Haftanın Peraşası BülteniMoşe, Bene-Yisrael'e her şehirde, yargıçlar ve yasayı uygulayıcı polis memurları görevlendirmelerini söyler; "Adalet! Adaleti takip edeceksiniz" diye emreder onlara ve "bunu yozlaşmadan ve kimseyi kayırmadan yerine getireceksiniz" der...


arşiv...

              Bu Hafta İçin Saatler            

4 Elul

Gelecek Hafta İçin Saatler

Şabat

Başlangıç

Bitiş

5773

Şabat

Başlangıç

Bitiş

Yeruşalayim

6:54

8:07

-----

Yeruşalayim

6:47

7:59

Tel Aviv

7:09

8:09

       10 Ağustos

Tel Aviv

7:02

8:01

İstanbul

7:58

8:38

2013

İstanbul

7:48

8:28

Ş O F E T İ M

 

 

 

 

Peraşa Özeti (Devarim 16:18-21:9)

[www.chabad.org]

 

Moşe, Bene-Yisrael’e her şehirde, yargıçlar ve yasayı uygulayıcı polis memurları görevlendirmelerini söyler; “Adalet! Adaleti takip edeceksiniz” diye emreder onlara ve “bunu yozlaşmadan ve kimseyi kayırmadan yerine getireceksiniz” der. Suçlar, çok dikkatlice soruşturulacak ve kanıtlar iyice incelenecektir. Mahkûmiyet ve ceza için, en az iki geçerli tanığın ifadesi gereklidir.

Moşe, her nesilde, Tora yasalarını açıklama ve uygulama görevinin emanet edileceği kişiler olacağını söyler. “Sana öğretecekleri Tora sözlerine ve onların vereceği hükümlere göre hareket edeceksin. Sana söyleyeceklerinden ne sağa ne de sola sapacaksın” (Devarim 17:11).

Şofetim peraşasında putperestlik ve büyücülükle ilgili yasaklara, kralın göreve gelmesi ile ilgili ve davranışlarını düzenleyen kanunlara ve kasıtsız cinayet işleyenler için “sığınma şehirleri” kurmanın ana noktalarına da yer verilmiştir. Bunun yanında savaş kurallarının çoğu, yeni evlenen, yeni bir ev inşa eden, bir bağ diken ya da “korkan ya da yumuşak-yürekli” olan birinin savaşa gitmekten muaf olması, bir şehre saldırmadan önce barış şartlarının sunulması zorunluluğu, kuşatma sırasında meyve ağaçlarının kesilmesini yasaklayan kural ile örneklendirilmiş değerli bir şeyin acımasızca yok edilmesi yasağı da bu bölümde yer alır. Tora bu noktada ünlü “Çünkü insan kırdaki ağaçtır” ifadesini kullanır.

Peraşa, “Egla Arufa Boynu Vurulan Düve” kanunu ile sona erer. Bu, bir insanın faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi ve cesedinin bulunması durumunda uygulanan, toplumun ve liderlerinin, sadece yapmaları gereken değil, bu olayı nasıl önleyebileceklerine dair sorumluluklarını da vurgulayan özel bir prosedürdür.

GEÇMİŞ YILLARDAN

[Rabi Yisahar Frand – www.torah.org]

[Haftanın Peraşası 5759 – Şofetim]

 

Bu haftaki peraşamız sığınak şehirler konusuna bir kez daha değinmektedir. Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi kazayla katil olmuş bir kişi, intikam arayanlardan canını kurtarmak için bu şehirlerden birine sığınır ve Koen Gadol’un ölümüne kadar burada kalırdı.

Tora bu kurala Mişpatim peraşasında da  değinmektedir. “[Bir kişi bir diğerine] pusu kurmadıysa ve [ölen kişiyi] Tanrı [kazayla katil olan kişinin] eline rast getirmişse, sana, [kazara katilin] kaçabileceği bir yer belirleyeceğim” (Şemot 21:13). Hahamlarımız, bu pasuktaki ardışık dört kelimeye dikkatimizi çekerler: “…İna Leyado Vesamti Leha…” kelimelerinin baş harfleri, Alef-Lamed-Vav-Lamed, Elul kelimesini oluşturmaktadır. Bu, Yamim Noraim’e hazırlandığımız Elul ayına gönderme yapmaktadır.

