İlel - Pirke Avot
Komşunun yerinde olana kadar onu yargılama.
14 Tishri 5779 :: 23 Eylül 2018             
Haftanın Peraşası Bülteni 5773 Yazdır

               Bu Hafta İçin Saatler              

9 Tevet

Gelecek Hafta İçin Saatler

Şabat

Başlangıç

Bitiş

5773

Şabat

Başlangıç

Bitiş

Yeruşalayim

4:05

5:19

-----

Yeruşalayim

4:09

5:24

Tel Aviv

4:19

5:21

22 Aralık

Tel Aviv

4:23

5:25

İstanbul

4:26

5:06

2012

İstanbul

4:30

5:10

V A Y İ G A Ş

 Hatırlatmalar

 

ü  23 Aralık Pazar: Taanit – Asara BeTevet

 

 

Peraşa Özeti (Bereşit 44:18-47:27)

[www.chabad.org] 

Yeuda Yosef’e yaklaşarak Binyaminin serbest bırakılması için onu ikna etmeye çalışır. Bu yolda Binyamin’in yerine köle olarak kendisini teklif eder. Kardeşlerinin birbirlerine sadakatinin artık tam olduğunu gören Yosef, gerçek kimliğini onlara açıklar: Yosef’im ben!” der. “Babam hala hayatta mı? (Bereşit 45:3).

Kardeşler utanç ve pişmanlık duygularıyla geri çekilirler; fakat Yosef onları sakinleştirir: Beni buraya sattığınız için üzülmeyin; kendinizi suçlamayın. Çünkü [anlaşılan] Tanrı beni, hayat kurtarmak amacıyla, sizden önce göndermiş!” (Bereşit 45:5).

Kardeşler haberi hızla Kenaana ulaştırırlar. Yaakov, en sevdiği oğlundan 22 yıl ayrı kaldıktan sonra, oğulları ve aileleriyle birlikte, toplam 70 kişilik bir topluluk halinde Mısır’a gelir. Yolda Tanrıda bir söz alır: Mısır’a inmekten korkma. Çünkü seni orada büyük bir ulus haline getireceğim. Mısır’a seninle birlikte inecek, ayrıca seni oradan kesinlikle çıkaracağım (Bereşit 46:3-4).

Yosef kıtlık yılları boyunca yiyecek ve tohum satarak Mısırın tüm servetini toplar. Paro Yaakov’un ailesine, yerleşmeleri için tüm Goşen bölgesini verir ve Yisrael ailesi, Mısır sürgünü içinde çoğalıp zenginleşir.

GEÇMİŞ YILLARDAN

[Haftanın Peraşası 5759 – Vayigaş]

[“Lifeline” – Rabi Yaakov Menken / www.torah.org]

 

Ve Yosef kardeşlerine, ‘Ben Yosef’im…’ dedi…” (Bereşit 45:3)

Mısır’a ilk girdikleri andan itibaren, Yosef’in kardeşlerinin hayatı tam bir karmaşaya dönüşmüştü. Neler olduğunu bir türlü anlayamıyorlardı. Hayatlarında ilk kez bu ülkeye girmişler ve Paro’nun sağ kolu – yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli yiyeceğin verilip verilmeyeceği konusundaki kararı verecek kişi – tarafından casuslukla suçlanmışlardı. Beraberlerinde Binyamin ile geri gelme garantisiyle Kenaan’a dönmüşler, ama kardeşlerinden bir tanesini rehine olarak Mısır’da bırakma şartına da razı olmuşlardı. Geri dönüş yolunda katıklarını çıkarmak için çuvallarını açtıklarında ise kendilerini şaşırtan bir manzarayla karşılaşmışlardı: Yiyecek için ödedikleri para, eksiksiz olarak çuvallarında durmaktaydı.

