Aile kurumunun bir çok iç ve dış sorunlarla tehdit edildiği o dönemlerde, kızını kaybeden Omi'nin (Almanca'da büyükanne anlamına gelir) ve eşini kaybeden Lena'nın, beraberce, Lena'nın, Omi'nin damadı Michael ile evlenerek nasıl yeniden bir yaşam kurduklarını görmek oldukça yüreklendiricidir.

Lena'nın dediği gibi: "Bu sadece ikimizin evliliği değildi. 11 kişiyi biraraya getiriyorduk. Büyükanne, damadı ile torunlarına bir kaç seneden beri bakıyordu. Gizli tehlikelerle dolu bir durum içindeydik, ama daha sonra, Tanrı'ya şükür, hepimiz birbirimizin gözündeki sevginin ışıltılarını hissettik."

Şimdi bu sıradışı aileden, başkalarındaki iyiliğin nasıl görüldüğünü ve kendimizden fedakarlık ederek nasıl olumlu ilişkiler kurulabileceğini görelim.

Lena, Belçika'ya yeni ulaşmıştı. Tuğla evin merdivenlerinden heyecan ve endişeyle çıktı. Ne de olsa gelecekteki kayınvalidesini görmek üzereydi. Aslında, bir kayınvalideyi miras olarak alıyordu. Hiç böyle garip bir şey olur mu? Ama hayat böyle işte. Dul olan müstakbel kocası, kaybettiği eşinin annesine, yani beş çocuğunun büyükannesine, hala çok bağlıydı.

Lena, kapının önüne geldiğinde biraz duraksadı. Kendi dört çocuğu da yanında duruyordu. Parlak, bakır kolu tuttuğunda, elinin mi yoksa kapı kolunun mu daha soğuk olduğunu bilemiyordu.

Çok zor ve yapayalnız bir üç sene geçirmişti. Lena, mutlu bir evliliği ve dört çocuğu olan bir kadındı. Bir mutfak tasarım şirketinde mimar olarak çalışıyordu. Müşteriyle olan bir kaç ön görüşmeden sonra, geri kalan işi evde tamamlayabildiği için çok mutluydu. Daha sonra, 30'lu yaşlarının başında, dünyası paramparça oldu. Kocasını, çok feci bir kazada kaybetmişti.

Güçlü bir inanca sahip olan Lena, mücadele edip, dört çocuğunu da büyük sevgi ve bağlılıkla yetiştirmeye kararlıydı. İlk iki yıl, bir daha evlenmeyeceğinden emindi. Birden, İlahi bir üç, Belçika'dan uzak bir kuzeninin onu ziyaret etmesini ve ona Michael'den bahsetmelerini sağladı.

Adam üç sene önce karısını, Lena'nın kocasının ölümüne yakın bir zamanda kaybetmişti. Kayınvalidesi, karısının rahatsızlığı sırasında, kızına ve çocuklarına bakmak için yanına taşınmıştı. Şimdi, hala onlarla yaşıyor, ev işleriyle uğraşıyordu.

"Kulağa çok karmaşık geliyor" dedi Lena. "En başından beri zorluklarla dolu bir iş bu".
Ama kuzenleri çok ısrarcıydı. Sonunda Lena nişanlanıp, çocuklarıyla beraber Belçika'ya giderken, bunun sadece iki değil, tam 11 kişinin birleşmesi olduğunu biliyordu!

Chicago'dan Antwerp'e doğru uçarken, durumu, çocuklarına, detaylı bir şekilde açıklamaya çalıştı.

Uçak, öğlen güneşi altında gökıüzünde süzülürken, "Omi, onların Büyükannesi." diye açıklıyordu Lena çocuklarına."Aslında, Omi, Almanca'da Büyükanne demek. Anneleri, babanızın kaza geçirdiği sıralarda ölmüş".

Şimdi ise kapının önünde duruyordu. Michael, bir kaç saat içinde, ilk 'aile yemekleri' için orada olacaktı. Lena derin bir nefes aldı ve kapıyı çaldı.

Kapıyı, zarif, 60 yaşlarında, kusursuz giyinmiş bir kadın açtı. Sıcak bir şekilde el sıkıştıktan sonra, Omi, çocuklara hemen şeker ikram edip, onları yakında yeni kardeşleri olacak çocuklarla tanıştırdı.

"Gel canım" dedi Omi, Lena'ya. "Çocuklar diğer odada oyun oınarken, biz de tanışalım. Bir bardak çay ister misin?"

Üç saat boyunca, Omi ve Lena oturup sohbet ettiler. Birbirlerine hemen ısınmışlardı bile.

Omi, Almanya'da, Hollanda sınırına yakın bir yerde büyümüş, 29 yaşında evlenmişti. Üç çocuğu da, 2 Dünya Savaşı sırasında, aile Fransa'da saklanırken doğmuşlardı. Savaştan sonra, perişan halde olan Lyon'daki Yahudi Cemaatine gitmişlerdi. O zamanlar genç olan Omi, mikve'nin bakımından ve cenaze işlemlerinden sorumlu olmuştu. Omi, bir işin yapılması gerektiği zaman hiç kimsenin olmadığı bir durumda, işe atlayan ve hemen halleden bir kadındı.

