Haftanın Peraşası BülteniAaron'a, Menora'nın kandillerini yakması emredilir ve Levi kabilesi, Mişkan'da hizmet etmek üzere göreve atanır...
arşiv...

Lütfen Peraşa Kağıtlarını Dua Sırasında Okumayınız

               Bu Hafta İçin Saatler              

19 Sivan

Gelecek Hafta İçin Saatler

Şabat

Başlangıç

Bitiş

5772

Şabat

Başlangıç

Bitiş

Yeruşalayim

7:09

8:26

-----

Yeruşalayim

7:12

8:29

Tel Aviv

7:24

8:29

9 Haziran

Tel Aviv

7:27

8:32

İstanbul

8:22

9:02

2012

İstanbul

8:25

9:05

B E A A L O T E H A

 Hatırlatmalar:

 

ü  20-21 Haziran Çarşamba-Perşembe: Roş Hodeş Tamuz

 

 

Bu HP .....'nin aziz ruhuna ithaf edilmiştir.

 

 

Peraşa Özeti (Bamidbar 8:1-12:16)

[www.chabad.org]

 

Aaron'a, Menora'nın kandillerini yakması emredilir ve Levi kabilesi, Mişkan'da hizmet etmek üzere göreve atanır. Manevi açıdan saf olmadıkları için Pesah korbanını zamanında getiremeyen bir grup Yahudi'nin "Bu mitsvadan neden mahrum kalalım?" ricasına cevaben ikinci bir Pesah korbanı (Pesah Şeni) tesis edilir. Tanrı, Bene-Yisrael'in çölde yolculuk ederken ve kamp kurarken uyacakları düzen hakkında Moşe'ye talimat verir. Halk yaklaşık bir yıl boyunca kamp kurduğu Sinay Dağı'ndan bu düzenle ayrılır.

Halk "gökten yağan ekmek" (Man) konusunda memnuniyetsizdir ve Moşe'den kendilerine et temin etmesini ister.  Tanrı bu amaçla halka sülünler gönderir. Moşe, halkı yönetme yükünü kendisiyle paylaşmaları için, ruhu ile aydınlattığı yetmiş yaşlı kişi seçer. Miryam, Moşe hakkında olumsuz konuşur ve cüzamla cezalandırılır; Moşe onun iyileşmesi için dua eder ve bütün halk yedi gün boyunca Miryam'ın iyileşmesini bekler.

UZUN BİR SIRIK

[Rabi Yaakov Tauber / tannentorah.com]

 

Bet Amikdaş'ta merkezi binanın "Kodeş - Kutsal" olarak adlandırılan dış odasında yaklaşık 150 cm. yüksekliğinde, yedi kollu som altından bir Menora bulunurdu. Her sabah bir Koen Menora'nın yedi kandilini en saf yağla doldurur, öğleden sonra ise Koen üç basamaklı bir merdiveni tırmanarak Menora'nın kandillerini yakardı. Yedi alev gece boyunca yanar ve dünyada Kutsal Mabet'ten ışıldayan İlahi Işığı simgelerdi.

Esasında Menora'yı yakan kişinin Koen olması kanunen şart değildi, ama Menora'nın bulunduğu yer olan Kodeş'e girme yetkisi yalnızca Koenlere aitti, dolayısıyla uygulamada Menora'yı hep bir Koen yakardı.

Çelişki gibi görünen bu durumun teknik olarak bazı çözümleri vardır: Örneğin, teorik de olsa, Koen olmayan bir kişi, Kodeş'e giremese bile, uzun bir sırık yardımıyla Menora'yı yakabilir veya Menora bir Koen tarafından onun yanına götürülebilir ve o yaktıktan sonra Menora'yı tekrar Kodeş'e götürülebilirdi.

Ancak bu teknik çözümler pek mantıklı değildir. Eğer Tora kanunen Koen olmayan birinin de Menora'yı yakabileceğini söylüyorsa, o zaman neden Menora, Koen olmayan insanların da erişebileceği bir yere yerleştirilmemiştir? Diğer yandan, eğer Menora'nın kutsiyeti onun mutlaka Kodeş'te olmasını gerektiriyorsa, Tora neden buraya girme yetkisi olmana bir insanın da onu yakmasına izin vermektedir?

Bu tezat bize derin bir ders verme amacıyla Tora tarafından kasten dile getirilmiştir. Buna "Uzun Sırık Dersi" diyebiliriz.

