Doğru cevabı almak için, doğru soruyu sorun.
23 Elul 5779 :: 23 Eylül 2019             

Haftanın Bilgileri


22 Eyl 2019 - 28 Eyl 2019

22 İlul 5779 - 28 İlul 5779

İstanbul

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

18:39

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

19:17

İzmir

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

18:39

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

19:28

Haftanın Peraşası

Nitsavim

Kuş Kafesimin Hikayesi Yazdır

Küçükken hep bir kuş kafesimin olmasını isterdim. Hayatımda hiç bir şeyi bu kadar fazla istediğimi hatırlamıyorum. Babam bana kafesi yapabilmem için gerekli odunu almamı ve içine üç güvercin koymamı söylediğinde dokuz yaşındaydım. Yıl 1904'tü ve o zamanlar Nikolayev'deki ortaokulun giriş sınavlarına hazırlanıyordum. Böyle bir yer artık yok Yaşadığımız bölge artık Odessa sınırlarında.

Sıvalara yoğun bir şekilde çalıştığım sıralar sadece dokuz yaşındaydım. Rusça ve aritmetik derslerinin her ikisinde de notlarım oldukça yüksekti. Hazırlık sınıfına girebilen 40 kişiden sadece ikisi Yahudi'ydi. Öğretmenler Yahudi çocuklara zor sorular sorar ve başka hiç kimseye bu kadar ağır sorular yöneltmezlerdi. Babam bana güvercinleri alacağını söylediğinde her iki dersten de yüksek notlar beklediğini söyledi. Bana kesinlikle ölüm işkencesi çektirdi. Sürekli bir hayal aleminde, sonu gelmeyen çocuksu bir düşteydim. Sınava da bu halde girdim ama yine de bir çok kişide daha iyi bir not aldım.

Kitaplardan iyi öğrenebiliyordum. Çetrefilli sorular sordukları halde, öğretmenler zekam ve hafızam sayesinde beni alt edemiyorlardı. Çalışkandım ve her iki dersten de en yüksek notları aldım. Ama daha sonra her şey kötüye gitti. Merseille'e buğday ihraç eden Khariton Efrussi birine 500 rublelik rüşvet vermişti. Notum A'dan A eksi'ye düştü ve Efrussi'nin oğlu benim yerime ortaokula alındı. Babam buna çok üzüldü. Altı yaşımdan beri öğrenimime çok önem verirdi ve bu A eksi onu umutsuzluğa sürükledi. Efrussi'yi yenmeye ya da en azından gidip Efrussi'den daha fazla rüşvet vermeye karar verdiyse de annem onu bu fikriden caydırdı. Ben de ertesi sene düşük sınıf için açılacak bir sonraki sıvana hazırlanmaya başladım. İnsanlar arkamdan öğretmenin beni hazırlık sınıfıyla birinci sınıfı aynı anda okuyabileceğini söylediler, ben de üç kitabı iyice çalışıp öğrendim. Bu kitaplar Smirnovskı'nin Rusça Grameri, Yetrushkevsk'nn Problemleri ve Putsıkovich'in Erken Rus Tarihi kitaplarıydı. Artık çocuklar bu kitapları çalışmıyor ama ben bunları satır satır öğrenmiştim. Ertesi sene sınavda açık farkla Karayavev'den A artı aldım.

Bu Karayavev kırmızı suratlı,Moskova Üniversitesinden mezun olmuş bir adamdı. Otuz yaşlarındaydı. Köylü çocukların yanakları gibi kırmızıydı yanakları. Bir yanağında beni vardı. Sınavda, Karayavev'in yanında , okulda ve bütün bölgede burnuyla ün salmış asistan da vardı. Asistan bana Büyük Peter hakkındaki soruyu sorduğunda birden her şeyi unuttuğumu hissettim. Sonum yakındı, kendimi dipsiz bir uçurumun yanında umutsuzluk içinde beklerken hissettim.

