F.Scott Fitzgerald
Karar vermeniz gereken, ne kadar değerli olduğunuz değil, nasıl değerli olabileceğinizdir.
22 Sivan 5779 :: 25 Haziran 2019             

Haftanın Bilgileri


23 Haz 2019 - 29 Haz 2019

20 Sivan 5779 - 26 Sivan 5779

İstanbul

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

20:25

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

21:07

İzmir

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

20:18

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

21:08

Haftanın Peraşası

?elah Leha

Bertha Yazdır

Kışın geri dönerdi. Sırtında çıkınıyla terleyerek gelirken, buraya o bilinmeyen dünyaların kokusuna da getirirdi beraberinde. Gidiş gelişleri sessizdi. Geldiğine ya da gittiğine mutlu olup olmadığını hiç bir zaman anlamayamazdınız.

İçeride, küçük odada hayat değişmeden devam ederdi. Bertha yerde oturur, örgü örerdi. Sanki akıp giden yıllar ona dokunmamıştı. Aınen yazın bıraktığı gibi küçük, minıon ve dokunulmamıştı.

Kapıdan içeri soluk bir ışık sızdığında, "Maxie" diye haykırırdı. Uzun aylar boyunca bu ışığı beklemişti o. Kapı açılırken kadının bakışları çaresiz bir biçimde adama yönelirdi.

Çok yavaşça, özel bir ihtimam göstererek adam çıkınını açardı. İçinde yolculuklarından beraberinde getirdiği giysiler ve ev eşyaları olurdu. Bunları görünce, Bertha'nın gözlerinde sevinç göz yaşları belirirdi. "İşte bunlar senin için" derdi Max, saçlarını okşayarak.

Dönüşünden sonraki ilk günler harikaydı. Bertha, Max'ın yanına oturup konuşurdu. Bu karanlık odanın içinde çocuksu bir hayranlığa yol açan, aklında kalan çeşitli detayları, önemsiz deneyimleri ona anlatırdı. Max da konuşurdu. Söyleyecek pek az şeyi olurdu. Sanki olanlar yolda donmuştu. Tabii ki kadına her şeyi söylemesi mümkün değildi. Uzun yaz ayları boyunca, yerde yün yumakları içindeyken , hikayelerin arasında kalan boşluklar Bertha için kendi kendine eğlenecek fanteziler kurmasını sağlardı.

Bertha ocağı yakar ve Max, yorgun bir yolcu gibi, bütün kış boyunca süren bir uykuya dalardı. Ancak baharın başında gerinip, "Evet Bertha, gitme zamanı geldi" derdi.

Kestirmeleri arasında biraz kötü niyet, biraz da şefkatle Bertha ile ilgili gelecek planlarını tartışırdı. Konuşmalar gözyaşı ve kahkahalarla doluydu ve sonunda her şey olduğu gibi kalırdı. Max yola çıkar, Bertha arkada kalırdı. Ve böylece, mevsimler değişti, yıllar yılları takip etti, Max'ın yoğun mide sancıları başlardı, dizanteriye yakalanıp sertçe öksürdü, ancak Bertha olduğu gibi, küçük ve minıon haliyle kaldı . Bütün özellikleri gitgide mükemmelleşiyordu.

İlk başta Max, Bertha'yı bir kız okuluna göndermek için çok ısrar etti. Hatta okulun uzun müddet gözlerinin içine bakamadığı sert bakışlı müdireleriyle önceden bir kaç kez görüştü. Tabii ki plan sonuçlanmadı. Bir kaç gün boyunca Bertha, tek başına bulunana kadar sokaklarda dolandı ve en sonunda geri getirildi. Max ne kadar denediyse de Bertha'yı ikna edemedi. Onu zorlayacak cesareti yoktu, böylece Berhta evde kaldı. Ona uygun koşulları sağlamak için bir ciddi girişimde daha bulundu. Yaşlı bir kadın vardı ve çocukları anneleri için uygun bir arkadaş bulmak istiyordu. Bertha, buradan bir gün kaldıktan sonra gözleri yaşlı şekilde geri dönünce konu kapandı.