Omi, 49 yaşında dul kaldığında, çocukları büyüyene ve kendi evlerine yerleşene kadar evlenmemeye karar vermişti. Ama bu olmadan önce, kızı Hellen hastalandı ve Omi, ona ve ailesine bakmak için kızının evine taşındı.

Omi, mükemmel bir ahçı ve evi harika bir şekilde çekip çevirebilen biriydi. Sakin, rahat bir insan olduğu için hiç bir zaman sinirlenmez, öfkelenmezdi. Bu nedenle, çocuklar, annelerinin hastalığı ve sonraki zamansız ölümü nedeniyle büyük acıları yaşamak zorunda kalmış olsalar bile, büyükanneleri, rahatlatıcı sözleri, lezzetli yemekleri ve şefkatiyle onların yanında olmuştu.

Birbirlerine hikayelerini anlattıktan sonra, biraz sessizlik oldu. Sessizliğin ortasında, Omi, elini Lena'nın koluna koyarak, "Bu hiç birimiz için çok kolay olmayacak canım ama gel haydi beraber çalışalım ve bir aile kuralım."

Ve işte onların da yaptığı buydu. Düğünden sonra, Omi ve Lena beraber oturup stratejilerini belirlediler.
"Omi" diye söze başladı Lena, "Çocuklarımızın başka bir anneleri ve babaları olduğunu unutmalarını istemiyorum. Bence çocuklar, Michal'ı ve beni, 'Abba' ve 'Ima'; şu an hayatta olmayan anne ve babalarını da 'Anne' ve 'Baba ' diye çağırsınlar. Sence bu nasıl bir fikir? Böylelikle, çocuklar, onlar hakkında istedikleri gibi konuşabilirler."

Omi tamamen hemfikirdi. "Evet " diye içini çekti, "Çocuklar için en iyisi bu olur."

Lena, şimdi söyleyeceklerinin nasıl anlaşılacağından tam olarak emin değildi ama düşüncelerini en başından ortaya koyması gerektiğini biliyordu.

"Omi" diye devam etti sözlerine, "Beni çok düşündüren bir şey var. Chicago'da, ben çalışan bir anneydim. Yemek pişirmek benim için hiç bir zaman öncelikli olmadı. Çocuklarımla vakit geçirmek, benim için daha önemliydi. Sandviç ve taze salatalarımızla çok mutluyduk. Ama burada, senin evinde, her şey çok düzenli. Yemekler her zaman mükemmel hazırlanıyor ve düzenli sunuluyor. Çocuklar, bu muhteşem yemeklere alışmış ve ben sanırım o standartlara ulaşmayacağım".

Omi, Lena'ya şefkatle baktı.
"Endişelenme, Lena" dedi Omi rahatlatıcı bir şekilde, "Sana öğreteceğim ve sana yardım edeceğim."

Sözünde duran Omi, sonraki 18 sene boyunca, her gün damadının evine gelip, yeni 'gelin'ine, on bir kişilik aileye bakmasında yardımcı oldu. O ve Lena, mutfakta bir takım halinde çalışıyor, yeni tarifler öğreniyor, büyün yemekleri beraber yapıyorlardı.
Onları tanıyan herkes, aralarındaki harika ilişkiyi görünce şaşırıyordu.

"Neler hissettiğimi tahmin edebilirsiniz" diye hatırlar Lena, "Omi, bana sürekli, kocamın ilk eşini hatırlatıyordu. İlk başta, bu benim için çok zor oldu. Sanki bir anne ve ev kadını olarak bütün yeteneklerim tartılıyordu. Ama Omi, insana beceriksizmiş gibi davranan bir insan asla olmadı. İşte, onu özel yapan da bu yönüydü.

"Michael, onun öz oğlu bile değildi. Benim çocuklarıma da yabancıydı. Ama hepimiz, Omi'nin aileye yakın olmasının, karşılıklı olarak fayda sağladığını fark etmiştik. Bizimle olması o kadar güzeldi ki! Daha sonra, Ilana doğdu. O ve Omi, çok iyi geçindiler. Her şey zaman aldı ama sonunda gerçek bir bütünlük oluştu. Omi, benim öz çocuklarımın da gerçek büyükannesi oldu.Doğum günlerini bile hiç unutmadı.

"Omi, bizimle, her zaman tatillere geldi. Öz çocuklarım onu büyükanneleri gibi benimsediler. Michael'in çocukları da, benim çocuklarıma, kendi ailelerindenmiş gibi davrandılar. Hepimiz birbirimize çok çok yakınlaştık.

"Evliliğimizin ilk yıllarında, eşimle ben, tatil için İsviçre'ye gitmiştik. Bana çok pahalı altın bir kolıe almak istedi ama ben kendimi bu konuda biraz rahatsız hissettim. Karşılamakta zorlanacağımızdan değildi bu. Tanrı'ya şükür, karşılayabileceğimiz bir çok şeyi, benim tarzım olmadığı için almam zaten. Ama eşim ısrar etti.