Mantıksal hiçbir çözüm olanları açıklayamıyordu. Ne olduğunu, ne zaman olduğunu, nasıl olduğunu; ve en önemlisi “neden” olduğunu bir türlü anlayamıyorlardı. Her bir kardeş, aralarından birinin, Mısırlıların şüphesini çekecek herhangi bir harekette bulunup bulunmadığını merak ediyordu ve şaşıran kardeşler, ne yapmaları gerektiği hakkında en ufak bir fikre bile sahip değillerdi.

Mısır’a ikinci gelişlerinde garip olaylar devam etti. Önce, çuvallarına geri koymuş oldukları paraları iade etmek istediler; fakat bu teklifleri nazik bir dille geri çevrildi: “…her şey yolunda, korkmayın; Tanrınız ve babanızın Tanrısı size bir hediye vermiş…” (Bereşit 43:23) Önemli birer misafir gibi ağırlandılar ve Mısır yöneticisiyle birlikte yemek yediler. Ancak eve dönüş yolculuklarına başladıktan kısa bir süre sonra Binyamin tutuklandı ve köle olması istendi.

Tüm bu olanlar kardeşler için oldukça garipti. Tanrı’nın, başlarına tüm bu dertleri neden salmış olduğunu kara kara düşünüyorlardı. Kardeşlerden biri ya da diğeri Mısır’da köle olacaktı – ve tüm bunlar mantıklı bir açıklama beklemekteydi… Ve o açıklama geldi:

 Ben Yosef’im…” Sadece iki kelime… Ve tüm parçalar bir anda yerli yerine yerleşti. Artık sorularının tümü yanıtlanmıştı.

Hafets Hayim, gelecekte, tarihin Tanrı açısından gidişatını anlamamızın da aynı şekilde gerçekleşeceğini belirtir. Tanrı, “Ben Tanrı’yım” diyecektir. Ve iki kelime ile tüm sorularımız, tüm dertlerimiz, şahit olduğumuz tüm garip durumlar, tüm katliamlar, tüm haksızlıklar, iyilerin neden çektiği, kötülerin neden rahat yaşadığı… her şey iki kelime ile açıklanacaktır.

Tıpkı Yosef’in kardeşleri gibi bizler de, etrafımızda nelerin döndüğü konusunda sürekli mantığımızı zorlarız. Birçok olaya birçok yönden bakar, ama Tanrı’nın dünyayı, yönettiği şekilde yönetmesinin ardında yatan sebepleri bir türlü anlayamayız. Fakat anlamamız gerekir ki, tıpkı Yosef’in kardeşlerinin başından geçenler gibi, bizim yaşadıklarımız da mutlak bir mantık düzeninin birer parçasıdır. Tıpkı Yosef’in kardeşleri gibi, bizler de bunları şu an için anlamakta güçlük çekmekteyiz. Ve tıpkı Yosef’in kardeşlerine olduğu gibi, nihayette mutlu bir sonun yaşanacağından emin olabiliriz.

AFTARA ve ÖTESİ

[Rabi Reuven İbrahimof – www.haftorahman.com]

 

 

Bu hafta aftara: Kah Leha (Yehezkel 37:15-28)

Aftaranın Konusu: Peygamber Yehezkel simgesel olarak iki tahta parçasını birlikte tutar. Bu tahta parçalarının bir tanesi kuzeydeki on kabileyi ve diğer tahta parçası da güneydeki, Bet-Amikdaş’a da ev sahipliği yapan Yeuda kabilesini simgeliyordu. Bu simgesel hareketin anlamı, kurtuluş döneminde her iki krallığın da birleşeceğiydi. Peygamber Yehezkel, Bene-Yisrael’in, Şehina’nın, yani Tanrı’nın Kutsal Mevcudiyeti’nin kendi aralarına geri dönmesiyle birlikte, Erets-Yisrael’de güven içinde yaşayacağını müjdelemektedir.