Kıs bir süre sonra Max yolculuklarına başladı.

Max , bir yıl içinde Bertha için uygun bir düzen kuracağını ya da kendisinin bir çıkış yolu bulacağını umarak gitti ama bir sene sonra , odasına geri dönünce , Bertha'yı yerdeki yün yumaklarının arasında dikiş dikip oyun oınarken bulduğunda ona sinirlenemedi.

Aradan bir kaç yıl geçti- beş ya da belki de daha fazla. Geçen zaman , yenilikler de olmayınca bulanıklaştı. Hayat zamanı tüketen o tembel rutinine girdi. Kışın gelişi, sigaranın acılığı gibi bayat bir tat bıraktı.. Ufak ufak Bertha Max, için alışkanlık haline geldi. Onun için uzun vadeli planlar yaptığında bile , ondan asla kurtulamayacağından giderek daha da emin olarak , planlarını keyifle yapmaya çalıştı.

Kestirmeleri arasında oturup sanki kendi eşini izliyormuş gibi onu seırederdi.

Arada sırada hayattaki amacını sorgulayan o eski soruyla boğuşurdu. Ona ne yapacaktı ya da Bertha ne yapacaktış Bunu düşünmek Berha'nın göreviydi- Max için sürekli yük olmamalıydı.

Bertha ayağa kalkar, ona büyük gözleriyle çaresizce bakar, neler olduğunu anlayamazdı. Max dırdır ettiğinde gözyaşlarına boğulurdu. Bu ağlamalar derin ve acıydı. Sanki o değil de, içinde uyuyan bir hayvandı ağlayan. Bazen tiz sesli bir yakarış olurdu. Teselli sözlerinden sonra her şey normale dönerdi. Bertha dikişine döner, Max ise başını yorganıyla kapatırdı.

Bazen Bertha'yı bilmecelerde kızdırırdı. "Hiç bir değişim hissetmiyor musun, sana ağırlık yapan bir şey yok mu?" ya da başka bir günde, "Günün birinde ne olmak istersin?" diye sorardı .Bu sorular zehirliydi ve onun en hassas duygularına yönelik olduğu halde Bertha tepki vermezdi. Sert bir kabuğun içine kapanmış halde, ölü bir yük gibi Max'ın ardından gider, bazen Max'ın hayatının yansıdığı bir aynaya benzerdi.

İnatçı bir sadakati vardı.Bu onun pek de insani olmayan özelliklerinden biriydi. Bütün yaz boyunca oturup, garip renkli fantastik modeller örerdi. "Maxie için dikiyorum" derdi. Kazak değildi diktikleri. Modelleri görünce gözünde aptal bir gülümseme belirirdi. En sonunda hepsini söker , aynı yün yıllar boyunca örgü şişlerinden dolanıp dururdu. Max'ın ona getirdiği şerit metre hiç bir işe yaramıyordu, çünkü Bertha bunun ne işe yaradığını bilmiyordu.

Ama bazen Bertha da soru sorardı.

Bunlar bir insanın diğerine soracağı sorulardan değil, tamamen mantıkdışı olmayan ve Max'ın dikkatini çeken bir çeşit patlamaydı. Bu sorular Max'ın aklını başından alırdı. Böyle zamanlarda onu dışarı atmak , hatta dövmek isterdi. Ama bunları hiç bir zaman yapmadı. Bu zamanlar, bu insan yükünün bütün ağırlığının üstüne çöktüğünü hissederdi.

Bazen soru sormasına izin verdiğinde, Bertha rüzgarda salınan bir gemi gibi soruların arasında gidip gelirdi. Ardından Max'ın kendisini, kaderine karşı teselli ettiği an gelirdi. Şimdi, Bertha'yı terk etmeyeceğini biliyordu ve Bertha da onunla kalacağını biliyordu.