Uzun sırık dersi bize erişebileceğimizin ötesinde bulunan manevi yüksekliklerin bile peşinde olmamız gerektiğini belirtir.  Olmadığımız gibi olduğumuzu varsaymamalıyız, çünkü bu, Koen olmayan bir insanın Kodeş'e girmesine benzer. Buna rağmen, o yere ulaşma "çabamızdan" da vazgeçmemeliyiz. Asla fiilen "orada" olmayacağımızı bilmemize rağmen, yine de o yere yönelik hareket edebilir, onu etkileyebilir, hatta aydınlatabiliriz.

Bazen bu durum, daha yüksek seviyedeki kişinin aşağıya inerek bizlere uzanması anlamına gelir. Bazen ise, şu anda bulunduğumuz konumun ötesine ulaşmak için bir yol bulabileceğimiz anlamına gelir. Her iki durumda da, bizler "ışık yakanlarız": ucunda alevi olan uzun bir sırık taşıyan ve yakmak üzere bir kandilden diğerine giden kişileriz. Kandil yakan kişi ve elindeki sırık için hiçbir kandil çok alçak değildir ve hiçbir kandil çok yüksek değildir.

DEVAR TORA

 [Rabi Yisahar Frand]

[Haftanın Peraşası 5760 - Beaaloteha]

 

Peraşamız, Tora'nın 613 mitsvasından birini kaydetmektedir: "Cemaatin başına gelen her  tür belanın ardından feryat (= dua) etmek ve trompetler çalmak" (Rambam - Taanit Alahaları: Bölüm 1) Bazı görüşlere göre bu mitsva günümüzde bile (Erets-Yisrael'de) yürürlüktedir. Diğer bir görüşe göre, bu mitsva, sadece Bet-Amikdaş'ın ayakta olduğu zamanlar içindir.

 

"Ülkenize savaş ve size sıkıntı veren düşmanlar geldiği zaman trompetleri çalacaksınız ve Tanrı'nız Aşem'in önünde hatırlanacaksınız ve düşmanınızdan kurtarılacaksınız." (Bamidbar 10:9) Rambam bu pasuğu alıntı yaparak, toplumu etkileyen - ister bir salgın, ister kıtlık, ister çekirgeler ya da başka ne olursa olsun - her türlü bela durumunda, feryat edip trompet çalınması gerektiğini belirtir.

 

Rambam, bunu, Teşuva sürecinin bir başlangıcı olarak tanımlar. Buna göre, Yahudiler olarak, trompet sesini duyduğumuz zaman, başımıza gelen dertlerin kaynağının gerçekte kendi davranışlarımız olduğunu biliriz. Bu özeleştiri, Teşuva konusundaki kararlılık ve gerek kişisel, gerekse de toplumsal davranışlarımıza çekidüzen vermemiz, sonunda meyvesini verecek ve dertler uzaklaşacaktır.

 

"Ancak" der Rambam; toplumun bu olaylara cevabı, trompet çalmamak, dua etmemek, Teşuva yepmamak ve eskisinden farklı hiçbir düşünceye sahip olmamak şeklinde olur, dertleri "dünyanın normal gidişatı" olarak görerek, istatistik olasılıklara ve "hayatın gerçekleri"ne bağlarlarsa - bunun "Dereh Ahzariyut - Acımasızlık ifade eden Yol" olduğunu belirtir. Bu tipteki tepkiler, insanların kendi hatalı davranışlarına devam etmelerine sebep olacaktır ve Tanrı da buna "daha çok istatistik" şeklinde cevap verecektir.

 

Rambam'ın durumu tanımlamakta kulladığı "Dereh Ahzariyut" terimi ilgi çekicidir. Bunun yerine "İnançsızların Yolu" ya da "Aptalların Yolu" gibi terimler kullansa belki bu duruma daha uygun olacaktır. Ama "Acımasızlık Yolu", biraz şaşırtıcı bir kelime seçimini ifade etmektedir. Bunların "acımasızlık" ile ne gibi bir bağlantısı olabilir?

 

Rav Natan Sherman, Rambam'ın bu açıklamasına açıklık getirmekte ve bu durumu, sürekli kaza meydana gelen bir kavşağın bulunduğu bir mahalleye benzetmektedir. Bu berbat bir köşedir; neredeyse her gün bir kaza meydana gelmekte ve insanlar ölmektedir.

