Aralık 1995'te Boston'lu iş adamı Aaron Feuerstein yetmişinci doğum günü partisinden evine yeni dönmüştü. Telefonu açtığında hattın öbür ucundaki ses ona Lawrence, Massachusetts'taki Malden Mills tekstil fabrikasının tamamen yandığı acı haberini vermişti. Yangında bazıları ciddi olmak üzere yirmi altı çalışanı da yaralanmıştı.

Malden Mills'te üç bin kişi çalışırdı. Alevlerin sebep olduğu felaketi gördüklerinde çalışanlar ümitsizliğe kapılmışlardı. İşçilerden biri şöyle demişti, "Yangın tamamen kontrolden çıkmış durumda. İşimiz, ekmeğimiz yok oldu."

Yangın gerçekten de kontrolden çıkmıştı ancak Feuerstein kontrolu kaybetmemişti. Her gün hem Talmud'u hem de Shakespeare'in eserlerini okumayı seven ve dindar bir Yahudi olan Aaron, babasının arada bir tekrarladığı Mişna'nın şu satırlarını aklına getirmişti: "Tek bir erkek bile olmayan yerde, sen erkek olmayı bil." (Pirke Avot 2:5) Yangından hemen sonra, çalışanları arasından bin kişiyle görüştü ve onlara şöyle dedi. "Lawrence'taki bütün tekstil fabrikaları güneye koşup ucuz işçi bulmaya çalıştığında biz dayanmıştık. Kalacağız ve fabrikayı yeniden inşaa edeceğiz."

İki gün sonrası maaş ödeme zamanıydı. Feuerstein şöyle talimat verdi: "Herkese tam maaşlarını verin. Hem de zamanında." Normal maaşlarının yanında Feuerstein yılbaşı için 275$'lık bir ikramiye çekini ve şu kısa mesajı ekledi: "Umutsuzluğa kapılmayın. Tanrı hepinizi kutsasın."

Bir gün sonra Feuerstein bütün çalışanlarını toplayarak onlara şu bilgileri verdi: "Gelecek otuz gün boyunca, belki de daha fazla, hepiniz tam maaşlarınızı alacaksınız." Haftalar boyunca Feuerstein, kendi öz kaynaklarını kullanarak, ödemeleri yapmaya devam etti. O toplantıda bir çalışanın söz alıp dediği gibi: "Aaron için çalışınca kendinizi önemli hissedersiniz."

Sanayiciliğinin dışında Feuerstein, çeşitli Yahudi yardım kuruluşlarına destek veren önemli hayırseverlerden biriydi. Bu olaydan hemen sonra Lawrence civarındaki yardım ve hayır kuruluşlarını gezerek her yılbaşında yaptığı gibi 80,000 $ kadar yardımı bu kuruluşlara dağıtmıştı.

Onu bu şekilde davranmaya hiçbir yasa zorlamıyordu. Bu zor durumunda sergilediği cömertlik, ona ülkenin her tarafından tebrikler yağmasına, çeşitli gazete ve dergilerde adından söz edilmesine sebep olmuştu.

Çalışanlarına karşı merhametli olma ve işini bir an önce tekrar ayağa kaldırma isteği dışında Feuerstein, Yahudi yasalarının en kutsal buyruklarından birini yerine getiriyordu: Tanrı'nın adını kutsamak (Kiduş Haşem). Bu sözcüklerin anlamını izah etmeye yardımcı olan Talmud'un bir bölümünde, Rav Şemuel'in bir Roma imparatoriçesine ne kadar asilce davrandığı aktarılır. O kadar ki, imparatoriçe şöyle demekten kendini alamamıştı: "Eğer bütün Yahudiler böyleyse, Yahudilerin Tanrısı mübarek olsun."

Tanrı'ya hürmet, sadece sinagogda veya Şabat masasının etrafında değil, iş ortamında da kendini göstermelidir. Para uğruna her şeyi yapanlar, sadece paranın kendileri için değerli olduğunu gösterirler. Aaron Feuerstein'in yaptığı gibi, servetini merhametli davranma uğruna tehlikeye atanlar ise, Tanrı'nın ve O'nun ahlak konusundaki buyruklarının kendileri için en yüksek değeri taşıdığını ispat ederler. Tanrı'nın adının kutsanmasının, mübarek kılınmasının gerçek anlamı işte budur.