Selma Markowitz, adeta dünyaya gönderilmiş bir iyilik perisiydi. Şu anda 70 yaşlarında olan Büyükanne, yoğun işlerinden dolayı, Yeruaşalayim'deki ailesini dilediği kadar ziyaret edememektedir. 10 torun sahibi olan Selma, kısa bir süre önce, torununun ilk çocuğunun doğumunu kutlama mutluluğuna erişmiştir. Bu hikayede, bizimle çok özel bir rüyasını paylaşır.

**

Bayan Selma Markowitz, bir Pesah sabahı kalbinde büyük bir huzurla uyandı. 35 yıldan uzun bir süredir, her gün Teilim okurdu, ancak o güne kadar hiç Teilim ile ilgili bir rüya görmemişti. Ellerini yıkadı, gözlerini ovuşturdu ve yeniden kapadı.

"Ne kadar güzel bir rüyaydı!" diye düşündü, "Siyah-lacivert gökıüzündeki bütün o yıldızları, tıpkı gümüşten bir ağmış gibi gördüm. Pırıl pırıl parlıyorlardı. Ve şöyle bir ses duydum,: 'Özgürlüğü istiyorsan, Teilim148'i oku.'"

Aklından, bir önceki gecede hep beraber kutladıkları Seder'i düşündü. Aile de dahil olmak üzere, Seder'de tam 38 kişi vardı. Gerçekten oldukça renkli bir birliktelikti: Rusya'dan çocukları ve torunlarıyla gelen komşuları, öğrenim gören ve evlerine dönmemiş beş öğrenci kız. Selma, oğlu Lennı'nin, bu karmakarışık yabancılar topluluğunu nasıl bir Seder grubu içinde kaynaştıracağını düşünürken, kapı çaldı.

"Merhaba. Burası Markowitzler'in evi mi?"
"Evet" diye cevaplardı oğlu Lennı. "Hoş geldiniz, cevabım 'evet'!"

İçeri, sırt çantası ve elinde gezi rehberiyle Roberta Furman girdi.
"Sizler, Seder gecesi için son dakika misafirlerini kabul eden aile misiniz?" diye sordu alçak sesle.
"Evet" dedi Lennı, "cevap evet."

Roberta, Avrupa'da seyahat ederken, aklına son dakikada bir fikir gelmiş; Pesah için İsrael'e uçmaya karar vermişti. Wisconsin'den eğitimli, girişken, genç bir kadındı ve şimdiye kadar hiç bir Seder'e katılmamıştı. Bir çok yatılı okula, özel okula gitmişti, şimdi de öğrenimini saygın üniversitelerin birinde sürdürmekteydi. Roberta'nın sorusu, herkesi, canlı bir sohbetin içine soktu. Özgürlük konusu, masaya biraz erken gelmişti.

"Özgürlük", dedi Roberta, Lennı'nin açıklamasına cevap olarak, "zeki ve akıl yürütebilen insanı,n seçim yapabilmesi ve bu seçimleri insanlığın yararı için uygulama yeteneğidir. Ama bunun nasıl kesin bir standardı olabilir?"
"Ah, "dedi Lennı, "demek ki özgürlük, zekaya ve dünyanın insanı boyutuna bağlı. Ama bir katil hakkında ne diyebilirsin? Ya da kötülük yapan bir kişi? Belki böyle bir insan kendini zeki ve iyi olarak görebilir ama toplum için bir tehdit unsurudur..."

Roberta, düşünceli bir şekilde kaşlarını kaldırdı. "Gerçek özgürlüğün, dünyanın yararı için olması gerekir" diye cevap verdi.

"Evet" diye yanıtladı Lennı, "Tora da bu şekilde düşünür. Hatta, bizler özgürlüğü, Tanrı'ya hizmet etmeyi seçebilme ve bizim 'özgürce' hareket etme becerimizle çelişse bile, Tanrı'nın isteğini yerine getirebilme becerisi olarak görürüz. Çünkü Tanrı'nın isteği, her zaman dünya için iyi olandır."

Sohbet sürüp gitti ve Seder geç bir saatte sona erdi. Ama bu özgürlük fikri, Selma'nın aklında dolanıp duruyordu. Naziler'den kaçıp iki sene boyunca, güneş yüzü görmeden, bir bodrum katında yaşamış annesini ve büyük annesini düşündü. Bu özgürlük müydü? Eski bir dostunun, Yahudiler'in arasından kaçıp, Güney Amerika'da ticarete atılan, sonra da zengin olan oğlu aklına geldi. Bu özgürlük müydü?

Selma, başkaları için o kadar çok çabalıyordu ki, genellikle bu tür konuları düşünecek zamanı olmazdı. 'Düşünceleri' genellikle, çocuklarının, torunlarının sağlıklı ve güçlü olmaları, her zaman Yahudiliklerine bağlı olmaları için ettiği dualarıydı. Masayı temizlerken, herkesin dünyadaki amacının Tanrı'ya hizmet olduğunu anlamaları ve O'nun tüm kayıp çocukları evlerine geri getireceği hakkında bir dua etti.

Selma, gümüş takımları kurularken, torunlarından ikisinin, o öğleden sonra kendisine gelip, eski zamanlardaki Pesahlar'ın nasıl olduğunu sorduklarını anımsadı "Çocuklar," diye söze başlamıştı Selma, "Size bunu hep beraber oturup dinlendiğimiz zaman anlatacağım. Ama şu anda, işlerimizi bitirmeliyiz. Şimdi biraz düşüneceğim ve size her şeyi anlatabilmek için hazırlanacağım."

