Seven kişi, Tanrı ile dünyayı bir araya getirir.

Martin Bubey

Not: Anatolı Sharanskı, eski SSCB'de en tanınmış Yahudi muhaliflerden biriydi. 1974'te uydurma suçlardan dolayı hapse girmesinden bir gün önce, sevgili eşi Nataşa ile evlenmiş ve ona Moskova havaalanında hoşçakal deyip, kısa bir süre sonra birbirlerini görebileceklerini söylemişti.

- Bir şekilde kurtulup, eşine İsrael'de kavuşmayı hayal ediyordu. Hapiste 12 sene kaldı ve 1986 yılında İsrael'e gitmes için serbest bırakıldı. Otobiyografisinde, hapisten Amerikan müdahalesi sayesinde çıkartıldığını ve eşiyle tam 12 sene sonra nasıl birleştiklerini anlatır. Anatolı ve Nataşa, Rus isimlerini İbnanice isimlerle de?iştirdiler ve Natan ile Avital oldular. 1996'da, Natan; İsrael hükümetinde Ticaret ve Sanayi bakanı oldu.

Amerikan askerlerinin bizleri selamladığı, Amerikan üssüne doğru gittik. Küçük uçakta otururken, askerler bana büyükelçinin armağanlarını verdi- çiçekler, meyveler, Glienicke köprüsünün bir resmi ve Ba?kan Reagan'ın imzaladığı kol düğmeleri.

Uçak hareket etmeye başladı, sonra durdu. Frenler iyi çalışmıordu ve başka bir uçağa gitmemiz gerekiyordu.

" Ben şimdiden Batı'da olduğumuzu düşünüyordum" dedim büyükelçiye, " ama öyle görünüyor ki hala, her işin ters gittiği Sovyetler Birlişindeyiz." şimdi mutlulukla gülüyordum, çünkü bu; gerçek hayatı hayallerden ayıran o küçük detaylardan biriydi.

En sonunda, Franfurt'a doğru yola çıktık. Avital orada beni bekliyordu. Dikkatimi, pencereden gördüşüm manzara ile Amerikan büyüklçisini havadan sudan konuşmaları arasında bölüştürmüştüm. Ama aklımdaki tek şey, kısa bir süre sonra Avital'i göreceşimdi.

Elçiyle olan sohbetimden tek hatırladığım, sadece 39 yaşında olduğunu öğrendiğimde duyduğum şaşkınlıktı. " Kariyerinizde ne kadar çabuk yükselmişsiniz" dedim.

" Siz de çok gençsiniz ve kariyeriniz de oldukça parlak" diye cevap verdi.

" Evet ama benim durumumda KGB yardımcı oldu. Sanırım sizin başarınızın onlarla hiçbir ilgisi yok "

Bu dostane ortamın içinde, gözlerimin önündeki resim, hızlı hızlı titremeye başladı. Dünya sanki süreklilişini kaybediyor, donuk bir sahneden bir diğerine hareket ediyordu.

Franfurt'a ulaştık.
" Avital nerede? "

Askeri üsten, sivil havaalanına gittik.
"Avital nerede? "

Birisi, beni İbranice selamladı- bu İsrael elçisiydi. Sarıldık.
"Şalom! Avital nerede? "

Hızlı hızlı yürüdük. Koridor, asansör, koridor.... Yüzler beliriyor, kayboluyordu.

" Merhaba, merhaba!" daha sonra, " Şalom ! Şalom!" Sakallı, bağında kipası olan genç bir adam bana gülümsedi, "Şalom!" ve kapıy gösterdi. Ba?ka bir sakallı, kipalı adam çıktı: " Şalom!"

Odanın içine uçtum- boştu. Arkamı döndüm- Avital kö?ede oturuyordu. Koyu bir takım ve fular giymişti. Bir şeyler fısıldadı ama duyamadım. Ona doğru bir adım attım, bir tane daha ve bir tane daha. Ayaşa kalktı. Dudakları titriyordu ve gözleri yağlarla dolmuştu. Evet, bu gerçekten oydu- Nataşa idi- 12 yıl önce Moskova havaalanında, ayrılışımızın kısa süreceğine söz verdiğim kızdı. Boğazımda olu?an düşümü yutkunmak için umutsuz bir girişimle, yüzlerimizdeki yaşarı gülümseyerek sildim ve ona İbranice: "Silhi li ?eiharti kzat" ( Biraz geç kaldığım için özür dilerim) dedim.

Avital'in elni, tıpkı Nataşa'nınkini 12 yıl önce havaalanına doğru gittiğimizde tuttuğum gibi tuttum. 12 yıllık mücadele, özlem ve acı çekme ve birbirimizden kopmamak için yaptığım 12 yıllık umutsuz girişimler boyunca, en sonunda karşılaştığımızda nasıl hissedeceğimizi düşünmek,bende bir saplantıya dönüşmüştü.

Ayrılışımız sanki dört bin yıl sürmüştü, ve konsantrasyonumu sağladığım zaman, o yıllarda geçirdiğim her bir dakikayı hatırlayabiliyorum. Nataşa ile sinagogun dığında ilk karşılaştığımız anı, onu, evlendiğimizin ertesi günü havaalanına götürdüşüm zamanı çok net anımsıyorum. Lefortovo hapishanesinde onun fotoğrafını elimden aldıkları zaman hissettiğim kaybı ve terk edilmişlişi, ve en sonunda geri aldığımda duyduğum sevinci hissedebiliyorum.
Ama birleştişimiz bu eşsiz an, tıpkı bir kara delik gibi, benden ayrılmış, bütün ışığı içine çekiyor ve dışarı hiç birşey bırakmıor. En sonunda birbirimizi gördüşümüz zaman ne düşünüyordum? Ben ne dedim? Avital bana ne fısıldadı? Garip gözükebilir ama bilmiyorum. Sadece bağımın döndüşünü, dizlerimin zayıfladığını hatırlıorum. Sanki her ikimizin de ayakları birden bire yerden kesilecek ve havalanacmığız gibi geliyordu.

Aklıma hemen öbür sahneler geliyor- devletimiz tarafından gönderilmiş küçük bir uçakla Akdeniz'in üstünden nasıl uçtuğumuzu, İsrael'e inişimizi ve arkadağlar tarafından karşılanığımızı, kendi a?zımdan çıkan özleri anlayamayarak konuşmaya çalıştığımı, " Hime matov uma nayim ?evet ahim gam yahad" ( karde?lerin bir arada olması ne kadar güzel ve mutluluk verici ) şarkısını söylediğimizi - Bu şarkıyı sık sık hapishane hücrelerinde yalnızken söylemiştim- şimdi ise havaalanında toplanmış binlerce karde?imle beraber söylüyordum- Avital'in elini sanki kayıp gidecekmi? gibi nasıl sımsıkı tuttuğumu hatırlıorum...Sadece gece olunca, Yeru?alayim'in eski ?ehrinde, kalabalık bizleri ayrı ayrı taraflara tağıdığı zaman onun elini bırakmak zorunda kalmıştım. İnsanların omuzlarının üstünde Kotel'e, A?lama Duvarı'na tağındım.

Elimde dua kitabımızı tutarak, Duvar'ı öptüm ve " Baruh matir asirim". Hapsolanları kurtaran Tanrım:kutsaldır... dedim.

Natan Sharanskı.