Birçok Amerikan Yahudisi, dini çelişkiler içinde büyür. Anne babalardan, büyük anne ve babalardan ve daha geniş bir çevreden, çeşitli etkilerin altında kalırlar. Dini uygulamayanlardan, muhafazakarlara ve ortodokslara kadar çeşitli akımlar mevcuttur çevrelerinde.

İlişkilerinde barışı hedefleyenler genelde, "yaşa ve yaşat" ilkesini benimserler. Genellikle, anne babalar, konu din olunca, çocuklarının kendi kararlarını kendilerinin almasını isterler. Bazen, bir çocuk, bu öyküdeki Rivki gibi, ev dışında et yemesine izin verilmeyen, cuma akşamları araba kullanılmayan ama aynı zamanda herkesin Şabat günü televizyon seyrettiği bir evde büyür. Böyle bir yaşam tarzının çelişkilerini ve böyle bir ortamda yetişen neslin ödediği bedeli anlamak, bütün bunlara rağmen doğru yönü bulanları daha fazla takdir etmemizi sağlayacaktır.

**

Rivki, ilk büyük kararaynı 14 yaşındayken almıştı. Ortaokuldan mezun olmuştu. Anne babası, "özgür seçim hakkı" politikaları doğrultusunda hareket ederek, doğal olrak devlet okulu ile Yahudi okulu arasındaki seçimi kızlarına bırakmışlardı. Rivki kendini, olabildiğince eğlenceli zaman geçirmeye çalışan, tam anlamıyla normal bir Amerikan genci olarak görüyordu. Karar vermek için çok zaman harcamadı. Zaten normal bir devlet okuluna girmeyi seçmesi de kimseyi şaşırtmadı. Annesiyle beraber kayıt olmaya gitti ve yeni dönemin başlamasını sabırsızlıkla beklemeye başladı.

Daha sonra, okulun başlamasından bir kaç hafta önce, bütün hayatını değiştiren bir şey oldu. Bir gece, nedenini anlamadığı bir şekilde bir türlü uyuyamadı. Yatakta bir taraftan diğer tarafa dönüp durdu. İçinde ne olduğunu anlayamadğı bir sıkıntı vardı.

Saat sabaha karşı bir olmuştu. Birdenbire, Rivki, yatağından fırladığı gibi, hiç düşünmeden, aşağıya, annesinin yanına koştu. Annesi, çamaşır makinesini dolduruyordu.

"Anne!" diye ağlamaya başladı Rivki, ne diyeceğini bile bilmeden. "Ben Yahudi okuluna gitmeliyim!" Sonra, kendi ağzından çıkan sözler karşısında şaşırmış bir şekilde orada kalakaldı.

"Ne dedin sen?" diye sordu annesi. " Sen şimdi Yahudi okuluna gitmeye mi karar verdin?"

"Aman Tanrım, ben ne dedim?" Rivki kulaklarına inanamıyordu. "Sanırım öyle..." Sonra, içinde derin bir yerlerden, bilincinin ötesinden, çok büyük öneme sahip bir yerden yeniden ağlamaya başladı.
Ertesi gün, annesi onu Yahudi kız okuluna götürdü. Ne yazık ki, kayıtlar bitmişti. Rivki, oradaki sekretere ağlayarak baktı.

"Lütfen, benim bu okula gelmem gerek.- Devlet okuluna gidemem." diye yalvarmaya başladı görevliye.

En sonunda, müdür, bütün bu gürültüyü kimin yaptığını öğrenmek için odasından çıktı. Rivki ve annesini ofisine davet etti ve neredeyse bir satlik bir görüşmeden sonra, ancak "iyi çalışması ve etrafına örnek davranışlar sergilemesi" şartı ile kaydını yapabileceğini açıkladı.

Rivki Yahudi okuluna gitti. Orada her zaman mutlu olmadı. Ama anlaşmanın kendine düşen payını başarıyla gerçekleştirdi. Notları çok iyiydi ve davranışları her zaman saygılı ve terbiyeliydi. Hatta, insan ilişkileri konusunda mükemmeliyet ödülü bile aldı. Ancak çok sonraları, İsrael'de yüksek lisans öğrencisi olduktan sonra Rivki, hikayenin tamamını öğrenebildi. Annesi onu ziyarete gelmişti. Aralarındaki sohbet, kaderini farklı bir yönde çizen karara ve Rivki'nin o gece seçimini nasıl değiştirdiğine geldi. O anda, Rivki'nin annesi, Rivki'nin hatırlamadığı bir şey söyledi:

"O gece, çamaşır odasında sen 14 yaşındaydın. Babanla ben, devlet okuluna gitme kararından oldukça memnunduk. Ama sen o ağlamaktan kıpkırmızı olmuş yüzünle bana baktın ve bana dedin ki, 'Anne- Yahudi okuluna gitmeliyim...çünkü hayatta eğlenmekten çok daha fazlası saklı...' ".