 

Biri yerel yönetime başvurur ve bu kavşakla ilgili bir şeyler yapılmasını ister. "Buraya bir ‘Dur' işareti koyun. Ya da bir kırmızı ışık. Bir şeyler yapın - orada resmen bir kıyım var!" Bürokrat cevap verir: "Departman, burada bir önleme ihtiyaç olmadığı sonucuna vardı."

 

Böyle bir cevap veren bürokrat acımasızdır; çünkü kıyımı engellemek, kazaları durdurmak elinde olmasına karşın, kılını kıpırdatmaya yanaşmaktadır. Elinizde imkân varken, kıyıma seyirci kalarak bir şey yapmamayı tercih etmek, acımasızlıktır.

 

Rambam'ın öğretmek istediği nokta da budur. Dertler bir toplumu etkilediği zaman, o toplumun yapabileceği bir şey vardır. Zira trompetleri çalıp Teşuva yapmak, pasukta belirtildiği üzere kurtuluşun anahtarıdır. Ancak bunu yapmayıp, dertleri "hayatın gerçeklerine" bağlayan bir toplum, kendisine karşı acımasızdır.

 

Çevremizde yanlış giden bazı şeyleri gördüğümüzde bazen "Ne yapılabilir ki; bu işler böyle" deme eğilimini taşıyabiliriz. Tora'nın bizden beklediği tepki ise bu değildir. Tora bizden bir ‘Dur' işareti koymamızı - durmamızı, düşünmemizi, tepki göstermemizi ve iyiye doğru gelişmemizi beklemektedir. Zira, her türlü durumu normal karşılayıp, gerekli yerlerde tepki gösterme konusunda aciz kalan bir toplum, en az trafik kazalarını engellemek için kılını kıpırdatmayan bürokrat kadar acımasızdır.

 

MAASE

[Talmud - Şabat 88]

 

Ağırlıksız Bir Hayat

 

"Mısır'da bedava yediğimiz balığı hatırlıyoruz" (Bamidbar 11:5).

"Bedava" sözcüğü ile "mitsvasız" anlamı kastedilmektedir (Sifre)

Birçok insan şunu sorar: Neden Tanrı bize mitsvalara uymamızı emretmiştir? O Kendi varlığında ebedidir ve her şeyden üstündür - hiçbir şey Onun kıymetini azaltamaz veya Mükemmeliyetine bir şey ekleyemez. Acaba bizlerin neler yaptığı Onu gerçekten ilgilendiriyor mu?

Gerçek şu ki, yaptığımız işler Onun için anlamlıdır. Yaptıklarımızın doğaları gereği taşıdıkları herhangi bir şeyden dolayı değil - Tanrı, bizim iyiliğimiz için o eylemlere anlam aşılamayı "seçtiği" için önemlidir. Hayat bedava bir öğle yemeği gibi ilk bakışta çekici görünebilir, ama kısa bir süre sonra can sıkıcı ve bayat hale gelebilir. Eğer hayat doğru ile yanlış arasında bir mücadele olmasaydı, yiyecek ve mutluluk elde etmek için fedakârlık etmemiz, çalışıp didinmemiz ve başarmamız gerekmeseydi, sevimsiz ve anlamsız bir süreç olurdu (Rabi Menahem Mendel Şneurson)

*

Bir zamanlar zengin bir soylu kendi eyaletinde seyahat ederken saman savuran bir köylüye rastlar. Soylu adam köylünün kol ve omuz hareketlerinin akıcılığından, saman tırmığının havada narin bir şekilde sallanmasından büyülenir. O manzaradan o kadar keyif alır ki, köylüyle bir anlaşma yapar: Köylü, günde on ruble için konağa gelmeyi ve soylu adamın resim odasında saman savurma hareketini tekrar canlandırmayı kabul eder.

Ertesi gün köylü "yeni işinin" verdiği sevinci zorlukla gizleyerek konağa gelir. Bir saat boyunca boş tırmığı havada salladıktan sonra on rublesini alır. Bu da genellikle bir haftada yaptığı yorucu iş için aldığı ücretin birkaç katıdır. Ancak ertesi gün, coşkusu kısmen azalır. Birkaç gün sonra efendisine yeni görevini terk edeceğini açıklar. "Ama anlamıyorum, benim konforlu evimde fazla çaba harcamadan her zaman aldığın ücretin birkaç katını kazanmak varken, neden dışarıda, acı veren kış soğuğunda ve terletici yaz sıcağında ağır yükler savurmayı tercih ediyorsun?" diye soylu adam sorar.