Bertha onunla kalırdı...Günün birinde değişebilirdi...Belki tıbbi müdahale ona yardım edebilirdi...O, diğer her kız gibi bir kızdı. Bunlar harika düşüncelerdi ve Max'ın içinde kabarıyordu. Böyle zamanlarda, her şey mutluluk verecek şekilde yakın gelirdi. "İşlerimi halledip geleceğim Bertha". Duygu, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde güçlüydü. "Öyle değil mi Berthaş" diye aniden sorardı.

Büyük kaçış zamanında, başka hiç bir çareleri kalmayınca kendisine verdikleri o aynı Bertha olurdu o anda. Onu Max da taşıyamamıştı ama gidip karların içine de atamazdı.

O anda gökıüzünden yumuşak yumuşak dökülen ama bazen insanın başına darbeler halinde sertçe inen kalın kar tanelerini düşündü.

Bu ülkeye ulaştıkları günden beri, kayıtsızlık, unutkanlık Bertha'yı yenmişti. Hafızası belli bir noktada dondu. Geçmişe ait hiç bir şeyi hatırlamıyor ve yenilerini de algılayamıyordu. "Bazı borular tıkandı". Olduğundan daha basit gibi görünen bu duygu, şüphe edemeyeceği bir kesinlik olarak kaldı ve sanki kendisinde de bir şeylerin engellendiğini hissetti. Bu çok seneler önce olmuştu ama belki hala olmaya devam ediyordu.

Bahar geldiğinde çalışmak için gitmedi. Bertha'yı yanına alarak manastırın karşısındaki Haç Vadisine itti. O anda birbirlerinde, daha önce hiç olmadıkları kadar yakınlardı.

"Güneş güzel" dedi Bertha.

"Çok güzel bir bahar" dedi Max.

O anda sanki borunun açıldığını hissetti, iletişim vardı, artık birbirlerinden şüphe etmiyorlardı, deneyimlerini arkalarında bırakmışlardı. Şimdi sözcükler, yarım heceler, yüreklerine ulaşıyordu. Bertha'ya da bir şeyler oluyordu.

Gelecek sisli ve tatlı bir hale geldi,tıpkı kurtuluşun ilk günlerinde olduğu gibi. Açık yollar ve mültecilerle dolu vagonlar ve yürümek için tarif edilemez bir arzu hissetti... Bertha'yı almak ve onunla dünyanın sonuna , güzel mesafeleri kat ederek beraberce gitmek.

"Bugün çok güzel değil mi?diye denedi Max.

"Çok güzel"

"Bugün çok güzel değil mi? yeniden denedi.

"Çok güzel"

Bahara ve güzel güneşe maruz kalan düşünceleri , en sonunda içinde hareketlendi. Sadece Bertha'nın değişimi hissetmemesinden dolayı biraz rahatsız olmuştu.

Yiyecek aldı . Yeterli paraları olukça, hiç kimse onu yolculuğa çıkmaya zorlayamazdı. Eninde sonunda uyandığında, kamçı darbelerini getirecek tatlı bir terk edişti bu. Kısa bir süre sonra çalışmaya gitmek zorundaydı, ama o sırada, yürüyüşü, parlayan zeytin ağaçları, rahat sıcaklık, gömleği üstünde oınaşan ışığa dair bir neşe vardı içinde.

Bu tatlı üşengeçlik bir kaç gün sürdü. Çok değil. Yola çıkması gerektiğini hatırlatan bir mektup geldi. Mektup kısa ve özdü. Yeterince sert bir sonucu, hatta tehditkar bir havası vardı.