"Eve döndüğümüzde Omi'nin ne diyeceğini merak edip duruyordum. Michael'in ilk eşine bu kadar güzel bir kolıe alıp almadığını bilmiyordum bile. İçeri girdim ve merhaba dedikten sonra, Omi kolıeyi fark edip, "Lena, artık güzel bir takın oldu. İyi günlerde giyersin umarım. Güle güle kullan" dedi.

"İşte Omi böyleydi. İyilik ve cömertlikle doluydu."

Ailesine bakmanın dışında, Omi, oldukça aktif bir hayat yaşıyordu. Çok arkadaşı vardı ve 80'li yaşlarında bile, 'yaşlıları' ziyaret etmek için Bakımevi'ne giderdi. Genelde kendisinden daha genç olurdu ziyaretine gittiği kişiler!

Tabii ki, durum Omi ve Lena için her zaman toz pembe olmamıştı. Özellikle başlarda, Lena, Michael'in çocuklarına bağlanmakta zorlanmamış değildi. Bir gece, öz kızlarından biri gelip, "Ima, adil olman gerektiğini biliyorum ama bu kadar da adil olmak zorunda mısın ? " diye sormuştu Lena'ya.

Küçük oğlanlardan birisi aşırı derecede hiperaktifdi ve bazı öğrenme problemleriyle karşılaşıyordu. Bunun sonucunda, Lena, çocuğun şımarık olduğunu ve bir disiplin altına sokulması gerektiğini düşünmekteydi. Öyle zamanlar vardı ki, Lena çok katı olduğunu hissediyordu. Örneği, bazen çocuğun, oyuncaklarını toplamadan yemek yemesine izin vermiyordu. Çocuğa davranış şeklini Omi'nin onaylayıp onaylamadığını, hiç bir zaman tam olarak bilememişti. Ancak yıllar sonra, o çocuğun düğününde, Omi, içeri girerlerken, "Lena, bu çocukla harikalar yarattın. O kadar farklı bir çocuktu ki, büyüyünce nasıl biri olacağını asla kestiremiyordum!" demişti.

Omi'nin sağlığı, 80li yaşların ortasına gelince bozulmaya başladı. Lena ve Michael, onu bakımevine vermek istemiyor, yanlarında yaşaması için ısrar ediyordu. Aileler kaynaklarını birleştirdiler ve dönüşümlü bir bakım planı hazırladılar. Son günlerinde, Omi bilincini kaybettiği halde, kendisine kimin baktığının hala farkındaydı. Ilana'yı seviyordu ve sadece onun yardımıyla su içmeyi kabul ediyordu.

Ölümünden önceki gecede, Ilana onunlaydı. Ilana, Sidur'u açtı ve açtığı sayfada, ölümden önce söylenen Şema duası olduğunu fark etti. Yavaşça duayı okumaya karar verdi. Ertesi gün salıydı. Omi, öğleden sonra sessizce öldüğünde, Lena onunlaydı. Elini tutuyordu. Hayatı boyunca kendinden çok şey vermiş bu kişi, son nefesine kadar bir sevgi ve iyilik yumağıyla sarmalanmıştı.

**

Bu hayal ürünü bir aile değildi. Bu, gerçek insanların mücadelelerini veren, gerçek kişilerdi. Şu olay, bu ailenin yaklaşımını belki de her durumdan daha iyi özetliyor:

Herkesin doğal kardeşi olan Ilana, yaklaşık üç -dört yaşlarındayken, yavaş yavaş iki ailenin olduğunu fark etmeye başlamıştı. Lena ve Michael'in bir şeyler sakladıklarından değil, sadece ancak ol zaman Ima ve Abba 'dan önce de bir 'Anne' ve 'Baba'nın olduğunu fark etmişti.

Ilana sorular sormaya başlamıştı: "O, senin mi Abba'nın mı?" diye soruyordu annesine kız kardeşlerinin biri hakkında. Büyük parçaları bir araya koymaya çalışıyor, yavaş yavaş bazı kardeşlerin, evlilik olayı ile bir araya geldiklerini kavramaya başlıyordu.

Günün birinde Omi hakkında bir soru sordu. "Omi senin gerçek büyükannen değil" diye cevap verdi annesi dürüstlükle.

Ilana çok üzülmüştü. Yukarı koşup bunu kız kardeşleriyle paylaşmıştı.

Omi'yi çok sevdiği için, küçük kız, bu yaşlı kadının hayatına nasıl girdiğini ve uyum sağladığını öğrenmeye kararıydı. Yukarıda, odasında uzun uzun bu konuyu düşündükten sonra, annesinin yanına gelip "Biliyor musun, Ima, Omi, sevgim sayesinde benim büyükannem!" demişti.

**

Bu ilişkiyi bu kadar başarılı yapan neydi? "Birbirimizi kabul ettik" diyor Lena. "Geçmişin acılarından kaçmadık. Onları yaşamıştık, unutmadık. Ama en başından beri, bir karar verdik: "Tanrı'nın yardımıyla, ne olursa olsun, çaba sarf edip, bu işi başaracaktık...."