Sıvı sabunun limonlu bir kokusu vardı ama Selma, geçmişe doğru yaptığı yolculuk sırasında, çok eskiden babasıyla eve dönerken duyduğu tatlı, mor üzümlerin kokusunu hissedebiliyordu. Pesah'tan on iki hafta önce, bayramın ilk belirtileri kendini evde gösterirdi. Pesah, annesine aitti. O, bir denetmendi. Konu Pesah olunca da, son derece disiplinliydi. Kutsal görevlerin birincisi, aile ve bütün akrabalar için şarap yapmaktı. Pazardan kilolarca üzüm alınırdı. Dönüş yolunda üzümlere bakmak, Selma'nın göreviydi. Hepsi, arabanın arkasına, tel saplı, büyük sepetlerin içine koyulurdu.

Eve varır varmaz, baba, kilere inip, özel meşeden yapılmış şarap fıçılarını getirir, mutfaktaki büyük, kara odun fırınının arkasındaki temiz mutfak sandalıesine koyardı. Şarap yapımına başlamak, hazırlıklarının başlangıcıydı.

Bayram yaklaştıkça, mutfak alış verişleri hazır olana kadar heyecan gittikçe artardı. Verandadaki eski buzdolabı Tanta Hayka'nın buzcu kocası tarafından doldurulurdu. Son iki hafta boyunca, annesi, sayısız kere, "Ona dokunmayın! Elleriniz hala hametz!" derdi. Selma ve kardeşleri nasıl da o şekerleri yürütmeyi başarırlardı... Selma, bunu nasıl yaptıklarını hatırlamıyordu ama bir şekilde herkes biraz şeker yiyebilirdi.

En sonunda Seder gecesi gelirdi. En güzel giysilerini giymiş bütün aile, muazzam bir sofra etrafında toplanıp şarkılar söylerdi. Selma çocukken, Kiduş sırasında, Tanrı'nın bizzat evlerine geldiğini düşündüğünü anımsadı. Ve şimdi, artık, en büyük oğlu ve ailesiyle Yeruşalayim'deydi. "Sevgili Tanrım" diye mırıldandı yoğun duygular içinde, "O kadar minnettarım ki..."

**

Saat sabahın üçüydü. Selma, masayı kontrol etmek için mutfaktan çıktı. Her şey toplanmıştı; masa bir sonraki yemek için hazırdı. Oturma odasına doğru bir göz attı ve Roberta'nın, büyük deri sandalıede, elleriyle gözlerini kapatarak oturduğunu fark etti. İçin için ağlama sesleri geliyordu. Selam sessizce sandalıenin yanına yürüdü ve orada durdu. Roberta, Selma'ya bakıp, "Geldiğim için üzgünüm. Sanırım pek uygun olmadı. Her şey çok güzel. Böyle bir şeyin var olduğundan bile habersizdim. Ama benim gerçek hayatım bundan o kadar uzakta ki..." dedi.

Selma, oğlu Lennı'nin sofrasında ilk Seder'ini yapmış bu genç Yahudi kıza sarılmak istedi. Ama sadece elini okşamakla yetindi. "Roberta, büyük annem bana bir çok hazine verdi. Tabii, bununla elmaslardan, yakutlardan söz etmiyorum. Ben gerçek hazinelerden, erdemli sözlerden bahsediyorum. Bunlardan bir tanesini, şimdi seninle paylaşmak istiyorum. Büyükannem bana, tekrar tekrar, "Benim değerli çocuğum, dindarlık için büyük bir zekaya sahip olmaya gerek yoktur. Samimi bir yürek yeterlidir.." derdi. Ben de eminim ki, arayışında samimi olursan, Tanrı, seni önüne çıkan her türlü engelden kurtaracaktır."

Roberta, o anda bu sözleri söyleyen Selma'ya bakıp elini tuttu. "Biliyor musun, bütün çocukluk anılarımı, bu evde geçirdiğim bir Seder için değiştirebilirdim" dedi.

Selma'nın gözleri yaşlarla doldu. "Roberta, İn?allah, günün birinde sen de kendi çocuklarınla, kendi evinde Seder yapacaksın. Seni buraya İlahi Güç gönderdi. Haydi şimdi lütfen biraz uyu."

Selma, o gece çok güzel bir rüya gördü. "İnanmak için kendimi çimdiklemem gerekti. Pırıl pırıl yıldızlarla dolu, masmavi bir gökıüzü gördüm ve 'Özgürlüğü istiyorsan, Teilim 148'i oku' diyen bir ses işittim. Sabah uyandığımda kendimi diri hissettim. Yaşadığıma, çocuklarımla beraber Yeruşalayim'de olduğuma o kadar mutluydum ki... Duamı ettikten sonra nasıl bir riya gördüğümü anlamak için hemen Teilim'i aldım elime. Ve işte o bölüm, Teilim'in Yaradılış bölümüydü. Göklerden topraklara, bütün dünyanın tek bir amaç için var olduğunu söylüyordu- Tanrı'yı bilmek ve yüceltmek. Ve biz kimdikş Tanrı'ya yakın olan sevgili insanlar..."

**

Hahamlarımız, rüyasında Teilim'i gören birinin, dindarlığa heveslenebileceğini söyler. Özgürlük bayramı Pesah'ta böyle özel bir rüya görmesi de onun yüreğinde samimiyetle hissettiği duaları ve mitsvaları sayesinde olmuştu.