Arkeoloji ve Tora"İyi ve dürüst bilginler arkeolojik kalıntıların yorumlanmasında farklı görüşlere sahip olmaya devam edecek çünkü arkeoloji bir bilim değil, bir sanattır. Ama bazen çok iyi bir sanat bile değildir.

William Dever, Yakındoğu Arkeolojisi ve Antropolojisi Profesörü, Arizona Üniversitesi

Sanatçı, son ürünün neye benzeyeceğini belirleyerek belirli malzemelerle uğraşır. Bu alandaki en saygın isimlerden biri olan Dever arkeolojik kalıntıların nasıl bulunduğundan değil, insanın bu kalıntıların anlamını nasıl yorumladığından söz etmektedir.

Tora zamanından ve mekânından kalıntıların yorumlanmasına gelince, yorumlama tarzındaki görüş ayrılıkları bir kültür sanatından çok bir savaş sanatını andırır. Örneğin arkeoloji ve Tora konulu en son tartışmayı başlatan talihsiz sözcükler şunlardır:

"Arkeologların İsrail topraklarındaki kazılarından öğrendikleri şudur: İsrailliler hiçbir zaman Mısır'da bulunmadı, toprağı bir askeri hareket sonucunda ele geçirmedi ve İsrail'in 12 kavmine bırakmadı."

Ze'ev Herzog, Arkeoloji ve Eski Yakındoğu Araştırmaları Profesörü, Tel Aviv Üniversitesi

Diğer arkeologların yanı sıra Herzog, Tora'da pek az tarihi değer gören Tora minimalisti (ya da Dever'in adlandırdığı gibi revizyoncular) olarak kabul edilmektedir. Herzog ve Prof. Israel Finkelstein gibi revizyoncular, bütün Tora arkeolojisi ekolü adına saçma bir şekilde konuşmaya yeltenmiştir. Kendi konumlarından o kadar emindirler ki kendilerinkiyle uyuşmayan herhangi bir başka yaklaşımı yok saymaktadırlar.

Dever'i kızdıran şey revizyoncuların arkeolojiyi saptırması, böylece bu akademik alanın bütünlüğünü ucuzlatması ve küçük düşürmesidir.

Revizyoncular Tora'nın en tarihsel yönlerini inatla hayali olarak görmektedir. Onlara göre atalar dönemi (Avraam, Yitshak ve Yaakov) tamamıyla hayal ürünüdür, Yosef'in öyküsü ve Mısır'da kalış, Mısır'dan çıkış ve çölde dolaşma dönemi uydurulmuştur. Fetih, yerleşme ve birleşmiş monarşi (Şaul, David ve Şlomo) Philip Davies'in tabiriyle sadece "propaganda"dır. İskandinavyalı revizyoncu Marit Skjeggestad Tora tarihi hakkında "arkeolojik kaydın sessiz" olduğunu söylemiştir.

"Aslında," der Dever "arkeolojik kayıt hiç de sessiz değildir. Sorun, bazı tarihçilerin sağır olmasıdır."

Öyle ise kanıtlara eğilelim.

 

ATALAR DÖNEMİ

Tora eleştiricilerinin ileri sürdükleri noktalardan biri Tora'nın, olaylardan meydana geldiği dönemden çok daha ileriki bir tarihte yazılmış olmasıdır. Tora'nın Mısır'dan Çıkış'tan en az 1.000 yıl sonra yazıldığı iddia edilmektedir. Dolayısıyla sözde Tora yazıcıları 1.000 yıl öncesinin kültürel normlarının ayrıntılarını bilemeyeceklerinden birçok anakronik hata yapmış olmalıdır. Farzedin ki 1950lerin bir filmini seyrediyorsunuz, senaristler doğru dürüst araştırma yapmadığından oyuncular dijital saatler takıyor.

Tora'daki başlıca anakronizmlerden birinin, develerle ilgili olduğu düşünülmektedir. Bereşit Kitabı develerden M.Ö. 18. yüzılda, Avraam zamanında yük ve insan taşımak, bir yerden bir yere gitmek için kullanılan hayvanlar olarak söz etmektedir. Oysa develerin Ortadoğu'da M.Ö. 12. yüzılda evcilleştirildiği düşünülmekteydi. Bu anakronizm Tora'nın daha sonra yazıldığının açık bir belirtisiydi... Ya da öyle sanılıyordu. Her şey bir anda değişti. Son arkeolojik bulgular devenin M.Ö. 18. yüzılda zaten evcilleştirilmiş olduğunu açıkça kanıtlamıştır. Tora'ya karşı darbe olarak düşünülen, artık Tora'yı destekleyen bir kanıta dönüşmüştür.