Büyük Peter hakkındaki her şeyi Putsıkovich'in kitabından ve Puşkin'in satırlarından biliyordum. Ağlaya ağlaya bu cümleleri söylerken karşımdaki suratlar birden tersine dönüp , bir deste kağıdın dağılması gibi dağıldı. Bu dağılış devam etti ve bu arada ben titreyerek , dik durmaya çalışarak , koşturuyor, Puşkin'in mısralarını en yüksek sesimle söylüyordum. Onlara bağırdım da bağırdım ve hiç bir şey delicesine yükselen haykırışımı durduramadı. Kızıl bir körlükten, içimi dolduran mutlak bağımsızlık duygusundan , Puyatnitskı'nin yaşlı be gri sakallı yüzünün bana doğru eğildiğinden başa hiç bir şey bilmiyordum. Bana müdahale etmedi ve hem benim hem de Puşkin için sevinen Karayavev'e ;

"Ne insanlar" diye fısıldadı, "senin bu küçük Yahudilerin! Bunların içinde şeytan var!"

Ve en sonunda artık bağıramaz duruma geldiğimde, "Çok iyi, yolun açık olsun genç arkadaş" dedi.

Sınıftan koridora çıktım ve orada temizlenmesi gereken bir duvara yaslanarak kendime gelmeye çalıştım. Önümde Rus çocuklar oyun oınuyordu, okul zili yukarıdaki katta çaldı, nöbetçi kırık bir iskemlenin üstünde kestiriyordu. Her yandan çocuklar bana doğru yaklaşıyordu. Bana dalaşmak belki de sadece oyun oınamak istiyorlardı ama aniden Pyatniskı koridorda belirdi. Yanımdan geçerken bir anlığına durdu. Siyah bir palto vardı üstünde. O kalabalıktaki utancı fark etti ben yaşlı adama yaklaştım.

"Çocuklar" dedi adam , "Bu çocuğa dokunmayın".V elimi şefkatle omzuma koydu.

"Küçük dostum, "diye devam etti bana dönerek, "Babana birinci sınıfa kabul edildiğini söyle."

Göğsünde büyük bir yıldız parlıyor, omzunda çeşitli armalar sarkıyordu. Büyük üniformalı vücudu, dik bacakları üstünde ilerlemeye başladı. Gölgeli duvarların arasından ilerledi ve müdür odasının orada gözden kayboldu. Okul görevlisi çay fincanlarıyla içeri girdi ve ben eve, dükkana koştum.

Dükkanda, köylü müşteri şüphe içinde kaşınarak oturuyordu. Beni gördüğünde babam müşterinin karar vermesi için yardımcı olmaya ara verip , bir an bile tereddüt etmeden söylediğim her şeye inandı. Dükkanı kapamaya hazırlanmak için yardımcısını çağırarak , bana üstünde arması olan bir okul şapkası almak için Katedral Sokağına koştu. Zavallı annem işini yarıda kesmişti.. Suratı bembeyaz olmuştu. Sanki benden nefret ediyormuş gibi itip kakmaya başladı beni. Okula kabul edilenlerin her zaman ilan edildiğindi , ve Tanrı'nın bizi cezalandıracağını ve erkenden okul şapkası aldığımız için insanların bizle dalga geçeceğini söyledi. Annemin yüzü bembeyazdı ve benim gözlerimde kaderi yaşıyordu. Bana, sakat bir çocuğa bakar gibi acıyarak baktı , çünkü o, ailemizin başına sürekli şansızlıkların geldiğini biliyordu.

Ailemizdeki tüm erkekler doğal olarak güveniyor ve olayları iyi düşünmeden çabuk harekete geçiyorlardı. Giriştiğimiz her işte şansızdık. Büyükbabam Belaya Tserkov bölgesinde bir yerde hahamdı. Günah işlemek suçuyla ayrılmış ve sonraki kırk senesini yabancı dilleri öğreterek yokluk içinde geçirmişti. Seksen yaşından sonra hafızasını kaybetmeye başladı.. Babamın kardeşi amcam Leo, Volozhin'deki Talmud Akademisinde öğrenim gördü. 1892'de askerli yapmamak için, Kiev askeri bölgesinde komiser olarak çalışan birinin kızyıla beraber kaçtı. Amcam Loe bu kadını California, Los Angeles'a götürdü , ama onu orda terk ettikten sonra kötü üne sahip bir yerdeki evinde öldü. Ölümünden sonra Amerikan polisi bize Los Angeles'tan büyük bir sandık içinde mirasını gönderdi. Sandıktan amcamın telledi, kamçılar, ,kokulu çaylar çıktı. Ailemden geriye sadece Odessa'da yaşayan deli Simon Amca, babam ve ben kaldık. Ama babamın insanlara güveni vardı ve onlardan ilk aşk duygusuyla ayrılırdı. İnsanlar onu bu yüzden affetmedi ve ona iyi davranmadı. Böylece babam hayatının kötü kaderin etkisinde olduğuna inandı . Açıklanamaz kötü talih onu sürekli takip ediyordu sanki. Ailemizden sadece ben anneme kalmıştım. Bütün Yahudiler gibi kısa boylu, zayıftım ve çalışmaktan baş ağrısı çekiyordum. Annem bütün bunları gördü. Annem hiç bir zaman babamın gururundan ya da günün birinde daha zengin ve güçlü bir aile olacağımıza dair beslediği inançtan etkilenmedi. Annem bizim için hiç bir başarı temenni etmedi. Erkenden bir okul ceketi almamıza karşı çıkmasına rağmen en sonunda fotoğraf çektirmeme razı oldu.