Aftara’nın Peraşa ile bağlantısı: Kral Şelomo’nun ölümünden sonra, Erets-Yisrael iki krallığa ayrıldı: Yeuda Krallığı [ki Binyamin kabilesi de bu krallığa dâhildi] ve kısa bir süre sonra kaybolacak on kabileden oluşan kuzeydeki Yisrael Krallığı. İlk Yisrael kralı, Efrayim kabilesinden geldiği için, peygamber kuzeydeki bu krallıktan Efrayim Krallığı adıyla bahsetmektedir – ki Efrayim de Yosef’in küçük oğludur. Yehezkel bu haftaki Aftara’da Yahudi milletinin bölünmüşlüğünden söz etmektedir. Vayigaş peraşasında Yeuda ve Yosef kardeşler birbirleriyle karşı karşıya gelmektedirler. Yehezkel’in kehaneti bize ilerde mükemmel bir birliğin bütün Yahudileri birleştireceğini söylemektedir. İlerde iki Maşiah olacaktır. Bunların ilki Yosef’in kabilesinden gelecektir. İkincisiyse Yeuda kabilesinden gelecek ve Kral David’in soyuna mensup olacaktır.

Dönem ve Yer: Bu Aftara, yaklaşık 2400 yıl önce Babil’de geçmektedir. Yehezkel Erets-Yisrael dışında kehanette bulunan seyrek birkaç peygamberden biridir.

Peygamber Yehezkel ben Buzi Hakkında Bilgiler:

·         İsminin anlamı “Tanrı güçlendirir” veya “Tanrı güçlendirsin” şeklindedir.

·         Yehezkel, Yeruşalayim yakınlarındaki Anatot kasabasında doğmuş bir Koen’di. Peygamberliği başlamadan önce, eşi aniden ölmüştü. Yehezkel M.Ö. 597’de Babil’e giden sürgünlerden biriydi.

·         Yehezkel’in peygamberliği 30 yıl sürmüştür. Kehanetlerinin birçoğu yıl, ay ve gün olarak açık bir şekilde yazılıdır. Tanah’ta “Ben Adam” ya da “Âdem-oğlu” olarak adlandırılan tek kişi Yehezkel’dir.

Ünlü Sözler: Yehezkel 3:12 “Vatisaeni Ruah Vaeşma Aharay Kol Raaş Gadol – Bir ruh beni taşıdı ve ardımdan büyük bir gürültü sesi duydum.” Bu sözler her sabah duada okunan Uva Letsiyon Goel parçasında yer alır. Dualarımızı kompoze etmiş olan Anşe Keneset Agedola (Büyük Meclisin Üyeleri), umut dualarımız için Yehezkel’in bu sözlerini de duaya katmışlardır. Yehezkel bu sözleri, Tanrı’nın tahtının Bet-Amikdaş’ı terk edip sürgüne gidişiyle ilgili bir vizyon gördüğü zaman, söylemiştir. Bu sözlerle dua sırasında Tanrı’nın nerede olduğu veya bizim nerede olduğumuzun önemli olmadığı bize hatırlatılır, çünkü dua esnasında insanla Tanrı nerede olursa olsun bir araya gelir.

DEVAR TORA

[Rabi Moşe Benveniste]

KÖTÜ DÜRTÜ 

Ribi Hananya Ben Akaşya omer: Ratsa Akadoş baruh u lezakot et yisrael lefihah irba laem Tora umitsvot şeneemar: Ad’ hafets lemaan tsidko yagdil TORA veyaadir (Makot 23/B). Ribi Hananya Ben Akaşya der ki: Yüce Tanrı İsrail oğullarını güçlendirmek istedi, onun için TORA’da birçok emir ve yasa verdi. Yeşaya Peygamber’in dediği gibi: kendi doğruluğunu yüceltmek için TORA’daki yasaları çoğalttı.

Tora’nın başlangıç bölümünde şöyle bir olay anlatır: Yaakov Atamız ağabeyi ESAV’dan ilk oğulluk hakkını satın alır, daha sonra babasının kutsama duasını da alır. Bu olaylardan ötürü ESAV Yaakov’u öldürmeyi tasarlar. Yaakov annesinin tavsiyesi üzerine HARAN şehrine dayısının yanına gider, yirmi yıl süren meşakkatli ve zor bir çalışmanın sonunda büyük bir zenginlik ve on iki oğlu ile vatanı olan Kenaan topraklarına dönmeye karar verir. Haberi alan Esav dört yüz atlı ile onu karşılamaya gelir. Yaakov atamız gece tüm ailesini ve mallarını Yabbok ırmağının sığ tarafından karşıya geçirir.

