Maimonides, Art Buchwald ve her davranışın önemi

Maimonides, "Pişmanlık Yasaları" adlı eserinin dikkat çekici bir bölümünde, yaptığımız iyi ve kötü eylemlerin her an için dengede olduğu duygusu ile hayatımıza devam ettiğimizi öne sürer.

Öyle ki, bir sonraki eylemimizin dengeyi bozarak teraziyi ya bir yana ya da diğer yana yatırabileceğini düşünürüz. Maimonides daha sonra çıtayı biraz daha yükselterek bizden tam dengede olan bir dünya hayal etmemizi ister. Öyle ki, bir sonraki eylemimiz dünyayı bir yana veya diğer yana yatırabilecek güçte olabilir ("Pişmanlık Yasaları," 3:4).

Rav Jack Riemer, mizah yazarı Art Buchwald'ın bir makalesinde, farklı bir üslupla da olsa, buna benzer bir düşünce keşfeder. Buchwald'ın öne sürdüğü sistem benimsendiğinde sadece kişi değil bütün dünya, daha iyi bir yer haline hızla gelecektir. Buchwald şöyle yazmaktadır:

Geçen gün New York'ta iken arkadaşımla bir takside gidiyorduk. Arabadan indiğimizde arkadaşım şoföre şöyle dedi, "Yolculuk için teşekkürler. Çok iyi araba kullanıyorsunuz."
Şoför şaşırmıştı. "Benimle alay mı ediyorsunuz?" diye söylendi.

"Hayır dostum seninle alay ettiğim filan yok, sadece bu yoğun trafikte soğukkanlılığını nasıl muhafaza edebildiğine hayran kaldım."

"Tamam," diye karşılık verdi şoför arabayı oradan uzaklaştırırken.

"Neler oluyor?" diye sordum.

"New York şehrine sevgi kavramını geri getirmeye çalışıyorum," diye cevap verdi arkadaşım. "Şehrin ancak bu şekilde kurtulabileceğine inanıyorum."

"Bir tek kişi New York'u nasıl kurtaracak sence?"

"Bir tek kişi değil. Taksi şoförü çok mutlu şu anda. Diyelim ki gün içinde yirmi müşterisi daha olsun. Bir kişi ona iyi davrandığı için, o da diğer müşterilerine iyi davranacak. Onlar da sırasıyla yanlarında çalışanlara veya garsonlara veya dükkan sahiplerine ve belki de ailelerine karşı iyi davranacaklar. Bu iyi duygular günün sonunda belki de bin kişiyi kapsayacak şekilde yayılacak. Ne kadar iyi bir şey değil mi?

"Taksi şoförünün senin iyi niyetini başkalarına ileteceğine bu kadar güveniyor musun?"

"Güvenmiyorum," dedi arkadaşım. "Sistemde problemler olabileceğinin farkındayım. Bu yüzden de aynı şeyi bugün karşılaşacağım on kişiye daha uygulayacağım. Bu on kişiden sadece üçünü mutlu etmeyi başarsam, dolaylı olarak üç bin kişiyi etkilemiş olacağım."

"Kabul ediyorum, kağıt üstünde iyi duruyor. Pratikte bu kadar düzgün işleyeceğine inanmıyorum," dedim.

"Kaybedecek bir şey yok yine de. Bu adama işini iyi yaptığını söylemek pek vaktimi almadı. Aldığı bahşiş de ne arttı ne de azaldı. Söylediklerimi önemsemese dahi ne olacak? Yarın başka bir taksi şoförü bulurum sistemimi denemek için."

"Kafayı biraz üşüttün galiba," dedim.

"Bak ne kadar da şüpheci olmuşsun. Ben bu konuyu araştırdım. Örneğin postacılarımızın tek eksiği (para dışında tabii) kimsenin onlara ne kadar iyi çalıştıklarını söylememesi."

"Ama hiç de iyi çalışmıyorlar."

"İyi çalışmıyorlar çünkü hiç kimse onların çalışıp çalışmadıklarını önemsemiyor bile. Onlara da birileri birkaç iyi söz söylese..."

Tam o sırada inşaa edilmekte olan bir binanın yanından geçiyorduk. Beş işçi oturmuş inşaatın önünde yemeklerini yiyorlardı. Arkadaşım durdu ve onlara dönerek, "Ne kadar da güzel bir bina olacak. Bu çok zor ve tehlikeli bir iş olmalı," dedi.

İşçiler arkadaşıma kuşkulu gözlerle baktılar.

"Ne zaman tamamlanacak?"
"Haziran'da" diye homurdandı biri.
"Ne kadar da etkileyici. Gurur duyuyor olmalısınız."

Yolumuza devam ettik. Ona şöyle dedim, "La Mança'lı adam Don Kişot'tan beri senin gibisini görmedim."

"Dinle beni, bu adamlar sözlerimi anlayıp biraz sindirdikten sonra kendilerini daha iyi hissedecekler. Bu şehir de onların mutluluğundan payını alacak."
"Bunu tek başına yapamazsın," diye çıkıştım. "Sen sadece bir kişisin."
"En önemli şey cesaretini kaybetmemek. Bu şehirdeki insanları yeniden mutlu etmek kolay bir iş olmayacak. Bu kampanyada bana yardımcı olacak birkaç kişi daha bulsam..."

"Farkında mısın? Çok da çekici olmayan bir kadına göz kırptın..."
"Biliyorum," diye cevap verdi. "Ve eğer o bir öğretmense, bugünkü dersleri mükkemmel geçecek."