Liverpool Üniversitesi'nden emekli ejiptolog Prof. Kenneth Kitchen, Yosef'in bir Midıanit kervanına 20 gümüş paraya satılmasının bir anakronizm örneği olabileceğine dikkat çekmektedir çünkü 1.000 yıl sonrasında bir tutsağın fiyatı çok daha yüksekti (antik enflasyon). Ne var ki Tora'da sözü edilen fiyat, Yosef'in döneminde o bölgede tutsak fiyatlarına tam olarak uymaktadır. Kitchen'a göre bu, "Tora verilerinin gerçeği yansıttığını kabul etmenin daha makul olduğunu" kanıtlayan örneklerden sadece biridir.

Dahası, Bereşit'te kayıtlı olan Paro'nun sarayının ve protokollerinin ayrıntılı tariflerinin, o dönem için son derece doğru olduğunu görürüz. Yosef'in Mısır'daki adı, giysileri ve saray kurallarının, o zaman ve yerde geçerli normlara çok uygun olduğunu şimdi anlıyoruz.

 

MISIR'DA KALIŞ

Ya Yahudilerin esaretinin kanıtı?

Ejiptolog Sir Alan Garnider, Mısır arkeolojisi hakkında şunları söylemiştir: "Binlerce yıl önceki ve sadece çok az kalıntının geriye kaldığı bir medeniyetten söz ettiğimizi hiçbir zaman unutmamalıyız. Brooklın Papirüsü (Brooklın Müzesi'nde bulunduğu için) olarak bilinen belge, tutsakların adı olarak Tora'dan isimler vermektedir: Aşer, Yisahar ve Şifra. Bu belge "hapiru" terimini de içermektedir. Birçok bilgin bunun bir Tora terimi olan "ivrim" yani "İbraniler" ile açıkça tarihi bir ilgisinin olduğu konusunda hemfikirdir.

Tora Yahudilerin Pitom ve Ramses ambar kentlerini kurduğunu kaydetmektedir. Avusturyalı arkeolog Manfred Bietak, Pi-Ramesse kentini tanımlamayı başarmıştır. Ortaya çıkarmış olduğu bu kent, Mısır'da kalışla tam olarak aynı döneme aittir, hatta esirlerin yaşadıkları alanlar birçok Asya kökenli (Kenaan) kalıntılar içermektedir.

Mısır kayıtları Firavun II. Ramses'in doğu Nil deltasında, Goşen olarak bilinen eski alan yakınlarında, yani Tora'nın Yisraellileri tam olarak yerleştirdiği coğrafik alanda, Pi-Ramesse (Ramses'i Evi) adlı yeni bir başkent kurduğunu anlatır.

Dahası Leiden Papirüsü (o dönemin bir başka Mısır belgesi). Ramesse'in in?aatında görevli yetkililerden birinin "büyük Ramses Tapınağı kapısına taş taşıyan asker ve Apiru'ya (belirttiğimiz gibi Apiru, İbranilerle ilgilidir) tahıl dağıtılmasını" emrettiğini gösterir.

İbrani Üniversitesi'nden Prof. Abraham Malamat bunlardan, İbranilerin Ramesse kentini inşaa etmeye zorlandıkları anlamını çıkartıyor. "Bu en iyi ikinci derece kanıttır" diyor Malamat "ama tarihçilerin tartışması için yeterlidir."

 

MISIR'DAN ÇIKIŞ VE ÇÖLDE DOLAŞMA

"Paro halkın gitmesine izin verince Tanrı onları, en yakındaki ülke olduğu halde Filistinlilerin ülkesinden geçirmedi; çünkü Tanrı dedi ki: Halk savaşı gördüğünde pişman olup Mısır'a geri dönebilir." (Şemot 13:17)

Prof. Malamat yolu bu şekilde uzatmayı şöyle açıklıyor: Mısır tarihinin o döneminde ve yaklaşık 200 yıl boyunca Kenaan'a sahilden giden kuzey Sinay yolu boyunca yoğun, aşılmaz bir kaleler ağı vardı. Oysa güney Sinay'da benzer savunmalar bulunmuyordu çünkü Mısırlılar güneyden giden yolun, çölde mutlak ölümle sonuçlandığını düşünüyordu. Dolayısıyla Moşe Yisraellilere Paro'yu yanıltacak bir yerde kamp kurmalarını söylediğinde, Mısırlılar Yisraellilerin "ülkede kaybolduğu ve çölün onları hapsettiği" (Şemot 14:3) sonucuna varacaktı. Malamat'a göre bu, "o zamanlar yaygın olması gereken bir görüş açısını açık bir şekilde yansıtmaktadır: kuzeydeki sahilde bulunan kaleler yüzünden Mısır'dan kaçanlar zorunlu olarak güneyden çöle gidecek, büyük olasılıkla da ölecekti."