Yaakov o gece yalnız kalır. Bir adam gece boyu gün ağarıncıya kadar onunla güreşir, sabaha karşı güreşirken Yaakov’un uyluk kemiği yaralanır. Bundan ötürü Yisrael oğulları uyluk kemiğin üzerindeki siniri yemezler.

Tora’da anlatılan bu olay aslında Yaakov atamızın Esav’ın sembolize ettiği YETSER ARA kötü dürtü ile mücadelesini anlatmaktadır. TORA bizlere uyluk kemiğinin üstünde bulunan siniri yemek yasağı koymuştur. Aslında hiçbir tadı olmayan kuru bir ağaç dalına benzetebileceğimiz bu siniri TORA yasaklamasaydı dahi kim yemek isterdi? Buna benzer kan yeme yasağı da vardır. Aslında bizlerin doğal davranışlarımız dahi TORA’nın bir emri gibi yazılmıştır. Onun için Ribi Hananya Ben Akaşya şöyle demiştir: Yüce Tanrı bizleri güçlendirmek istediği için TORA’da birçok emir ve yasa verdi. Kötü dürtü bizleri maneviyattan, başka bir deyimle OLAM ABA’dan yani gelecek dünyamızdan bizleri mahrum etmeyi arzular. Aslında iyice incelersek kötü dürtü bizlere ne maddi dünyayı, ne de manevi dünyayı vermek istemez. Bizlere verebileceği tek şey kuru bir ağaç dalına benzeyen, uyluk kemiğinin üstündeki sinirdir.

Yüce Tanrı dünyamızda yarattığı tüm güzelliklerden faydalanmamızı arzular. Doğa Tanrı’nın iyiliği ve sevgisini yansıtır. Tanrı mutlak iyiliktir. YETSER ARA yani Kötü dürtü ise mutlak kötülüktür. HOVOT ALEVAVOT kitabında şöyle yazar: İnsanın en büyük düşmanı kötü dürtüdür. Kişi uyur, kötü dürtü uyumaz. İnsanı hem maddi hem de manevi dünyalarından mahrum eder.

Kötü dürtünün bizlerin yaşadığımız dünyadan yok olmamızı arzu ettiğini şu şekilde tespit edebiliriz. Rabilerimiz (Holin 51/A) şöyle bir yorum getirirler. Herhangi bir hayvan dünyaya gelir gelmez kendisini korumayı bilir. Ateşe yaklaşmaz, yüksek bir yerden kendisini aşağıya atmaz. Ne şaşırtıcıdır ki, doğanın en akıllı yaratığı insan bebekken yalnız bırakılırsa kendini ateşe atabilir, yüksek bir yerden atlayabilir. Bunun tek sebebi kötü dürtünün insanı doğar doğmaz yok etmek arzusudur.

Kötü dürtü bütün uğraşlarına rağmen insanı bu dünyadan atmayı beceremezse, dünyanın bizlerden uzaklaşmasını sağlamaya çalışır.

Tora kitabında şöyle yazar: Vayakom balayla… vayivater Yakov levado… vayeavek iş imo (Bereşit 32/22) Yaakov gece kalktı… Yalnız kaldı… bir kişi onunla güreşti.

İnsan manevi karanlık içinde olursa, kendisini yapayalnız hissedip ümitsizliğe düşerse, işte o zaman kötü dürtü onunla savaşır ve büyük bir ihtimalle onu yenebilir.

TORA bizleri yalnız bırakmaz. Altı yüz on üç emir bizim koruyucu zırhlarımızdır. Yazımı peygamber MİHA’nın öğütleriyle bitirmek istiyorum.