Sığınak şehirler konusu ile, Elul ayı arasında bir bağlantıya yapılan gönderme, açık söylemek gerekirse biraz uygunsuz ya da zorlama gibi görünmektedir. Acaba arada nasıl bir bağlantı olabilir?

Rabi Zev Leff, bu konuda Hahamlarımızın yapmış oldukları bir açıklamayı aktarmaktadır: Bir kişi kazayla bir başkasının ölümüne sebep olduğu zaman, yaptığı, her ne kadar taammüden işlenmiş bir cinayet gibi olmasa da, suçludur ve suçunu tamir etmesi gerekmektedir. Bunu da bir sığınak şehre giderek orada Koen Gadol’un ölmüne kadar kalmakla gerçekleştirir. Bu noktada iki soru sorabiliriz: (1) Hatasını neden düzeltmelidir? – sonuçta bu bir kazadır. (2) Sığınak şehirlerden birine gitmekle hatasını nasıl tamir etmiş olmaktadır?

Cevaplardan biri çok zor değildir. Bir kişi bir diğerini kazayla bile olsa öldürdüğü zaman, bu, söz konusu kişinin insan hayatına gerekli önemi vermediğinin bir göstergesidir. Zira öyle olsa, olaya sebebiyet verecek koşulları ortadan kaldırmak için gerekli önlemleri önceden almış olurdu. Evet bu bir kazaydı ama daha dikkatli olması gerekirdi.

Bu açıklamaya tepki gelebilir. “İnsan hayatına önem vermiyor” ne demektir? – Hayata herkes önem vermez mi? Cevap ne yazık ki olumsuzdur.

Hayata önem vermeyen insanların sayısı hiç de az değildir. Kişi, hayatı boyunca yapabileceklerini takdir etmezse, hayatı da yeteri kadar takdir etmiyor demektir. Spor ve eğlence aktiviteleri uğruna hayatlarını hiç çekinmeden tehlikeye atan insanlara şaşmamak elde değildir. Paraşütle atlamak belki problem değildir; ama bunu yaparken yere yaklaşıldığında paraşütü sadece eğlence adına en son anda açmak ne kadar mantıklıdır?

Belki de bazı insanlar için hayatları, “ölüm heyecanı”nı hayatın anlamı olarak algılayacak kadar boş geçmektedir. Ve işin ilginci buna, “hayatı dolu dolu yaşamak” adı verilmektedir. Belki de bu insanlar bir kişinin “yaşam heyecanı” adına hayatı boyunca yapabileceği şeylerin farkında değillerdir.

Bu yelpazenin diğer ucunda Rabenu Akadoş (Rabi Yeuda Anasi) vardı. Talmud (Avoda Zara 17a) yaşamı boyunca günahtan günaha koşmuş bir kişi olan Elazar Ben Durdaya’nın, hayatının sonunda yaptığı içten teşuva sonunda Olam Aba’ya (Gelecek Dünya) hak kazandığını anlatır. Bununla ilgili olarak Rabenu Akadoş’un ağlayarak şöyle dediği kaydedilir: “İşte; bir insan Olam Aba’yı tek bir saniyede hak edebilir.

Rabi Yeuda’nın ağlaması gariptir. Yoksa Rabi’nin üzüldüğü şey, Elazar Ben Durdaya gibi hayatı boyunca hesapsız yaşayarak bir anlık kuvvetli bir teşuva ile Olam Aba’ya kabul edilmek varken, kendisinin tüm hayatı boyunca dindar yaşamış olması mıdır? Hayır; Rabi Yeuda elbette bunun için ağlamamıştır. 

Rabi, bir saniyelik çabanın ne büyük sonuçlara sebep olabileceğini görmüştür. Eğer bir kişi Olam Aba’ya bir anda girebiliyor ise, hayatının her saniyesini böylesi bir çaba ile geçirmiş kişilerin nelere ulaşabileceğini hayal etmek bile mümkün değildir. Rabi’nin ağlamasının sebebi, hayata değer vermesiydi. Bir kişi bu dünyayı başlı başına ve tek bir amaç olarak algılamadığı, sadece bu dünyada ulaşılabilecek sonsuzlukları görebildiği takdirde, hayata bakış açısı oldukça farklı bir hal alır. Hayat onun için çok daha değerlidir.