Şimdi bu tatil aylarının nasıl geçtiğini bilmiyordu- ya da belki de hiç yaşanmamışlardı. Arabalar, buzdolabı, işçiler, yoğun işin bütün atmosferini o kadar yakınında hissetmeye başlamıştı ki neredeyse kokularını duyacaktı. İşaret plakaları capcanlı bir halde gözlerinin önünde parladı.

İçinde acıma duyguları yükseldi: Kendine, odaya, Bertha'ya, eşyalarına, küçük vücuduna da acıdı, başını öne eğdi, teslim oldu ve birazcık sevdi.

Bu sefer Bertha'dan ayrılmak zor oldu, sözler iyi değildi. Ona kendisini de yanına alması için yalvardı Bertha. Ertesi gün, Bertha'nın kendi eşyalarını da topladığını gördü Max.

"Nereye gidiyorsun Berthaş"

"Seninle geliyorum."

Akşamleyin gitmeyi başarabildi. İstasyonda, başını döndürdüğünde, yolda parıldayan ışıkları gördü. Bir araba garaja çekilmişti. Yolculuk, sanki onu geciktirmek, uzatılamayanı uzatmak, hatta belki de onu geri götürmek istermişçesine yavaştı. Kötü ve adi olduğunu gördü; o kadar ki, ayakkabılarının ağırlığını, saç köklerindeki pisliği , koltukaltındaki terleri bile hissetti. "Bu onu ilk kez terk edişim değil, ama onu her zaman tekrar buldum- onu yaşayabilmek için bıraktım". Düşünceleriyle böyle mücadele etti.

O gece, işe vardığında Frost onu sıcak bir biçimde karşıladı. "Tatil nasıldı Maxş" İlk kamıonla gidebildiği ve soğuk içecekleri bütün şehre ulaştırabildiği ,iyi birayla dolu ağır kutuları sırtında taşıdığı için memnundu. Her nedense şimdi ağırlığı hissetmiyordu. Tazelenmiş ve zindeydi. Her türlü yük için hazırdı.

O gece geç saatlerde, iki tam turdan sonra , aynen başta olduğu gibi dinçti. Sadece düşünceleri, sanki kendisinden bağımsızlaşıp hükmedemeyeceği bir yere geçmiş gibi içinde dalgalanıyordu. Bu düşüncelerinin kendisinden tam olarak ne istediğini anlayamadı ama kafasının içinde dönüp durduklarını hissetti.

"Yine Bertha'yı bıraktın. "- bunu açıkça duyabiliyordu, ses, durmadan çalan bir çan gibi kafasında yankılanıyordu.

Ardından, bu duyguları akla getirmekle görevlendirilmiş zaman geldi. Bir karar alınması gerekiyordu. Çalışma arkadaşları müdahale etme ihtiyacı hissettiler. Max'ın bir eşe ihtiyacı vardı. Genelde olduğu gibi, konu şakalarla açıldı. Daha sonra ona birini ayarladılar: Fabrikadaki daktilocuyu.

Ona verebileceği fazla şeyi yoktu. Bertha hakkında konuşmadılar. Ama kadınsı içgüdüsüyle, dolambaçlı yollardan onun varlığını keşfetti.

Bertha'nın özürlü olduğunu ve kısa bir süre sonra bir kuruma yatacağını söyleyebilirdi. Bu, Mitzi içi bile kabul edilebilir bir konuşma biçimiydi. Ama Max, bu şekilde dile getiremedi, bir şeyler bu sözleri söylemesini engelledi. Bazen kurnazlığınız size ihanet eder ve birdenbire ortada çıplak kalır ve utanırsınız. Böyle zamanlarda, mevsim değişikliklerindeki çıplak bir boyun kadar zayıfsınızdır. Mitzi, durumu iyice araştırdı. O da hayatı boyunca yeterince kırılmıştı.

Max olayları açığa çıkartmak için çağırılmıştı, dolayısıyla, o süre içinde Mitzi'nin kendi olayları bir kenara bırakılmıştı.