Eski bir zafer anıtı olan "Elephantine Stele" (Devasa Dikilitaş) başka kanıtlar getirir. Burada bazı hain Mısırlıların Mısır'da yaşayan Asyalılara, onlara yardım etmeleri için rüşvet verdiği bir başkaldırıyı kayıt eder. Başkaldırı sonunda başarısızlıkla sonuçlandığı halde Yisraellilerin Mısır'da yaşadığı aynı dönemde Mısırlıların "Gelin, onlara karşı akıllıca hareket edelim ki savaş çıkarsa düşmanlarımızla birleşip bize karşı çarpışmasınlar ve ülkeden kaçmasınlar." (Şemot 1:10) demiş olması çok olasıdır. "Elephantine Stele'de kayıt edilen olayda gerçekleşen tam olarak budur." diyor Malamat.

Tora hakkında eleştiri merhum arkeolog Gosta Ahlstrom'dan gelir. Şöyle der: "Tora'yı yazanların Filistin'de M.Ö. 10. yüzıldan önce olanlar ve Bronz Çağı'nın son döneminde Filistin coğrafyası hakkında hiçbir şey bilmedikleri açıktır": yani çölde dolaşma ve sonrasında Kenaan ülkesinin fethi sıralarında. Ahlstrom'un kanıtı nedirş Yisraellilerin Yarden Nehri'ne varmadan önce geçtikleri, Tora'da adı geçen şehirlerin listesi: İyıim, Divon, Almon-Divlatayim, Nevo ve Avel Şitim (Bamidbar 33:45-50). Bu şehirlerin çoğunun yerinin saptanmadığını ve ortaya çıkarılanların Tora'nın sözünü ettiği zamanda var olmadığını ileri sürer.

Mısır tapınaklarının duvar yazıları ise başka şeyler söyler. Mısırlıların o günlerde Kenaan'a yolculuk etmek için çok nedeni olduğu gayet iyi bilinmektedir; ticaret, sömürgecilik ve askeri fetihler. Bu yollar üç ayrı Mısır tapınağında kayıtlıdır. Tora'da belirtilen aynı sırada ve Yisraellilerin Kenaan'ı fetihleri ile tam olarak aynı dönemde.

Bir başka dış kaynaklı doğrulama Amman Müzesi'ndeki eski bir yazıttır. M.Ö. 8. yüzıldan (en geç) kalan bu yazıt Tora zamanında Moablıların toprağı olan, Deir Alla adlı bir Ürdün köyünde bulunmuş olup, yerel kâhin olarak bilinen ve kehanetlerini gece alan Bilaam ben Beor adlı bir kişiden söz eder. Bu özellikler Tora'da (Bamidbar 21) tarif edilen Bilaam'ın özelliklerine tam olarak uymaktadır: tam adı, mesleği, gece vakti kehanetleri... Ve tabii, Bilaam Moablıydı.

HANGİ BAKIŞ AÇISINDAN?

Mısır'dan Çıkış'ın Tora'daki öyküsü çeşitli etkileyici mucizeler şeklindeki tanrısal müdahalelerle doludur: Kızıldeniz'in yarılması, Sinay Dağı'ndaki vahiy, gökten yağan man, vb. Tora eleştirmenlerinin görüşüne göre bu öykü gerçekçi değildir çünkü o dönemde toplu kamplar hakkında pek az kayıt bulunmaktadır, ayrıca Yisraellilerin bu kadar kalabalık bir nüfus için, bu kadar uzun bir süre boyunca çölde yeterli malzemesinin bulunduğunu düşünmek anlamsızdır.

