Tora Pesah'la ilgili bahis sırasında, "... (Pesah'ın) yedinci gününde kutsal toplantı olacak ve hiçbir iş yapmayacaksınız." (23:8) ifadesine yer verilmektedir. Pesah yedi günlük bir bayramdır. 

Fakat Diaspora'da[1] yaşayanlar bu bayramı sekiz gün olarak kutlarlar. Pesah ve diğer iş yapılmayan bayramlarda, Diaspora'da yaşayanların fazladan bir gün eklemelerinin sebebi, Yeni Ay'ın çıkışının Bet-Din tarafından ilan edildiği zamana dayanır. Merkez Yeruşalayim'den uzak yerlerle Roş Hodeş'in ilan edilebilmesi için atlı ulaklar yoluyla haberleşme sağlanırdı. Fakat bu yöntem, Roş Hodeş olması ihtimaline sahip iki günden hangisinin doğru olduğu konusunda hataya düşülmesine sebep olabileceğinden, bayramlar ikişer gün olarak kutlanmaya başlandı. Olası bir hatayı önlemek için Rabiler tarafından ön görülen bu uygulama günümüze kadar süregelmiştir.

Sukot'un son gününün aksine, Pesah'ın yedinci günü ayrı bir bayram değildir ve Pesah''n bir parçası olarak kutlanır. Bu sebeple, kiduş sırasında ilk iki gün söylediğimiz "Şeeheyanu" berahası yedi ve sekizinci günlerde söylenmez.

Tora'da, Pesah'ın yedinci günü meydana geldiği "söylenen" tarihi bir olayla bağlantı kurulmamıştır. Fakat gerçekte, Mısır'dan Çıkış'ın yedinci günü, çok önemli mucizevi bir olaya sahne oldu.

Bene-Yisrael Mısır'ı, Paro'nun zorlamasıyla terk ettikten sonra, Mısır hükümdarı fikrini bir kez daha değiştirdi. Tüm ordusunu toparlayarak Bene-Yisrael'in arkasından gitti ve onları Yam-Suf (Sazlık Denizi - Kızıl Deniz) kıyılarında kıstırdı. Pesah'ın yedinci gününü kutladığımız bu günde, Tanrı Yam-Suf'u ikiye ayırdı ve Bene-Yisrael suların içinde kuru yerden geçti. Bene-Yisrael'i suların içinde de takip eden Mısır ordusu, bir anda üzerlerine kapanan suların içinde boğuldular. Bene-Yisrael bu şekilde Mısırlılardan tam olarak kurtulmuş oldu.

Bu olay, Pesah'ın yedici gününün bir bayram olarak kutlanması konusunda, çok uygun bir sebep olarak görülebilir. Fakat, aksine, bu günde Mısırlıların boğulmalarını kutlamak bir yana, Tora'da, Yam-Suf olayının çıkışın yedinci gününde gerçekleştiği belirtilmemiştir bile. Dünya tarihindeki böylesine bir olay neden Tora tarafından bir bayramın sebebi olarak belirtilmeyerek atlanmışıtr?

Sefer Atodaa, Tanrı'nın Bene-Yisrael'e vermiş olduğu bayramların tümünün, Yahudilerin kurtuluşları ile bağlantılı olduğunu yazar. Ancak Bene-Yisrael, düşmalarının felaketlerini bir bayram olarak kutlamaz. Tanrı, kötü insanların bile yok olmalarının kutlanmasını uygun görmez. Zira, her ne kadar Kendisi'ne karşı da gelmiş olsalar, o insanlar hala Tanrı'nın yaratmış olduğu çocuklarıdır. Yam-Suf'ta Mısır ordusunun yok olmasının, bayramın sebebi olarak kutlanmamasının sebebi budur. Mısırlıların ölümleri, kutlanacak bir olay değildir.

Ancak gözardı edilmemesi gereken bir durum vardır ki, o da, her şeye rağmen Bene-Yisrael için o gün büyük mucizelerin gerçekleştiği ve Halkın fiziksel bağımsızlıklarına tam olarak o günde kavuştuklarıdır. İşte bunlar, kutlamaya değer olaylardır.