20 Eylül 1905'te birince sınıfa kabul edilenlerin listesi okul kapısına asıldı. Listede benim ismim de vardı. Tanıdık herkes gidip ismime bakıyordu, Hatta bunların arasında büyük amcam Shoyl bile vardı. Bu kendini beğenmiş adamı, pazarda balık sattığı için severdim. Şişman elleri nemli ve balık puluyla kaplı olurdu, kokusunu da severdim. Shoyl, ayrıca 1861 Polonya İsyanı hakkında anlattığı hikayelerle de diğerlerinden farklılaşırdı. Yıllar ince Shoyl, Skvirra'da bir eğlence yerinin bakımından sorumluydu. O, 1.Nicolas'ın Kont Godlevski ve başka Polonya askerlerini vurduğuna şahit olduğunu anlatırdı ama büyük ihtimalle olanları görmemişti. Ancak Şimdi Shoyl'un ne kadar yalancı biri olduğunu anladım ama yine de onun uydurma hikayelerini asla unutmam. Hepsi de iyi hikayelerdir. Şimdi, Shoyl bile okuldaki listede adımı okumaya gitmiş, hatta akşamına yaptığımız küçük kutlamada şarkı söyleyip dans etmişti.

Babam başarımı kutlamış ve arkadaşlarına- tahıl satıcıları, emlakçılar ve tarım aletleri satan gezgin tüccarlara sordu. Bu satıcılar herkese makine satardı. Köylüler ve toprak sahipleri onlardan korkardı: hiç bir şey almadan onlardan kurtulabilmek neredeyse imkansızdı. Bütün Yahudiler arasında satıcılar en uyanık ve neşeli olanlardı. Yaptığımız kutlamada sadece üç kelimeden oluşan ama söylemesi çok uzun süren, komikliklerle dolu Hasidik şarkılar söylediler . Şarkılardaki bu komik imaları ancak Pesah'ı hasidlerle geçirme şansı yakalayabilmiş kişiler anlayabilirdi. Satıcıların dışında, bana Tora ve eski İbraniceyi öğreten yaşlı Lieberman da gelip bizi şereflendirmişti. Çevremizde Mösıö Lieberman diye tanınırdı. İçmesi gerektiğinden çok daha fazla Baserabıa şarabı içmişti. Yeleğinin altından geleneksel tsitsitleri sarkıyordu ve bana eski İbranice ile sağlık diledi. Kadehini kaldırarak anne babamı da kutladı ve benim tüm düşmanlarımı tek bir savaşta yendiğimi belirtti: Tüm o tombul yanaklı Rus çocuklarını yenmiştim. Eski zamanlarda da aynı şekilde Kral David Golıat'ı yenmişti ve şimdi tıpkı benim yaptığım gibi halkımız zekaları sayesinde etrafımızı sarmış ve kanımızı emmek isteyen düşmanlarımızın üstesinden gelecekti. Mösıö Lieberman bunları söylerken ağlamaya başladı ve ağlarken daha da şarap içti ve "Vivat!" diye bağırdı. Konuklar bir yuvarlak yapıp, onu da ortalarına alarak eski moda bir dans etmeye başladılar. Sanki küçük bir kasabadaki Yahudi düğünündeydik. Kutlamamızdaki herkes mutluydu. Annem bile, hiç sevmediği ve sevenleri de anlamadığı halde bir yudum vodka içti. Bütün Ruslar'ın deli olduğunu düşündüğünden Rus kadınların nasıl eşlerine tahammül ettiğini anlayamazdı.

