Yaşlı haham, ofisinin penceresinden gökıüzüne baktı. İngiltere Manchester'in tipik, soğuk günlerinden biriydi. Tam işine dönmek üzereyken, kapı tıkladı ve yavaşça açılmaya başladı. İçeri, sade bir ev kadını olan Sue girdi.

Endişeli bir şekilde hahamın önündeki sandalıenin yanına gitti. Tam oturmak üzereyken panik içinde, "Çok özür dilerim. Çok büyük bir hata yaptım, Burada olmaman gerekiyordu" dedi. Arkasını döndü ve kapıya doğru yürümeye başladı.

"Durun! Buraya gelin. Lütfen oturun.. Yaşlı haham gülümsedi ve dikkatlice uzun sakalını sıvazlamaya başladı. Sue, hahamın masasının önüne geldi ve yavaşça eski sandalıeye oturdu.

"Peki, bu tatlı bayanın, rahatsızlık duyduğu ve hahama söylemekten çekindiği olay nedir bakalım? Ben sana yardım etmek için buradayım. Şimdi derin bir nefes al ve problemini bana anlat." Dedi haham sevecen bir ifadeyle.

Sue, hahama baktı ve içinin birden huzurla dolduğunu hissetti. Birkaç kere derin derin nefes aldı ve sessizce, "Beni kabul ettiğiniz için teşejkkür ederim. Gördüğünüz gibi, ben çok sıradan, sade bir kadınım. Erkek olan arkadaşlarım var tabii, ama hiç biriyle ciddi, özel bir ilişkim olmadı. Yarın kırkıncı yaşıma basacağım. Hayatın yanımdan akıp gittiğini ve benim de bu hayattan hiç tatmin olmadığımı görüyorum. Kuruyup gitmiş bir nehir gibi hissediyorum kendimi."

Haham ayağa kalktı, masanın öbür tarafına geldi ve Sue'nun omzuna elini koydu. "Sevgili Sue, güzellik fiziksel görünümümüzde değildir. Güzellik bizim ruhumuzdadır. Sen de çok güzel bir ruha sahipsin."

Sue o anda duygularına hakim olamayıp gözyaşlarına boğuldu.

Haham biraz daha Sue'nun yanıbaşında durduktan sonra masasına oturdu. Çekmecesini açıp içinden ince, temiz bir pamuklu mendil çıkardı. "Lütfen gözyaşlarını sil ve sana söyleyeceklerimi iyi dinle." dedi. "Bu mendilin bir tarafında evlendirme ve eş bulma kurumunun adres ve telefonu var. Şimdi eve gidip bu kuruma, bütün ilgi alanlarını ve hayat hikayeni anlatan bir mektup yazmanı istiyorum. Mektubunu baştan okuma. Yazmayı bitirdikten sonra doğru postalamaya git."

Sue ağlamayı kesti, gözlerini sildi, elinde tuttuğu mendilin köşesinde yazılı adres ve telefona göz attı. Ayağa kalktı. "Tavsiyeniz ve içtenliğiniz için çok teşekkür ederim.Şimdi söylediklerinizi yapmaya gidiyorum." dedi. Sue bir dakika içinde binadan çıkmıştı bile.
Sue'nun eve dönmesi yarım saat sürdü. Hemen eve girdi, çekmeceden kağıt ve kalem çıkardı, ardından hayat hikayesiyle ilgi alanlarını yazmaya koyuldu. Hahamın mektubuna neden bir fotograf eklemesini söylemediğini düşündü, ama bu çok önemli değildi. Mektubu tamamlayınca, Sue,kağıdı hemen bir zarfa koydu. Dokuz yaşında koli cinsi bir köpek olan sadık dostu Bobbi'yi çağırıp tasmasını taktı. Yaklaşık bir kilometre ötedeki postaneye doğru yürümeye başladı.