Ancak bu görüşün doğru açıdan gözden geçirilmesi gerekir. Arkeologlar Tora'da değil, kendi oluşturdukları versiyonda tutarsızlıklar bulmaktadır. Tora Yisraellilerin yiyecek, giyecek ve korunmasının doğrudan Tanrı tarafından sağlandığını açıkça belirtmektedir. Tora'nın akademik olarak yeniden oluşturulmuş görüşe her zaman uymaması, Tora'ya karşı bir suçlama nedeni olamaz.

Kamplar konusuna gelinde, Sinay çölünde 200-300 yıl öncesinin büyük Bedevi kamplarının izlerini bulmak neredeyse olanaksızdır. 3.000 yıl sonra büyük kampların kalıntılarını bulmayı umabilir miyiz?

 

KENAAN'IN FETHİ

1980'lerde Yeriho'daki kazılarda Yeoşua zamanından kalma bir şehrin kalıntılarının bulunamadığı görüşü yaygındı.

Ancak 1990'ların başında o zamanlar Toronto Üniversitesi'nde olan Dr. Bryant G. Woods Yeriho'da Yeoşua'nın zamanından şaşırtıcı kalıntılar bulduğunu bildirdi. Ona göre yapılan hata, arkeologların antik Yeriho tepesinin yanlış bölümünü kazmalarıydı.

Woods bütün kazı alanını kaplayan 90 cm.lik bir kül katmanı bulduğunu, bunun da şehrin yangın sonucunda yok olduğunun kanıtı olduğunu bildirdi. Ayrıca ilkbahar hasadının ürünü, hemen hemen hiç kullanılmamış büyük buğday rezervleri ortaya çıkardı. Bunun anlamı Yeriho'nun, duvarlarla çevrili şehirden bekleneceği gibi bir açlık kuşatması sonucunda değil, çok kısa bir kuşatmadan sonra düştüğüdür. Bütün bunlar Yeoşua'nın kitabındaki anlatılara uymaktadır. Dahası buğday, ilkbahar hasadının ürünüdür; Yeoşua Yeriho'yu Pesah'tan hemen sonra, yani ilkbaharda fethetmiştir.

Harvard Üniversitesi'nin İsrail'deki saygın arkeoloji hocası Dr. Lawrence Stager, Woods'un Yeriho'daki çalışmalarıyla ilgili olarak şöyle demiştir: "Arkeolojik değerlendirme bütünüyle mantıksız değildir. Yıkım kanıtı vardır ve tarihi çok yanlış değildir."

Bir arkeolog nadiren "bu bulgu tam Tora'nın sözünü ettiği şey" şeklinde bir iddiada bulunabilir. Buna rağmen Hayfa Üniversitesi Arkeoloji Bölümü başkanı Dr. Adam Zartal bunu yapabilirdi. Yeoşua 8:30-35, Moşe'nin Eval Dağı'nda bir sunak kurma emrinin yerine getirildiğini söyler (Devarim 27). Zartal kendi kazı ekibinin o sunağı bulduğunu bildirir. Yer ve zaman doğrudur. Hayvan kemikleri Tora'da sözü edilen armağanlara uymaktadır. Sunağın tarzı bile, Talmud'da tarif edilen Bet-Amikdaş'taki sunağın neredeyse aynısıdır. Bu, Kenaan tapınaklarında o zamanlar ya da sonrasında hiç kullanılmayan, benzersiz bir Yahudi tasarımıdır.

Zartal revizyoncu arkeologlar topluluğunun tepkisini üzüntüyle karşılamaktadır. "Açıkladığım yeni bulgular karşısında ne olduğ Hemen hemen hiçbir şey. Kazı hakkında ayrıntılı rapor ve yayımladığım çok sayıda makaleden sonra bilginler alemi suskun kaldı."

Zartal'ın bulgularıyla ilgili olarak Dr. Lawrence Stager şöyle dedi: "Eval tepesinde bir kurban sunağı bulunsaydı araştırmalarımız özerindeki etkisi devrimci olurdu. Hepimizin (Tora arkeologları) anaokuluna geri dönmesi gerekir."

 

HALA ISRARLILAR

Revizyoncular M.Ö. 9. yüzıla kadar "Yisrael" diye bir varlık olmadığı konusunda ısrarlıdır. Oysa M.Ö. 1210 yılı dolaylarından, bilinen bir Mısır yazıtı Yisrael'den, Kenaan ülkesinde hesaba katılması gereken bir halk olarak açıkça söz etmektedir. Firavun Merneptah'ın Kenaan'daki zaferlerini anlatan yazıt bir yerinde şöyle belirtir: "Yisrael yıkıldı, tohumu kalmadı."