Yılın belirli günlerinde Tanrı'yı yücelten şarkıların yer aldığı "Alel" duası okunur. Alel'in bazı bölümleri Roş-Hodeş gibi, daha az önemli sayılan günlerde atlanır. Fakat tüm bayramlarda Alel tam olarak okunur. Bunun tek istisnası Pesah'ın son iki günüdür. Bene-Yisrael bu mucizevi olayın ardından hep bir ağızdan şarkılar söylemişlerdi. Bunun anısına Alel duası okunur. Fakat yukarıda belirtilen sebep yüzünden, mutluluk tam olmadığı için Alel de tam olarak okunmaz. Çünkü Bene-Yisrael her zaman kurtuluşunu kutlar. Fakat düşmanın felaketi ile gelen mutluluk hiçbir zaman tam bir mutluluk değildir.

Midraş ve Yam-Suf
Ø Mısır Ordusu Bene-Yisrael'e yetiştiği zaman Tanrı iki topluluk arasına Onur Bulutları'nı yerleştirdi. Bu şekilde geceleyin Mısırlılar Bene-Yisrael'e zarar veremediler. Yakın temas sağlayamayan Mısır askerleri, oklarla Bene-Yisrael'e zarar vermek istedi, fakat bu oklar Onur Bulutları'nı geçemediler.

Ø Bene-Yisrael içinde üç farklı grup oluştu. Bir grup, teslim olarak Mısır'a dönmeyi teklif etti. Diğer grup, kalmanın ve özgürlük için savaşmanın daha uygun olduğunu öne sürüyordu. Üçüncü grup ise Tanrı'ya güvenilmesi gerektiğini ve denizin içine girildiği takdirde Tanrı'nın halk için mucize yapacağını belirtti.

Ø Bir insanın dualarının kabul edilebilmesi için, hareketleriyle Tanrı'ya bağlılığını ispat etmiş olması gerekir. Talmud'da belirtildiği üzere, bir insan yaptığı kötü her yanlış hareketle kendisine karşı olan bir kötü melek yaratılmasına sebep olur. Aynı şekilde, yapılan her doğru hareket, bir avukat meleğin yaratılışına sebep olur. Tanrı katında bir kişi hakkında bir karar verileceği zaman, savcı meleklerle avukat melekler arasında bir mücadele söz konusudur. Midraş'a göre savcı melek, kendisini ve yaratılış sebebini öne sürerek hakkında karar verilecek olan kişinin ters bir karar karşısında bırakılmasına gayret eder.

Bene-Yisrael içinde hala kurtuluşa inanmayanların oranı, hiç de küçümsenecek kadar değildi. Bu sebeple, özellikle Yam-Suf'ta kurtarılmaları için dua ettikleri zaman, bu duaların kabul edilmesi için çok az, reddedilmesi için ise çok sebep vardı. Bu sebeple Moşe, Tanrı'ya kurtuluş için yakardığı sırada, "Aşem Moşe'ye (şöyle) dedi: 'Bana ne haykırıyorsun? Bene-Yisrael'e söyle devam etsinler!' " (Şemot 14:15)

Bene-Yisrael, böyle bir durumda soruna dua ile çare bulabilmekten çok uzaktı. Bu sebeple, Tanrı halktan, mucizeyi hak etmeleri için bir hareket bekledi. Bu bekleyiş boşuna değildi...

Ø Yeuda Kabilesi başkanı Nahşon Ben-Aminadav suya ilk giren kişi oldu. Onu tüm Yeuda Kabilesi izledi. Fakat suda bir hareket olmadı. Su boyunlarına kadar geldiği anda ise Yam-Suf mucizesi gerçekleşti.

Bu olay, insanın gayret göstermesi halinde, böylesine mucizevi olmasa bile Tanrısal yardımı alacağını gösterir. Yerinde oturup Tanrı'dan mucize beklemek, Yahudi felsefesiyle bağdaşmaz. Kişi, kurtuluşu haketmek için elinden gelen gayreti göstermelidir. Ancak bu şekilde ihtiyaç duyduğu yardıma kavuşacaktır.

Ø Yam-Suf içinde oniki tane koridor açıldı ve her koridordan bir kabile geçti.

Ø Sular Bene-Yisrael'in sağında ve solunda birer duvar gibi yükseliyordu fakat buna rağmen Tanrı onların içinden, böyle bir durumda insanın hissedeceği korkuyu aldı. Su duvarları, diğer kabilelerin de sorunsuz ilerlediklerini gösterecek şekilde saydamdı. Bu durum halka ek bir güven duygusu veriyordu.

Ø Bene-Yisrael'in bastığı yerler henüz iki dakika önce deniz olmasına rağmen kupkuru ve engebesizdi.

Ø Susayan biri elini duvara değdirdiği zaman, hemen taze ve serin, tatlı içme suyuna kavuşuyordu.

