Yolların kenarında dur, ve bak. Eski patikalara sor: İyi yol nerede? Oraya yönel ve ruhunun geri kalanını bul!

Yeremıah 6:16

1996 yılının yaz mevsimiydi. Eşim Joe ve ben, arkadaşlarımızla beraber, "aile izlerimizi" keşfetmek için Doğu Avrupa'da yaptığımız bir gezideydik. Eşimin büyük annesinin doğduğu şehir olan Litvanya'daki Annıkst'e gitmeden önce aramıza dört tane turist de katılmıştı.

Turistlerden biri olan Miriam Libenson, İbranice ve Yidiş şiirler hakkında bilgi sahibi, zeki, kültürlü bir kadındı. Kendisi Annıkst'i çok gençken terk etmiş, şimdi de bu şehri, psikolog olan Michael ve İsrael'de eğitmenlik yapan Eli adlı iki oğlu ile birlikte nostaljik bir ziyaret ediyordu.

Yolculuktan önce, Michael, Annıkst hakkında internette bir araştırma yapmıştı ve Annıkst şehrinde, 1941'de 18 yaşında Naziler'in eline düşen Max Curtis'in hikayesini öğrenmişti. Max, çırılçıplak soyulup, şehirdeki toplu mezarların birine götürülmüştü. Orada, diğer genç kurbanlarla beraber, vurulmuş ve ölüme terk edilmişti. Ama bir mucize eseri hayatta kalmış ve savaştan sora Amerika Birleşik Devletleri'ne gelmişti.

Michael, Cleveland'de yaşayan Max ile irtibat kurmuştu. İkisi de kısa zamanda iyi arkadaş olmuşlardı. Libensonlar, "eve" yapacakları geziye Max'ı da davet etmişlerdi. Bu şekilde, Annıkst'e beraber gittiğimiz kişilerin dördüncüsü Max Curtis olmuştu.

Yolculuk sırasında Max bizlere savaş zamanında başından geçenleri anlattı. Üç kez vurulduktan sonra, kendine gelmiş ve çok zorlanarak çukurdan çıkmayı başarmış. Orada, korku içinde katliamdan kurtulan tek kişinin kendisi olduğun fark etmiş. O gece, korku ve acı içinde, yaralarını yıkamak için yakınlarda bulunan bir nehrin kenarına gitmiş, daha sonra bir mısır tarlasında saklanmış. Gün ağarırken, insanların gelmeye başladıklarını fark etmiş ve aralarında, aynı kasabada yaşadığı Verutke adında Yahudi olmayan bir kızın olduğunu görmüş. Kasabada yaşayanların bir çoğu Naziler'in yanında olduğunu göstermiş olmalarına rağmen, Max'ın içinden o an kıza güvenmek gelmiş ve kıza kendini göstermiş. Vertuke, Max'a kıyafet getirmiş ve günler boyuna su ve bir parça ekmek vermiş. Kızın ne gibi bir riski üzerine aldığını kimse tahmin edemez, ama bütün ailesinin, arkadaşlarının, komşularının götürülüp vurulduğuna şahit Max, Vertuke'nin içinde bulunduğu tehlikeyi fark etmiş. Hatta Veruke'nin beraber yaşadığı kayın biraderi, Nazi Gençlik örgütünün aktif bir üyesiymiş.

Birkaç gün sonra Vertuke, kasabanın rahibine durumu açıkladığını ve rahibin Max'ın kiliseye gelmesine izin verdiğini haber vermiş. Max ise, kilisede kendisini nelerin beklediğini bilmediğinden hemen kaçmış.

Bu zamandan sonra, Max, birçok zorlukla mücadele etmiş. Partizanlarla beraber savaşmış ve daha sonra kendisini Rus ajanı zanneden Almanlar'a yakalanmış. Max'ı vuracakları sırada Yahudi olduğunu öğrenince, onu bir getoya göndermeye karar vermişler.

Aradan geçen yıllar boyunca Max, Vertuke'yi hiç unutmamış. O bir Yahudi değildi, genç ve güzeldi; kendisine getirisi ne olursa olsun doğru olanı yapması gerektiğine inanan biriydi.

Annıskt'e ulaştığımız zaman, hepimiz Max'ın vurulduğu hendeğe gittik. Orada, vurulan kişilerin anısına dikilmiş bir anıt vardı. Bu çok dokunaklı bir andı. Max, kendisini vuran bazı kişileri önceden tanıdığını bizlere anlatırken hiçbirimiz gözyaşlarımızı tutamadık. Onlarla eskiden bando takımında berabermiş. Bizlere, ihanet acısının en az kurşun acısı kadar güçlü olduğunu anlattı. Max'ın Joe'dan özel bir ricası vardı. Acaba Joe arkadaşları için El Maleh Rahamim'i (Geleneksel matem duası) söyleyebilir miydi? Max, tek tek arkadaşlarının adını söylerken Joe, bu ricayı yerine getirmekten onur duydu. Max birdenbire, listesine bir kişiyi daha ekledi: Kendi ismini. "Hepimiz burada vurulduğumuzda benim büyük bir parçam da burada ölüp gitti." diye ağladı. Ve sonra da dua, hayatta kalan tek kişi olan Max için söylendi.