Köylünün cevabı kısadır: "Ama ben işi görmüyorum."

ŞABAT ALAHALARINA GİRİŞ

[Rabi Daniel Schloss - www.pidyon.org]

Şabat alahalarıyla ilgili bu yazı dizisi Mişna'da (Şabat 7:2) listelenen 39 melahaya dair temel prensipleri, Rabinik yasaklamalarla birlikte ele alacaktır. Bu dizi Şabat kanunlarını orijinal kaynaklarından öğrenmenin yerini tutma amaçlı değildir. Amaç, Şabat'ın ayrıntılı kanunlarını anlamakta, hatırlamakta ve uygulamakta yardımcı olacak bir rehber sunmaktır. Şabat çok önemli bir konu olduğundan, burada yazılanlardan uygulamasal sonuçlara varılmamalı, çıkabilecek sorularda bir Rav'a başvurulmalıdır.

 

Melaha 11:  OFE - FIRINDA [VE BAŞKA ŞEKİLLERDE] PİŞİRMEK (Devam)

 

Şabat gününde ısıyla yiyecek hazırlama kuralları

 

A. Hangi ısı kaynağı kullanıldığında bu "pişirme" olarak kabul edilir?

 

1. Hayav (Tora'ya göre cezayı gerektirenler):

   a. Ateş. Başka bir deyişle, bir şeyi tam ateşin üstüne veya yakınına yerleştirmek.

   b. Akkor halindeki bir metal - örneğin bir elektrik sobasının telleri.

   c. Doğrudan ateşle ısınmış bir nesne (veya akkor halindeki bir metal) - örneğin, doğrudan sobanın üstünde ısıtılmış sıvı dolu bir kap (Buna Keli Rişon, yani "ateşten birinci elden etkilenmiş kap" adı verilir).

 

2. Gezera (Hahamların öngördükleri çit niteliğindeki yasaklar):

Doğrudan olmayan güneş ısısında pişirmek (çünkü bu, doğrudan ateş ile ısıtılmış bir şey yoluyla pişirme ile karıştırılabilir). Bu nedenle, güneş panelleriyle ısıtılmış suyun bulunduğu varillerden Şabat günü sıcak su çıkartılamaz, çünkü bu eylem, boşalan suyun yerine yeni soğuk suyun içeri girip oradaki sıcak suyla ısınmasına neden olur (yani bu gezeradaki gibi, güneş ısısı yoluyla endirekt bir pişirme söz konusudur). Su Yad Soledet Bo'dan (elin temas halinde geri çekileceği ısıdan) daha sıcak olduğu müddetçe, bu kural, varildeki su ister ısıtıcı tellerle, isterse güneş ışınlarıyla ısıtılmış olsun, geçerlidir. [NOT: Bu, Aşkenazların takip ettiği kuraldır. Gaon Rabi Ovadya Yosef'e göre, eğer varildeki su sadece güneş ışınlarıyla ısınmışsa, içeri yeni soğuk su girip oradaki sıcak suyla ısınacak olmasına rağmen bu yapılabilir. Ama eğer varildeki su elektrikli ısıtıcı yoluyla ısındıysa bu Sefaradlar için de yasaktır ve sıcak su musluğu açılmamalıdır.]

 

3. İzin verilenler: Doğrudan güneş ışını kullanarak pişirmek. [Bu yasak değildir, çünkü ısının doğrudan güneşten geldiği açıktır. Önceki maddede ise, başka bir şeyi ısıtabilecek sıcaklıktaki bir nesnenin, kendi ısısını ateşten mi yoksa güneşten mi aldığı belli olmayacağından, karışıklık olasılığı nedeniyle Hahamlarımız bunu yasaklamışlardır.]