Revizyoncular bu yazıta nasıl tepki gösteriyorş Dever şöyle diyor: "Buna, bizim tek başvuru kaynağımız olarak leke sürüyorlar. Ama tarih mahkemesinde, suçlanamayan bir tanık yeterlidir. Kenaan'da kendilerine Yisrael diyen bir halk vardır, Mısırlılar tarafından da Yisrael diye adlandırılıyorlar. Mısırlılara Tora yandaşı demek pek mümkün değildir ve kendi propagandaları için böylesine özel ve benzersiz bir halkı uydurmuş olamazlar."

İlaveten: Şemuel'in kitabında Filistinlilerden uzman maden işleyicileri diye söz edilmekte, Ezekiyel'in kitabında ise Girit'ten geldikleri belirtilmektedir. M.Ö. 9. yüzılda politika haritasının dışında olan Filistinlilerle ilgili bu ayrıntılar arkeoloji aracılığıyla doğrulanmaktadır.

Ayrıca 1-Şemuel 13:19-21 Yisraellilerin, Filistinli demircilere güvendiklerinden ve aletleri bileme sürecinde kullanılan bir "pim"den bahsetmektedir. Bu "pim"in ne olduğu bilinmemekteydi. Son kazılarda yalnızca Yisraellilerin yerleşme döneminde kullanılan ve bileme hizmeti karşılığında verildiği sanılan "pim" adlı eski bir madeni ağırlık bulunmuştur. Dever şöyle savunmaktadır: "M.Ö. 2. yüzıldaki bir yazarın kendi zamanında 5 yüzıl önce ortadan kalkan bu "pim"lerin varlığını bilmesi mümkün müdür?"

Dahası, Yudea ve Samaria'nın (eski Yisrael'in merkezinde) tepelik bölgelerinde, Yisraellilerin ülkeyi fethettikleri dönemler olan M.Ö. 13. ile 11. yüzıllarda kurulmuş olan yaklaşık 300 küçük tarım köyü bulunmuştur. Dever'e göre bu, yerli halktan kaynaklanmayan büyük bir nüfus artışını temsil etmektedir. Aynı zamanda ev tarzının yapısı benzersiz olup Hakimler ve Şemuel kitaplarındaki tanımlara uymaktadır. Ayrıca alanda bulunan hayvan kemikleri arasında domuz artıkları yoktur; sadece Yahudiler domuz yemezdi.

Dever, Mernepteh Dikilitaşı'ndaki yazıtlarla birlikte bunların Yisraellilerin ülkeye ilk yerleşmelerinin kalıntıları olduğuna göreceli bir kesinlikle bakmaktadır.

 

DAVİD VE ŞLOMO

Bazı arkeolojik revizyoncular, David ve Şlomo'nun birleşmiş monarşisinin "eski Tora yazıcılarının hayali propagandası" olduğunu ilan ettiğinde, İsrail milliyetçiliğine ve Yahudi gururuna ağır bir darbe indirdiklerini düşündüler.

Kanıta bakalım.

Tora Kral Şlomo'nun süvarilerine garnizon yapmak için üç kenti nasıl yenilediğini anlatır: Hazor, Megiddo ve Gezer. Arkeologlar bu şehirlerde Şlomo zamanındakilerin aynı şekilde tasarlanmış kapılar ortaya çıkarmıştır. İsrailli ünlü arkeolog Amihai Mazar şöyle belirtmiştir: Megiddo, Hazor ve Gezer'in şehir kapıları, arkeolojik temellere göre de, Tora'ya göre de Şlomo'ya yakıştırılabilen merkezileştirilmiş, kraliyetçi bir in?aat operasyonunun cüretli göstergeleridir."

Revizyoncu olan Prof. İsrael Finkelstein bu kapıları Şlomo'nun zamanında yüz yıl sonrasına yerleştiren farklı bir tarihlendirme sistemi ileri sürmektedir. Ancak Dever bu yeni tarihlendirme sisteminin "yüksek düzeyde başka tek bir arkeolog tarafından bile yazılı olarak desteklenmediğini" söylemektedir.

Tora'da "David Hanedanı'nın kurucuları" (David ile başlayan krallar hanedanına atıf yaparak) olarak bilinen David ve Şlomo hakkında başka kanıtlar da bulunmaktadır. Arkeolog Avraham Biran İsrail'in kuzeyinde, antik Tel Dan'da M.Ö. 9. yüzıldan kalma bir zafer yazıtı ortaya çıkarmıştır. Komşu bir kral Yisrael'e karşı zaferlerini tarif ederken "Yisrael Kralı" ve "Beit David" (David'in Evi) cümlelerini gayet açık bir şekilde yazmaktadır.