Ø Tanrı, her cezayı suçun işlendiğine benzer bir şekilde verir. Mısırlılar, Bene-Yisrael'in çocuklarını Nil Nehri'nde boğuyorlardı ve birçok çocuğun canından sorumluydular. Bunun karşılığı olarak Tanrı, Mısırlıların suda boğularak ölmelerine karar verdi. Yam-Suf olayının en önemli amacı Mısır Ordusu'nun bu cezayı almalarıydı.

Ø Bene-Yisrael denize girdikten sonra aradaki bulutlar kalktı ve Mısırlılar olayı gördüler. Mısır askerleri deniz üzerinde taptıkları en büyük putun şeklini gördüler. Bu görüntüyü Tanrı, Mısırlıların denize doğru korkmadan gelmelerini sağlamak için gerçekleştirdi. Gördükleri karşısında cesaretlenen Mısırlılar, tüm olayların kendi put tanrıları tarafından gerçekleştirildiğine inanarak, Bene-Yisrael'in ardından denize girdiler. Fakat Bene-Yisrael için sağlanan kolaylık onlar için geçerli değildi ve çamur içinde güçlükle ilerlediler.

Ø Yukarıda belirtildiği üzere, Yam-Suf'un açılmasının en önemli sebebi Mısırlıların Tanrı'nın istediği biçimde ceza görmeleriydi. Bene-Yisrael, yaygın olarak düşünüldüğü gibi bir kıyıdan girip, denizi geçerek karşı kıyıdan denizi terk etmedi. Açılan oniki koridor, sağa doğru birer yarım daire çizerek, aynı kıyıya çıkıyordu. Bene-Yisrael Yam-Suf'un karşı kıyısına değil, denize girdikleri kıyıya çıktılar.

Ø Tüm Mısır ordusu suya girdikten sonra, deniz eski haline dönmeye başladı. Askerler denizin en derin yerlerine savruldular. Mısırlılar arasında nispeten iyi olanların ölümü çabuk ve acısız gerçekleşti. Kötüler ise büyük acılarla öldüler. Deniz eski haline dönmeye başladığında Bene-Yisrael hala sudan çıkmış değildi ve mucize onlar için aynı şekilde sürmekteydi.

Ø Tora'da, "Sular döndüler ve (Bene-Yisrael'in) arkalarından gelen savaş arabalarını ve süvarileri ve Paro'nun tüm ordusunu örttüler, onlarda bir (kişiye) kadar (kimse) kalmadı." (Şemot 14:28) denmektedir. Pasuktaki "bir kişiye kadar kimse kalmadı" ifadesi her ne kadar genelde, "Mısırlılardan bir kişi bile kalmadı" olarak tercüme edilse de, Midraş'a göre, "bir kişi hariç kimse kalmadı" anlamındadır. Bu kişi Tanrı'nın ihtişamını tümüyle gören ve en yüksek bir düzeyde teşuva yapan Paro'dan başkası değildi. Paro bu olayın ardından ülkesine dönmedi ve çeşitli yerleri dolaşarak insanlara yaşadıklarını anlattı ve Tanrı'yı tanıttı.

Ø "Mi Hamoha BaE-lim Aşem; Mi Kamoha Nedar Bakodeş... - Kuvvetler arasında kim Senin gibidir ey Aşem; Kim Senin gibidir, Kutsallıkta-En-Güçlü-Olan!..." (Şemot 15:11) Bu pasukta, "Senin gibi" anlamında iki kelime vardır: "Hamoha" ve "Kamoha". Midraş'a göre bu cümle ölmek üzereyken Paro tarafından söylenmiştir. Boğulmakta olduğu için boğazına giren sular, "Kamoha" kelimesini düzgün söyleyememesine sebep olmuş ve "K" harfi gerektiği gibi çıkmamıştır. Bu cümlenin başında boğulmakta olan Paro, yaptığı teşuva sebebiyle Tanrı tarafından sulardan kurtarılmış ve cümlenin devamını rahatça söyleyebilmiştir.

Ø Yam-Suf'un açılışı sırasında tüm Bene-Yisrael peygamber düzeyine erişmiştir. Sanki daha önceden prova yapmışçasına hepsinin ağzından aynı sözlerle bir şarkı dökülmüştür. Bu şarkı "Şirat Ayam - Deniz Şarkısı" (Şemot 15:1-19) olarak adlandırılır ve günlük Şahrit dualarının bir parçasıdır. Bu şarkı çok derin anlamlar taşır ve birçok semboller ve ipuçları ile süslüdür.

[1] Diaspora: Erets-Yisrael harici yerler.