İşte sığınma şehrinde bir süre yaşamak zorunda olmanın başardığı şey de bu duyguların oluşmasıdır. Bu tam olarak bir hapis cezası sayılmaz. Bu kişinin bir sorunu vardı. Hayatı takdir etmiyordu. Hayata değer vermiyordu. Hayatta başarabileceği şeylerin farkında değildi. Levilerin yaşadığı bu şehre gitti ve insanların hayatlarını değerlendirme konusunda neler yapabileceklerine ve ne tipte başarılara ulaşabileceklerine şahit oldu. Sığınak şehrin fonksiyonu, başarısı, işte bu noktadadır.

Şimdi tüm bunların Elul ayı ile ne bağlantısı olduğunu daha rahat anlayabiliriz. Sığınak şehrin mekânda başardığını, Elul ayı zamanda başarmaktadır. Tıpkı bir insanın kaçabileceği ve hayatın tam olarak ne anlama geldiğini anlayabileceği bir sığınak şehrin varlığı gibi, Elul ayı da bir kişinin kendi hayatıyla ne yapacağını hatırlatan bir “sığınak ay”dır.

Bir aydan daha az bir süre içinde dualarımızda Tanrı’ya yalvarıp, “Bizleri hayat için hatırla… bizleri hayat kitabına yaz” diyeceğiz. Tanrı ise şöyle demektedir: “Benden hayat istemeden önce, bir ‘sığınak ay’ tecrübesini yaşayın. Bir ay boyunca hayatın gerçekten neden ibaret olduğu konusunda kafanızı bir kurcalayın.

Roş Aşana’ya hazır girebilmenin tek yolu, öncelikle hayatın gerçekte neden ibaret olduğu konusunda oturup şöyle bir düşünmektir. Dini eğitim alan kişilerin Elul ayının önemi ile ilgili dersler görme fırsatları vardır. Dualar ister istemez biraz daha yavaş edilmeye, anlamları üzerinde durulmaya başlanır. Hayat normalden daha yavaş, daha düşünce dolu bir hal alır. İşte kişi, Yamim Noraim’e böylesi bir hazırlığın ardından gelir.

Yeşiva eğitimi aldıktan sonra normal hayata geçen kişilerin çektikleri genel zorlukların başında, “normal dünyada Elul ayı yok” şikayeti gelmektedir. Bu ne yazık ki birçoğumuzun da sorunudur. Hayatın gidişatı sırasında Elul ayına hak ettiği önemi vermekten çok uzakta kalabiliyoruz. Fakat buna rağmen bu önemli fırsatı değerlendirmemiz gereklidir. Biraz yavaşlamamız ve yaşamı düşünmek için zaman ayırmamız hayati önem taşımaktadır. Roş Aşana ve Yom Kipur, insanların hazırlıksız girebilecekleri günler değillerdir. Bu günlerde hayatımızla ilgili en ciddi kararların gerçekleşeceğini bilmek, belki de bu hazırlığı yapma konusunda bizlere yardımcı olacaktır.

İşte Elul tüm bunlardan ibarettir. Hayatın değeri ile ilgili iç hesaplaşmamızı yapabileceğimiz bir “sığınak ay”dır Elul…

AFTARA ve ÖTESİ

[Rabi Reuven İbrahimof – www.haftorahman.com]

 

Bu hafta aftara: Anohi Anohi (Yeşayau 51:12-52:12)

 

Aftara’nın Konusu: Aftara Tanrı’nın “Benim – sizi teselli eden Benim” sözleri ile başlar. Peygamber Yeşayau, Tanrı’nın Yisrael halkını teselli edeceğine dair kehanette bulunur. Daha sonra peygamber, Tanrı’nın Yisrael’in bütün düşmanları ile savaşmasından sonra, halkın sadece Tanrı’dan korkması gerektiğini ekler. Tanrı Yahudilere olan kızgınlığını sona erdirip o öfkesini onların düşmanlarına yöneltecektir. O zaman Yahudiler huzura ve refaha kavuşacaklar ve düşmanlar sıkıntıya gireceklerdir. Yeşayau, Yeruşalayim halkına uyanıp sevinmesi ve en büyük kutlamaya hazırlanmak için güzel giysiler giymesi için seslenir. Düşman milletler artık Yeruşalayim’i ele geçiremeyeceklerdir. Yeruşalayim dünyadaki bütün şehirlerin kralı olarak yükselecektir. Tanrı Yeruşalayim’i onu zapt edenlerden kurtaracaktır; Mısır ile Asur hiçbir zaman tekrar Erets-Yisrael’in denetimini ele geçiremeyeceklerdir. Tanrı Tsiyon Dağı’na dönecektir. Yeşayau, mesihsel bir öngörü ile, Peygamber Eliyau’nun barışı ve Tanrı’nın bütün dünyanın Tanrısı olacağını ilan edeceğini söyler. Aftara Yahudilerin hiçbir zaman Yeruşalayim’i hızla terk etmelerine veya bir daha savaşmalarına gerek kalmayacağını, çünkü Tanrı’nın ülkeyi hem arkadan hem de önden koruduğunu açıklamasıyla biter.

