yahudilik pek nadiren şehit olmayı emreder. Örneğin, eğer masum bir insanı öldürerek kendi hayatınızı kurtaracaksanız, öldürmek yerine ölmeyi tercih etmelisiniz. Ancak Yahudi yasaları kötü bir insanın kötülüklerine devam etmesine imkan tanıyacak şekilde ona gerçeği söylemeyi, veya kötü bir insana gerçeği söyleyerek kişinin kendi hayatını tehlikeye sokmasını akılsız ve ahlaksız bir davranış olarak kınar.

Gerçek çok değerli bir kavramdır ancak masum birinin hayatını kurtarmak daha da değerlidir.