Ama mutlu günlerimiz daha sonradan geldi. Annem okula gitmeden önce bana sabahları sandviç hazırlamaya başladı okul için alışverişe çıktığımızda ise sevincimi görmeliydiniz- kalem kutusu, para kutusu, yeni kalemler, dosyalar, parlak kaplı defterler..."dünyada kimse yeni şeyler için çocuklardan daha fazla istek duyamaz. Çocuklar tıpkı hiç bir kokuyu kaçırmayan köpekler gibi yeni olanın kokusunu alırlar ve büyüdüklerinde ilham diye adlandıracakları o deliliği tecrübe ederler. Kalem kutuma, masanın bir kenarında çay içtiğim gün doğumlarına, çantamın içinde itinayla düzenlediğim kitaplara alışmak bir ayımızı aldı. Mutluluğumuza alışmak da bir o kadar sürdü ve ben ilk dönemin sonuna kadar güvercinleri hatırlamadım bile.

Onlar için her şeyi hazırlamıştım: Bir buçuk ruble ve Shoyl'un onlar için yaptığı bir kafes. Kafes kahverengi boyanmıştı on iki çift güvercin için delikleri vardı çizgili bir çatısı vardı. Her şey hazırdı. 20 Ekim Pazar günü kuş pazarına gittim ama yolda beklenmedik engellerle karşılaştım.

Anlattığım bu olaylar, yani ortaokulda birinci sınıfa kabul edilişim 1905'in sonbaharında gerçekleşti.O zamanlar imparator Nicholas, Rus halkını bir anayasanın hükmü altına sokuyordu. Uzun pardösülü konuşmacılar bordür taşlarının üstüne çıkıyor ve halka uzun konuşmalar yapıyordu. Geceleri sokaklarda silah sesleri işitiliyordu, bu nedenle annem kuş pazarına gitmeme izin vermedi. 20 Ekim'de komşu çocuklar tam polis karakolunun yanında uçurtma uçuruyorlar, ve bizim sucumuz , bütün kovalarını bırakarak kıpkırmızı suratı ve parlak saçlarıyla sokakta dolaşıyordu. Ardından fırıncı Kalistov'un oğlunu deriden eğeri olan bir atı sokağın ortasına çekip jimnastik hareketleri yaptığını gördük. Kimse onları durdurmaya çalışmadı: Polis Semernikov bile onları daha da yükseğe zıplamaları için kışkırttı. Semernikov, karısının yaptığı beyaz ipekten kemerini takmıştı ve ayakkabıları hiç olmadığı kadar parlıyordu. Annemi, üniformalı bir polisten daha fazla korkutan bir şey yoktu. Bu yüzden annem benin dışarı çıkmama izin vermiyordu. Ama ben arkadan gizlice sıvışıp istasyonun arkasındaki kuş pazarına gittim.

Kuş pazarında güvercin satıcısı İvan Mikodimıch her zamanki yerinde oturuyordu. Güvercinlerden başka, tavşanları ve bir de tavus kuşu vardı. Kuyruğunu açmış olan tavus kuşu, başını bir o yana bir bu yana sallayarak oturuyordu. Ayak bileklerinden birine tel bir halka geçirilmişti. Telin diğer ucu Mikodimıch'in sandalıesinin altına iliştirilmişti. Oraya vardığım anda adamdan vişne renkli güvercin ile bir kaç taçlı güvercin aldım ve çantama koyup gömleğimin içine sakladım. Bu alışverişten sonra cebimde sadece 40 kopek kalmıştı ve adam bu paraya bana Krıokov cinsi bir dişi bir erkek güvercin vermedi. Krıukov cinsinin en sevdiğim özelliği kısa, iyi görünümlü gagalarıydı. Kırk kopek bunların normal fiyatıydı ama daha gösterişlileri için satıcı benden ısrarla daha fazlasını istiyordu. Pazarlıktan sonra, başka müşterinin çıkmadığını gören Ivan Nikodimıch bana yaklaştı. Her şey istediğim gibi gitti ve ardından herşey kötüye gitti.

Saat on ikiye doğru , belki de biraz daha geç bir saatte, meydandan bir adam geçti. Sekerek, yavaş yavaş gidiyordu ve yorgun yüzünde canlı gözleri parıl parıl parıldıyordu.