İgid leha adam ma tov uma Ad. doreş mimeha, ki im asot mişpat veaavat hesed veatsnea lehet im Eleokeha. (Miha 6/8)  Yüce Tanrı der ki: Ey insanlar iyi olun sizlere bildiriyorum.Adil davranmanız, dayanışma içinde olmanız ve alçak gönüllülükle benimle birlikte olmanız gerekir.

Bu davranışlar bizleri kötü dürtüden koruyacaktır.

Tanrı’nın daima bizleri koruması dileğiyle

Rav Moşe Benveniste

ŞABAT ALAHALARINA GİRİŞ

[Rabi Daniel Schloss – www.pidyon.org]

Şabat alahalarıyla ilgili bu yazı dizisi Mişna’da (Şabat 7:2) listelenen 39 melahaya dair temel prensipleri, Rabinik yasaklamalarla birlikte ele alacaktır. Bu dizi Şabat kanunlarını orijinal kaynaklarından öğrenmenin yerini tutma amaçlı değildir. Amaç, Şabat’ın ayrıntılı kanunlarını anlamakta, hatırlamakta ve uygulamakta yardımcı olacak bir rehber sunmaktır. Şabat çok önemli bir konu olduğundan, burada yazılanlardan uygulamasal sonuçlara varılmamalı, çıkabilecek sorularda bir Rav’a başvurulmalıdır.

Melaha 25: TSEDA – Tuzakla Avlamak (Devam)

1.    Hayvan yakalamak şu koşullarda yasaktır:

a.    Hayvan, yakalanmadan önce tamamen özgür idiyse. Ve,

b.    Kişinin eylemi hayvanın kolaylıkla yakalanmasını sağlayacaksa.

Eğer bir kişi Şabat günü bir hayvanı, kişisel kullanım amacıyla yakalarsa, Hayav, yani cezaya layık olur. Eğer hayvanı yakalama nedeni sadece hayvanın onu rahatsız ediyor olmasıysa, o zaman bu durum Patur Aval Asur sınıfındadır; yani bunu yapan kişi cezaya layık olmasa da bunu yapması yine de yasaktır.

2.    Bir hayvanı yakalamaya şu koşullarda izin vardır:

a.    Hayvanın hareketleri önceden de zaten kısıtlıysa (örneğin, evcilleştirilmiş bir hayvan). Veya,

b.    Bir hamlede kolaylıkla yakalanabilen bir hayvansa (örneğin, bir örümcek veya bir kafese kapatılmış bir hayvan gibi).

Kural hayvanın boyuna ve çabukluğuna bağlıdır. Örneğin, zaten küçük bir odaya kapatılmış yabani bir hayvanı yakalamaya izin verilir. Büyük bir odada bulunan yabani bir hayvanı yakalamak ise yasaktır.

Bunu yanında kural, hayvanın tam olarak şuurlu iken nasıl tepki vereceğine de bağlıdır. Örneğin topal bir yabani hayvanı yakalamaya izin verilir, ama uyumakta olan yabani bir hayvanı yakalamak yasaktır.

ALİHOT OLAM

[Sefer Yalkut Yosef – Rabi Yitshak Yosef]

Tefila Öncesi Yeme-İçme Yasağı

1. Sabah (Şahrit) duasından önce yiyip içmek yasaktır; zira pasukta “kan karşısında [yemek] yemeyin” (Vayikra 19:26) denmektedir ve Hahamlarımız bunu “kanınız [=canınız] için dua etmeden önce yemek yemeyin” şeklinde açıklamışlardır. Ayrıca günahkâr kral Yarovam’la ilgili olarak da “ve Beni bedeninin (Gaveha) arkasına attın” (Melahim I 14:9) diye yazılıdır ve Hahamlarımız buradaki Gaveha sözcüğünü eğitsel bir bakışla Geeha (“kibrin”) şeklinde açıklamışlardır: “Kutsal ve Mübarek Tanrı şöyle dedi: Bu kişi yiyip içerek kendi kibrini gösterdikten sonra mı geliyor Göksel Krallığın boyunduruğunu üstlenmeye?” (Talmud – Berahot 10b). Başka bir deyişle kişi [dua etme suretiyle] Tanrı’nın hükümranlığını üzerine kabul etmeden önce yiyip içtiği zaman bu bir kibir göstergesidir.