Ayrıca Yisrael'e karşı yabancı bir zaferin Meşa ya da Moab taşı üzerindeki M.Ö. 9. yüzıl tarihli bir yazıtı şu anda Fransa'da Louvre Müzesi'nde sergilenmektedir. Fransız bilgin Andre Lemair yazıtı incelemiş ve "David Hanedanı" cümlesinin orada da gözüktüğü sonucuna varmıştır.

Ateşli revizyoncu Dr. Philip Davies kahramanca, bunların belirsiz bir şekilde okunduğunu iddia etmeye çalışmıştır. Ancak Anson Rainey'in söyledikleri şunlardır:

"Eski yazıtları orijinallerinden inceleyen biri olarak toplumu, Philip Davies ve benzerleri tarafından temsil edilen yeni hevesin (revizyonculuk) sadece bir amatörce bir çevre olduğu konusunda uyarma sorumluluğuna sahibim. Tora geleneğinden hiçbir şeyin Pers döneminden eski olmadığı görüşleri, özellikle de birleşmiş monarşiyi inkar etmeleri, boş hayal güçlerinin bir parçasıdır. Tel Dan ve Meşa yazıtlarındaki "David'in Hanedanı" ismi, sahte kibirlerine karşı ölüm çanları gibi çalmaktadır. Tora bilginleri ve eğiticileri bu (revizyoncu) ekolü tamamıyla yok saymalıdır. Bize öğretecek hiçbir şeyleri yoktur."

Davies'in kaçak manevrası Dever'in sabrını taşırır. Bunun "bilginlerin işlerine gelmediğinde aşikar olanı gözardı etmek için ne kadar ileri gidebileceklerinin bir örneği olduğunu" söyler. Tel Dan yazıtlarının Davies'in Kral David'in ve birleşmiş monarşinin var olmadığı hakkındaki revizyoncu ana eserini yayımladıktan hemen sonra bulunduğunu belirtmekte yarar var.

Revizyoncular, o dönemden kalmış arkeolojik kalıntıların bulunmaması nedeniyle Kral David'in Yeruşalayim'i fethi ve Şlomo'nun şehirdeki büyük in?aatları konusunda da tartıştı.

Arkeolog Jane Cahill eksik olan yapıları şöyle açıklamaktadır. Eski Yeruşalayim'de dar bayırlar ve dik tepeler yüzünden, düz toprakta yapıldığı gibi önceden mevcut yapıların katıntıları üzerine in?aat yapılamaz. Sağlam bir temel elde etmek için eski yapıyı yüzeydeki tabakanın altındaki kayaya kadar yıkmak ve yeniden başlamak gerekir. Yeruşalayim Romalılar ve Bizanslılar tarafından da yoğun bir şekilde kazılmıştı. "Bunun anlamı sadece arkeolojik kaydın yeterince korunmadığıdır" der Cahill.

Bu arada Ronnı Reich ve Eli Shukron adlı arkeologlar Yeruşalayim'de Kral David'den önceki koruyucu bir duvarın kalıntılarını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Avraam zamanında kalma Gihon kaynak suyunu koruyan birkaç kule de bulmuşlardır.

 

SONUÇ

Dever objektif bilginlerin tavrını şöyle özetlemektedir:

"Benim görüşüme göre revizyoncuların çoğu artık tüm kanıtları tartan, tarafsız ve açık fikirli tarihçiler olmaya yeltenen, doğruyu arayan dürüst bilginler değil. Başkalarının ideolojisini ortaya çıkarma kararlılığı sonucunda kendileri de ideolog olmuştur. Revizyoncular ve post-modernler tehlikeli çünkü ciddi, eleştirici araştırmayı zor, hatta imkansız kılan bir tür görecelik -bir 'her şey olur' tavrı- yarattılar.

O halde şimdi neredeyiz?

Arizona Üniversitesi'nden Prof. William Dever şu sonuca varmaktadır: "Arkeolojinin Tora Yisrael'i için çok mantıklı bir çerçeveyi yeniden inşaa etmeyi başardığına inanıyorum. Eski Yisrael bir gerçektir."

Bırakın halkım bilsin.