 

PERAŞADAN DERSLER

[Rabi Şelomo Ressler - www.weeklydvar.com]

 

Bu haftaki Beaaloteha peraşasında Aaron'a Menora'yı nasıl yakacağı öğretilir, o da kendisine söyleneni aynen yapar "ve değişiklik yapmaz". Neden bize Aaron'un "değişiklik yapmadığı" söylenmektedir? Bunu anlamak için, o dönemde Aaron'un hayatında neler olup bittiğini takdir etmemiz gerekir. O sene Nisan ayının ilk günü Mişkan tamamlanmış, Aaron ilk olarak halkı Birkat Koanim (Koenlerin Berahası) ile mübarek kılmış ve her kabilenin reisi bunu kutlamak için kendi kişisel korbanlarını getirmişti. Midraş Tanhuma, Aaron'un üzgün olduğunu söyler, çünkü lideri olduğu Levi kabilesi, Mizbeah'ın kullanıma açılışı vesilesiyle korban armağanları getirmeyen tek kabiledir. Buna rağmen Aaron, ona emredildiği gibi, herkesin korbanını kabul eder ve yine ona emredildiği gibi Menora'yı yakma görevini yerine getirir.

Premişlan'lı Rabi Meir, sonuçta sonsuza dek sürecek olan tek emri Aaron'un aldığına dikkati çeker (kandil yakma eylemi günümüzde Şabat akşamları ve Hanuka'da da devam etmektedir!) Midraş'ta halk adamı olarak tanınan Aaron'a bu çok uygundu, çünkü kendisi düzenli olarak halkın arasında dolaşır, onlara karışarak ya Tora'yı ya nasıl dua edileceğini ya da tartışmaların nasıl çözüleceğini öğreterek yardım ederdi. Rabi Meir, Aaron'un, en itibarlı görev olan Menora'yı yakma görevi kendisine verildikten sonra bile yine de "değişiklik yapmadığını" - yani kendi normal tavır ve davranışlarında herhangi bir fark meydana gelmediğini ve Yahudilerle haşir neşir olmaya devam ettiğini belirtir. Menora'yı yakma görevi, işte, başkalarına rehber olma, "onları aydınlatma" şeklindeki bu niteliği temsil etmekteydi. Aaron'un eylemleri kendimize şu soruyu sormamızı gerektirmektedir: Acaba bizler de başkalarıyla haşir neşir olup onlara yardım ediyor muyuz, yoksa umursamayacak kadar kendi hayatlarımız ve işlerimizle mi meşgulüz?

ALİHOT OLAM

[Sefer Yalkut Yosef - Rabi Yitshak Yosef]

 

Ebeveynden Çekinme Emri

 

1. Anne ve babadan çekinmek Tora'nın "yap" şeklindeki bir emridir. Pasukta söylendiği gibi: "Kişi, annesinden ve babasından çekinmelidir/korkmalıdır" (Vayikra 19:3). Bu, babayı ve anneyi onurlandırma emrinden farklı bir emirdir: "Babanı ve anneni onurlandır" (Şemot 20:12). Hahamlarımız şöyle demişlerdir: "Sözüyle âlemi yaratmış Olan Tanrı'nın huzurunda şu açık ve seçiktir ki, bir evlat, annesinden çok babasından korkar; çünkü babası ona Tora öğretir. Bu nedenle Kutsal ve Mübarek Tanrı anneden çekinme emrini babadan çekinme emrine göre öncelikli kılmıştır (pasukta söylendiği gibi: önce "annesinden" ve sonra "babasından" çekinmelidir)."

2. Hahamlarımız ayrıca "Tanrın'dan çekinmelisin" emrine dikkati çekerler. Ve çekinme gerekliliğinin Tanrı ve ebeveynle ortak olduğunu vurgularlar: "Tora, ebeveynden çekinmeyi Tanrı'dan çekinmekle bir tutmuştur."

3. Rambam şöyle yazar: Tanrı, annemizden ve babamızdan korkmamızı emretmiştir. Onları bir kral gibi, yüksek ve ceza verebilecek konumda görmekle yükümlüyüz.

Haftanın Sözü

[www.weeklydvar.com]

 

Bizim devrimiz de öncekiler gibi çok iyi bir devirdi - yeter ki onunla ne yapacağımızı bilelim

-- Ralph Emerson

 

Haftanın Peraşası'nı, t e b e r r u d a b u l u n a r a k, ölmüşlerinin ruhuna veya hasta bir yakınının şifasına ithaf etmek isteyenlerin,

 ilgililer (050 - 38 41 30) ile temasa geçmeleri rica olunur.

Peraşa kağıtları Tora ile ilgili yazılar içerdiğinden çöpe atılmamalıdır.

Lütfen Geniza'ya getiriniz.