2. Yine de sabah duasından önce su içilebilir, zira bunda kibir ifade edecek bir şey yoktur. Benzer şekilde duadan önce, çay veya kahve içilebilir. Buna şeker ya da tatlandırıcı katmakta da sakınca yoktur. Şabat günleri Kiduş’tan önce yiyip içmek yasak olmasına rağmen, duadan önce yine çay ya da kahve içilebilir, çünkü Kiduş yükümlülüğü duadan önce henüz yürürlüğe girmemiştir, zira bu yükümlülük sabah öğünü yenebilecek zaman geldiğinde başlar ve duadan önce zaten yemek yenemeyeceği için henüz Kiduş yükümlülüğü de başlamış değildir.

3. Yakın dönem otoritelerinin çoğu, içine süt katılmış kahve içmeye izin vermektedir. Sade süt içme konusunda daha katı davranılmalıdır [yani içilmemelidir], ama içine biraz süt katılmış kahve içilebilir. Bu konuda katı olan otoriteler de vardır. Dolayısıyla zayıf bir kişi için buna izin verilir. Her durumda, öncelikle sabah berahalarını, Tora berahalarını, Akeda peraşasını ve korbanot kısmının bir bölümünü okumak ve süt katılmış kahvesini bundan sonra içmek daha doğru olacaktır.

4. Sağlık için gerekli olan yiyecek ve içecekler duadan önce alınabilir; zira bunu yapmak bir kibir ifadesi değil, sağlık ihtiyacıdır. Kişi tamamen hasta değilse bile buna izin verilir. Çok aç veya susamış bir kişi de hasta sınıfındadır ve – eğer yemeden önce dualarına konsantre olabilecekse elbette öyle yapmalıdır, ama bu zor olacaksa – önce yiyip içebilir ve duasını sonra edebilir.

5. Hasta bir kişi eğer bir şey yemediği takdirde sinagoga gitmekte zorlanacaksa ama buna karşılık, evinde kaldığı takdirde yemek yemeden önce de dua edebilecekse, ikincisini tercih etmeli ve dua etmeden önce yemek yemektense, evinde kalıp tek başına dua etmelidir.

6. Bazı otoritelere göre dua öncesinde yiyip içmek doğrudan Tora’nın yasağıdır ve duayı konsantrasyonla söyleme gerekliliğinin de önündedir. Bu nedenle eğer hasta bir kişi, yemek yemeden de dua edebilecekse, ama sadece duasında konsantre olmaya yardımcı olması amacıyla yeme ihtiyacı duyuyorsa, bu otoritelere göre, konsantrasyonsuz da olsa önce duasını etmeli ve duadan önce yemek yemekten kaçınmalıdır. Bu konudaki son karara göre, böyle bir kişi [dualarda konsantrasyon düzeyinin zaten düşük olduğu] günümüzde bile, konsantrasyona yardımcı olması için duadan önce yemek yiyebilir veya isterse yemek yemeden önce de dua edebilir. Ancak tüm bunlar yemek yemekle konsantrasyon arasında doğrudan bağlantı varsa doğrudur. Buna karşılık, eğer bu kişi yemek yese de yemese de zaten dualarında çok konsantre olmuyorsa, elbette duasını etmeden önce yemek yememelidir.

Haftanın Sözü

[www.aish.com]

Dilin neredeyse hiçbir ağırlığı yoktur; yine de onu tutmayı ne kadar da az insan başarabiliyor!

 

Gelecek Bayram


Günün Öğretisi

Faiz Talep Etmeyin Faiz Talep Etmeyin

Kendini Geliştirmenin Yolları

YAPMAK İÇİN ÖĞRENİN YAPMAK İÇİN ÖĞRENİN

Miladi Takvimi Çevir


    

İbrani Takvimi Çevir