"Ivan Nikodimıch" dedi kuş satıcısının yanına gelerek, "eşyalarını topla. şehirde aristokratlar anayasa hazırlıyorlar. Büyükbaba Babel ölüme mahkum edildi."

Bunu söyledi ve kafeslerin arasında tarlasında yürüyen çıplak ayaklı bir çiftçi gibi dolanmaya başladı.

"Bunu yapmamalılar" diye mırıldandı Ivan Nikodimıch hemen ardından. "Bunu yapmamalılar!" diye bağırdı avazı çıktığı kadar. Tavşanlarını, tavus kuşunu toparlamaya başladı ve Krıokov güvercinlerini bana kırk kopekten verdi. Onları sakladım ve insanların kuş pazarından kaçışmalarını izledim. Tavuskuşu sona kalmıştı. Bir sonbahar göğündeki güneş gibi, pembe nehir boyunca uzanan Temmuz gibi, uzun serin çalılardaki beyaz-sıcak bir temmuz gibi oturuyordu orada. Pazarda kimse kalmamıştı ve uzaktan silah sesleri geliyordu. Ben de istasyona doğru koştum, meydandan geçtim, sarı toprak yoldan uçarcasına koştum. Yolun sonunda , küçük bir tekerlekli sandalıede, mahallede sigara satarak gezinen bacaksız Makarenko oturuyordu. Bizim sokaktaki oğlanlar ondan sigara alırdı, çocuklar onu çok severdi . Yolun sonunda ona doğru koştum.

"Marenko" diye bağırdım omuzunu sarsarak, "Shoyl'u gördün müş"

Bana cevap vermedi. Sert yüzünden ışıklar yayılıyor gibiydi. Heyecanla sandalıesinde sağa sola sallanıyor , arkasında duran karısı Kate yerde dağılmış bir şeyleri düzeltmeye uğraşıyordu.

"Ne kadarını saydın?" diye sordu kadına ondan biraz uzaklaşmaya çalışarak. Sanki alacağı cevabın dayanılmaz olacağını hissediyordu.

"On dört çift alt, altı tane üst. " dedi Kate eğilmiş bir halde. "şimdi de başlıkları sayıyorum."

"Başlıkları mı!" diye bağırdı Makarenko, ağlamaklı bir sesle. "Kate, her şey ortada. Tanrı beni seçti ve hepsi için nasıl yetişeceğiz? İnsanların elinde her şey var ve biz bu başlıklarla kaldık!"

Ve gerçekten de tam o sırada güzel yüzlü bir kadın yanımızdaki yoldan geçti. Bir elinde bir parça kumaş diğer elinde de bir kaç parça giysi taşıyordu. Neşeli bir umutsuzlukla, arkasındaki çocuklarına sesleniyordu. Hızlı adımlarla giderken, arkasından ipek bir elbise ile mavi bir bluz dalgalanıyordu. Tekerlekli sandalıesinde kendisini takip eden Makarenkoya hiç dikkat etmedi . bacaksız adam kadını yakalayamadı.

"Küçük hanım" diye bağırdı sağır edici bir çığlıkla, "o çizgili kumaşı nerden buldunuz?"

Ama kadın çoktan uzaklaşmıştı. Köşede köylü bir çocuğun sürdüğü at arabasına yetişmişti.

"Herkes nereye koşuyor" diye sordu çocuk.

"Herkes Katedral sokağında." diye cevap verdi Makarenko yalvarırcasına. "herkes orada oğlum. Toplayabileceğin her şeyi bana getir, sana iyi bir ücret vereceğim. "

Oğlan at arabasının önünden eğildi ve atları kamçıladı. Atlar hızla koşmaya başladı. Sarı yol bir kez daha boş ve sessiz kaldı. Ardında bacaksız adam gözlerini bana çevirdi.

"Bahse girerim, Tanrı beni seçti." dedi yaşama gücünü yitirmişti sanki.

Ve elini bana doğru uzattı.

"Torbanda ne var?" diye sordu ve yüreğimi ısıtan torbayı aldı.

Tombul elleriyle kuşlarımı elledi ve içlerinden vişne renkli dişi olanı aldı. Ayakları üstünde durmaya çalışan kuş adamın kucağındaydı şimdi.

"Güvercinler" dedi Makarenko sandalıesini bana doğru sürerek "Lanet olası güvercinler" diyerek yanağıma vurdu.

Yanağına yediğim şaplakla kendimi yerde buldum.