Aftara’nın Peraşa ile bağlantısı: Bu hafta, Tişa BeAv orucunun ardından başlayıp ve Yom Kipur’dan önceki Şabat olan Şabat Şuva’ya kadar süren “Şiva Denehamata” (yedi teselli haftasının) dördüncüsüdür. Bu süre içinde kişi tövbe etmeye ve davranışlarını düzeltmeye odaklanmalıdır ve Aftaraların genel konusu da tesellidir. Bu nedenle, bu peraşa ile Aftara arasında doğrudan bir bağlantı bulunmamaktadır.

Yer ve Zaman: Bu Aftara’daki sözler, 2540 sene önce Yeruşalayim’de, Bet-Amikdaş yıkılmadan önce söylenmiştir.

Yeşayau Kitabından Ünlü Sözler: Yeşayau 52:1: “Uri, uri livşi bigde tifarteh ami” “Uyan! Uyan İhtişamla örtün ey halkım!” Bu sözler, Kabalat Şabat şarkısı olan Leha Dodi’nin bir parçası olarak Cuma akşamı söylenir.

Peraşa ve Aftara’dan Ders: Yeşayau’yu Yeruşalayim halkına bayram giysileri giymelerini, çünkü Maşiah’ın gelmek üzere olduğunu söylerken hayal edin. Bu, çok özel bir düğün için hazırlık yapan bir ikram kuruluşunun içinde bulunduğu büyük bir düğün salonunu anımsatmaktadır. Bu birleşmeyi neşe içinde kutlayacağız. Tanrı ve Yisrael halkının, Kral David’in yaklaşık 3000 sene önce Yeruşalayim’i fethetmesinden sonra o şehirle özel bir ilişkisi olmuştur. Yeruşalayim bütün Yahudiler için “umudun şehri” olmuştur. Bu şehir barış ve birlik dönemini temsil etmektedir. Bu kutsal şehre, bu çok özel yere dönmenin bir yolu vardır. Tıpkı her yolun bir yere götürmesi gibi, Tanrı’nın yolu da bizi Yeruşalayim’e götürecektir. Yolların hiçbiri düzgün değildir; daha ziyade çukurlar ve yokuşlar vardır. Tanrı’nın yolunu izlemek için, işlediğimiz günahların sayısını düşürmemiz ve mitsvaları arttırmamız gerekir. Olumsuz bir özelliğimizi bulmamız ve onu olumlu bir hale çevirmemiz gerekir. Bunun dışında, ileriye dönük hareket edip normal zamanda yapmayı düşünmediğimiz bir mitsva yapmalıyız.

ŞABAT ALAHALARINA GİRİŞ

[Rabi Daniel Schloss – www.pidyon.org]

Şabat alahalarıyla ilgili bu yazı dizisi Mişna’da (Şabat 7:2) listelenen 39 melahaya dair temel prensipleri, Rabinik yasaklamalarla birlikte ele alacaktır. Bu dizi Şabat kanunlarını orijinal kaynaklarından öğrenmenin yerini tutma amaçlı değildir. Amaç, Şabat’ın ayrıntılı kanunlarını anlamakta, hatırlamakta ve uygulamakta yardımcı olacak bir rehber sunmaktır. Şabat çok önemli bir konu olduğundan, burada yazılanlardan uygulamasal sonuçlara varılmamalı, çıkabilecek sorularda bir Rav’a başvurulmalıdır.