Bilgili rehberimiz Regina, Max'ın hikayesinden derinden etkilenmişti. Max'ın Vertuke'ye karşı 55 yıldır içinde muazzam bir minnet borcu duyduğunu görünce, kadını bulmaya karar verdi.

Ertesi gün, 2. dünya savaşı sırasında Litvanyalılar ile Yahudiler arasındaki ilişkiler hakkında bir kitap yazmış olan Litvanyalı bir yazar Max Curtis ve Libensonlar'a Vertuke'yi ararlarken eşlik etti. Başkalarına karşı her zaman duyarlı olan Max, Vertuke'yi bulmaları durumunda kimliğini hemen açıklamak istemediğini söyledi. Yaptıklarının ortaya çıkması durumunda kadının hala sorun yaşayabileceğini düşündü. Bunun yanında, kadının hala hayatta olmamasına da kendini hazırladı. Böyle bir durumda, ona karşı hissettiği borcu ailesine ödemek istediğini belirtti.

Hep birlikte şehirde yürüyorlar, yolda karşılaştıkları ve Vertuke'yi tanıma ihtimalleri olan yaşlı kişilerle sohbet ediyorlardı. Oranın yerlileri sayesinde, bir süre sonra Vertuke'yi buldular. Kadın, kızı ve yeğeni ile birlikte yaşıyordu.

Vertuke'yi ziyaret ettiklerinde karşılarında, yoksul, yaşlı bir kadın buldular. Dişlerinden bir kısmı dökülmüştü. Teni sert ve kırış kırıştı. Konuklarının kim olduğunu çok merak ediyordu.

Birbirlerine iyi dileklerde bulunduktan sonra, Litvanyalı yazar, yaşlı kadına savaş yılları hakkında sorular sordu ve kendisinin kurtardığı 18 yaşındaki bir oğlanı hatırlayıp hatırlamadığını öğrenmek istedi. Vertuke heyecanla başını salladı. Evet, onu net bir şekilde hatırlıyordu. O an bütün hikayeyi anlatmaya koyuldu. Max'tan " Motke" diye söz ediyordu.

Vertuke'yi derin duygularla dinleyen Max, konuşma zamanının geldiğini anladı. Öne doğru bir adım attı ve kendinden emin bir sesle, " Ben Motke'yim " dedi. Bir an için Vertuke yerinde kalakaldı ve inanmayan gözlerle Max'a baktı. Daha sonra gülümsedi ve zamandan etkilenmemiş gözleri bir kez daha ışıl ışıl parladı. Max bir adım daha attı ve ikisi de birbirlerine sarıldılar. İlk anda biraz çekingen olan sarılma giderek sıcaklaştı ve duygusallaştı.

Max mutluluktan uçuyordu. Yıllardır üstünde taşıdığı ağırlık yok oluyor gibiydi. Max için, minnet borcu duyduğu bu kadın, en fazla ihtiyaç duyduğu anda kendisine yardım eden bir zamanların genç, canlı, koruyucu genç kızına dönüşmüştü. Sarılmaları sona erdiğinde Max, Vertuke'ye konuşmaya başladı. Sözcükleri basit ama duygu yüklüydü. " Senin yaptığın iyilik hayatımı devam ettirmemi ve başarıya ulaşmamı sağladı" dedi. " Hayatımı sana borçluyum. Ama bundan da ötesi, sen insanlığa duyduğum inancı yeniledin. Sana olan borcumu asla ödeyemem."

Verutke Max'a baktı ve sessizce başını salladı. Ayrıldıkları sırada, Max, haberleşmeye söz verdi.

Bu duygusal beraberlikten sonra, Max Verutke'ye her ay yardım göndermeye başladı. Max, o yıllardan bahsederken hala derinden etkileniyor., Vertuke'nin basit ve

cömert ruhunu kalbinde yaşatıyor...

Erica S. Goldman-Brodie

**

Erica S. Goldman-Brodie, İngiltere'de doğmuş ve Avustralıa'da büyümüştür. Büyükanne ve büyük babası ile anne-babasının 10 kardeşi Holocaust sırasında öldürülmüştür. Goldman, Yeshiva Üniversitesinde lisans eğitimini, Hunter College'da yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Evlidir ve Sophia Judith ve Ariella Granum Brodie-Weisberg adlarında iki torun sahibidir. New Jersey'de öğretmenlik yapmaktadır. Kendisine This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden ulaşılabilir.