Kate bir şeyler söylemeye başladı ama ben hiç birini duymuyordum. Yerde yatıyor, ezilmiş kuşlardan akanların yüzüme değdiğini hissediyordum. Yanağımdan gözüme doğru aktılar. Gözlerimin önünde yayılan dünyalarımın yok olduğunu görmemek için gözlerimi yumdum. Bu çok küçük ve bir o kadar da korkunç bir dünyaydı şimdi. Tam önünde bir taş vardı. Büyük çeneli bir kadın suratını andırıyordu. Biraz ilerde bir parça ip vardı. Etrafımda tüyler uçuşuyordu. Dünyam küçük ve korkunçtu. Onu görmemek için gözlerimi kapadım. Bu toprak , sınavların olduğu gerçek hayata hiç benzemiyordu. Uzaklarda bir yerde sesler gittikçe hafifledi ve kayboldu. Ve ardından sess,zlik, bazen çocukları hüzne boğan sessizlik , vücudumla toprak arasındaki sınırı kaldırdı. Toprak, ölü çiçek kokuyordu. Onu kokladım ve korkmayarak ağlamaya başladım. Her iki tarafında da beyaz kutuların olduğu bilmediğim bir sokakta, Pazar günkü kadar temiz bir yolda, kanlı tüyler içinde acı içinde ağlayarak ilerliyordum. Yolun bir kenarında köylülerden biri Khariton Efrussi'nin camlarından birini kırıyordu. Eline aldığı tahta bir sopayla büyün gücünü kullanarak kırıyordu pencereleri. Nefes nefese sarhoşluğun, terin ve hissettiği manevi gücün etkisiyle gülerek yapıyordu bunu. Bütün sokak kırılma sesleriyle, bağrışlarla doldu. Köylünün bütün varlığı eğilmekle, terlemekle ve Rusça olmayan bilinmeyen bir dilde bağırdıklarıyla doluydu. Sokağın başında , önlerinde Haç taşıyan kalabalık belirinceye kadar bağırmaya devam etti. Yaşlı adamlar mezar azizlerinin resimlerini taşıyordu. Kalabalığı gören köylü hemen o tarafa koştu. Kalabalık ortadan kaybolana kadar bekledikten sonra hemen eve koştum. Evde kimse yoktu. Kapılar açıktı, kuş kafesimin oradaki otlar mahvolmuştu. Sadece Kuzma hala bahçedeydi. Bahçıvan Kuzma ölmüş Shoyl'u kenara çekiyordu.

"Uzun zaman yoktun ortalıkta. Bak büyükbabana neler yaptılar."

Kuzma , arkasını döndü. "Büyükbaban onların hak ettiği küfürleri söyledi...."

"Kuzma" diye fısıldadım, "Bizi kurtar."

Bahçıvanın yanına giderek onu kucakladım ve arkasındaki büyük babamı gördüm. Shoyl kumlarım içinde yatıyordu. Göğsü kanlıydı, sakalları darmadağınıktı. Ayakları kirli ve mora çalan bir renkteydi. Ölmüştü. Kuzma başında bir şeyler yapıyordu. Sholıl'ın ellerini bağladı ve daha ne yapabileceğini düşünerek ona baktı. Ve ancak sakalını düzgünce taradıktan sonra rahatladı.

"Sağa sola, hepsine küfretti." dedi ve yerde yatan adama sevgiyle gülümseyerek. "çarlık yanlıları gelseydi, onu alıp götürürlerdi ama gelenler Rustu. Kadınlar da onlarla beraberdi. Ruslar asla affedemez. Onların nasıl olduğunu bilirim."

Bahçıvan vücudun altına biraz daha kum koydu, önlüğünü bir kenara atarak elimi tuttu.

"Babana gidelim" diye mırıldandı elimi daha da sıkarak. "Seni sabahtan beri aradı. Neredeyse öldüğünü düşünecekti..."

Kuzma ile vergi denetleyicisinin evine gittik.orada Pogromdan kaçan ailem oraya sığınmıştı...

 
Ekle: facebook Ekle: twitter

Gelecek Bayram


Kendini Geliştirmenin Yolları

İÇİNİZDEKİ REHBERİ KULLANIN İÇİNİZDEKİ REHBERİ KULLANIN

Miladi Takvimi Çevir


    

İbrani Takvimi Çevir