 

MUKTSE (devam)

Muktse Türleri (devam)

4.Muktse Mehamat Gufo (kendi niteliğinden dolayı muktse) - devam

Şabat günü doğal olarak kullanımı olmayan nesnelere devam ediyoruz:

b. (1) İnsanların veya hayvanların yiyemeyeceği yiyecekler (örneğin sert ceviz kabukları) veya (2) (ya çevrede hiç hayvan olmadığı için ya da o yiyeceği hayvanlara vermemeye özen gösterildiği için) hayvanlara verilmesi tasarlanmayan yiyecekler muktsedir ve taşınamaz. Örneğin, çiğ (pahalı) et, kahve çekirdekleri, pişmemiş pirinç, fıstık kabukları gibi...

c. Kişinin Şabat’tan sonra tamir etmeyi planladığı ve bir nesneden kopan bir parça (örneğin, kopmuş bir düğme) muktsedir ve taşınamaz. Eğer eşyanın kendisi kullanılamaz hale gelirse, yine muktse sayılır – örneğin tekerleği düşmüş bir bebek arabası.

Eğer kişinin kırık parçayı tamir etmeye niyeti yoksa ve o eşya kısmen kullanılabiliyorsa, Şabat’ta hareket ettirilebilir. Bunun dışında, esas eşya hâlâ kısmen kullanılabiliyorsa (örneğin, bir bebek arabası üç tekerlekle de itilebilir veya bir camı düşmüş gözlükler kullanılabilir) veya onu tamir etmek imkânsızsa – örneğin dördüncü tekerlek kaybolmuştur – o zaman hareket ettirilebilir.

Bazı otoriteler melaha dışında başka hiçbir kullanımı olmayan eşyaları da muktse sayarlar. Örnek: telefon, gaz düğmesi gibi.

5. Nolad (“doğmuş”)

Not: Burada bahsedilen türdeki “Nolad” sadece Yom Tov’da yasaktır. “Mutlak Nolad” Şabat günü de yasaktır.

Yom Tov içinde tamamen yeni bir konum veya kullanım elde eden bir nesne, daha önce muktse sayılmadıysa bile, o Yom Tov içinde muktse sayılır. Örneğin, bir yemekten arta kalan kemikler daha önce yiyecek sayılmalarına rağmen (etle birlikte iken), şimdi hayvan yiyeceği sınıfına düşmüşlerdir ve bu nedenle “Nolad” [“yeni doğmuş”] ve dolayısıyla muktse sayılırlar. Bir başka örnek: Eğer Yom Tov’da bir tabak kırılırsa bir parçasını tencereyi örtmek üzere kullanmak muktse olması dolayısıyla yasaktır, çünkü bu tamamen yeni bir kullanım demektir.

ALİHOT OLAM

[Sefer Yalkut Yosef – Rabi Yitshak Yosef]

 

Dua Öncesinde Hazırlık

                                                                                                                  

1. Sabah ellerini yıkamış bir kişi bu yıkama sonrasında düşüncesini başka şeylere yöneltmişse, eğer ulaşabileceği su varsa, ellerinde hiçbir belirgin kirlilik yoksa bile, dua öncesinde ellerini bir kez daha yıkamalıdır; ama beraha söylemez. Eğer ulaşabileceği su yoksa aramasına gerek yoktur ve dua edebilir.

2. Dua öncesinde tsedaka vermek iyidir. Pasukta söylendiği gibi “Ani, Betsedek Eheze Faneha – Ben, dürüstlükle (be-tsedek) bakacağım Yüzüne”. Yani önce tsedaka yapacağım; sonra Yüzüne bakacağım. Sabah duasında gelenek, Vayvareh David parçası sırasında “Veata Moşel Bakol” sözleri söylenirken tsedaka vermektir.

3. Dua sırasında kişiyi konsantre olmaktan alıkoyabilecek şeyler önceden ortadan kaldırılmalıdır. Bu amaçla kişi boğazını ve burnunu temizlemelidir ki dua sırasında rahatsız etmesin.

4. Amida duasının ortasındayken, bedenin örtülü yerlerine dokunmuş veya saçlarını kaşımış veya başka kirli bir yere dokunmuş olduğu aklına gelen bir kişinin ellerini herhangi bir şeyle veya duvara sürerek silmesi yeterlidir.

           

Haftanın Sözü

[www.aish.com]

 

Eğitim, öğrendiklerinizi unuttuktan sonra geriye kalandır.