Her şey bir anda olup bitmişti sanki. Sue, postaneye geldiğinde, mektubu gönderip göndermemekte bir an tereddüt etti. Tam posta kutusuna atacakken birden zafrın üzerine pul yapıştırmadığını fark etti. O telaşla zarfı yere düşürdü. Kaldırmak için eğildi. Tam o sırada, başka bir zarf düştü yere. Sue, arkasına bakmadan her ikisini de kaldırdı. Doğrulduğunda, yanındakinin bir adam olduğunu heyecanla farketti. "Affedersiniz" dedi nazik görünümlü adam, " zarfımı yere düşürdüm."

"Sorun değil. Buyrun işte zarfınız" dedi Sue. Zarfı uzatırken, her ikisi de, o zarfın da üzerinde pul olmadığını fark etti. Birden kahkahalara boğuldular.

"Benim ismim Bob. Sizi, sokağın karşısındaki küçük café'ye çay içmeye davet edebilir miyim?"

Sue, bu süprizin heyecanıyla, "Tabii ki de, buna çok sevinirim" dedi.

Kısa bir süre sonra Sue ve Bob, caféde bir masaya karşılıklı oturmuşlardı. Çayları sipariş ettikten sonra Bob, mektubu neden yazdığını anlatmaya koyuldu. "Gazetede evlendirme kurumunun bir ilanını gördüm ve kendi kendime, "Ben kırk beş yaşında bir adamım ve hiç evlenmedim. Bu kuruma bir mektup gönderirsem ne kaybederim ki?" diye düşündüm." dedi.

Sue'nun kalbi öylesine hızlı atıyordu ki, sanki bütün vucudu tir tir titriyordu. Yüzü kızarmaya başlamıştı bile. "Ben de aynı kuruma bir mektup göndermek üzereydim, Bob" demeyi başardı.

Her ikisinin de gözleri şaşkın bir ifadeyle birbirine kilitlendi ve uzun bir sessizlik oldu.

"Buyrun çaylarınız " diye geldi garson. Ne Sue, ne de Bob garsonu duymuştu. "Çaylarınız.." diye tekrarladı garson. "Biraz da kurabiye ister miydiniz?" diye sordu.
"Ah, tabii. Çok teşekkürler." dedi Bob, gözlerini Sue'dan ayırmadan.

O anda, masanın altında sessizce yatan köpek, ayağa kalkıp Bob'un kucağına patisini uzattı. "Ah, köpeğini bir an için unutmuştum" dedi Bob, "İsmi neydi?"
"Bobi" diye cevap verdi Sue.
"Ne kadar muhteşem " diye cevap verdi Bob. "benim de Suzi isminde bir köpeğim var!"
Her ikisi de güldüler.
Bir yıl beraber olduktan sonra Bob ve Sue evlendiler. Düğünü, yaşlı haham yürüttü. Bob, yüzüğü Sue'nun parmağına takarken, bunun cennette kurulan bir bağlılık olduğunu söyledi. Bir olarak birleşen iki ruh, birbirlerinin eşi olarak A.Ş.K harfleriyle damgalanacak ve sonsuza kadar beraber olacaklardı.

Sue'nun aklına birden o mektup geldi. Pulunu yapıştırmayı unuttuğu mektubu hala saklıyordu. Tanrı o mektubu kapatıp göndermiş, ve postaneden çok daha hızlı bir şekilde sahibine ulaştırmıştı!

Michael Levy

**

Michael Levi, yazar, şair ve felsefecidir. Üç kitabı vardır: What Is the Point?, Mines of Blue Souls of Gold; Enjoy Yourself: It's Later than You Think. Çok başarılı bir iş kariyerinden sonra, Michael şimdi Florida'da yaşamaktadır. Erken emekli olması, hayatın anlamına odaklanmasını sağlamıtır. Şu anda mutluluk, finans ve sağlık hakkında yazılar yazmakta, konuşmalar yapmaktadır. Makale ve şiirleri binin üstünde Web sitesinde, dergi, ve gazetede yayımlanmıştır. Kendisine This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it., http://www.pointoflife.com ve Point of Life, Inc.,P.O. Box 3507,Boınton Beach, FL 33424 adreslerinden ulaşılabilir.