"Bu Bertha'nın" demişti Mitzi, "Şimdiye kadar neden bir hastaneye yatırılmadığını anlamıyorum".

Ona ne cevap verebilirdiş Soruları doğrudan olayın özüne yönelmişti, bütün çelişkileri gösteriyor, hatta içinde ince bir sitem de içeriyordu.

"Gitmek istemedi.". Max, üstündeki utancından silkinmeye çalıştı.

"Gitmek istemedi de ne demekş"

Her akşam buluşuyorlardı. Sanki Mitzi, olayı tamamen tüketmek istiyordu. İtirafı kolaylaştırmak için , Max'ı odasına davet etti.

Sorun odada giderilmedi. Tıpkı bir şamandıra gibi su üstünde yüzüp durdu.

"Sadece gerekli düzenlemeleri yapıp yapmama meselesi" diye kendini savunmaya çalıştı Max.

"O zaman neden bu kadar uzadış"

Günün birinde Max, kendine bir şeyler, fiziksel bir şeyler olduğunu fark etti. Sandıkları tutma biçimiyle ilgiliydi. Farklı hareket ediyor, hatta arada şişe dolu sandığı elinden düşürüyordu."Sorun değil" demişti onu seven ustabaşı.

Çakırkeyif olmasına karşın düşünceleri sorguluyordu. Gece geç saatlerde kafasının içinde yanan ateşi hissediyordu.

Kendisi için durumu mantıklı yolla açığa kavuşturmayı denedi ve Mitzi'nin sorularını kendine sordu. Rüyalarında ıssız gizem onu alıkoyuyordu- Bertha'nın örgü şişleri, oyuncakları, cehennem ve cennet, gelişmemiş sembol ve nesnelerin garip bir karışımı...

"Bertha da beni düşünüyor mudur?" Şimdi bundan şüphesi kalmamıştı.

Eğer Bertha okumayı bilseydi, ona bir mektup yazardı. Açıklama yapar, teker teker bütün nedenleri sıralardı. Mesafe, yüz ifadelerini saklamayı kolaylaştırıyordu. Günün birinde öğle molası sırasında, yükleme arasında, yazmaya çalıştı, ama en sonunda mektubu katlamak üzereyken , yaptığının ne kadar aptalca olduğunu fark etti.

Mitzi, söylediklerinin etkisinin ne olacağını bekleyerek, daha fazla soru sormadı. Sessizlik Max için zordu, çünkü bunun sadece yeni sorulara yol açacağını biliyordu.

Sinemalar, en rahatlatıcı kaçış yeri oldu.

Ama sır ona ağırlık yapıyordu. Bu hala bir sır mıydış Her şeyi söylemişti. Olayı tükettiğini düşünmüştü. Sinemaların birinden sonra küçük bir kafede otururken hissettiği buydu.

Gece geç vakitte, ikinci vardiyada depo boşalmışken, hala sırry içinde taşıdığını hissetti. Bunu bir isimlendirebilseydi, kendini daha iyi hissedebilirdi ama isim bir türlü aklına gelmiyordu.

Günler deponun beton yeri gibi dümdüzdü. Max, kendisini koruyan ışığın uzaklaştığını hissediyordu. Bazen bir çıplaklık duygusu sarıyordu içini. Boş umutlarla, Mitzi'nin gözerinden bir şeyler anlamaya çalışıyordu . Onlar su mavisi gözlerdi ama renk sanki gözün içinde erimişti. Bir şeyler Max'ın içinde de eriyordu ama ne olduğunu bilmiyordu.

Eğer bir başlangıç noktası olsaydı her şey çok daha kolay olacaktı. "Buradan başlıyorum" demek, bir günlük izin alıp Yeruşalayim'e, Bertha'ya gitmek, hatta Mitzi'yi de tanışması için götürmek ...

 
Ekle: facebook Ekle: twitter

Kendini Geliştirmenin Yolları

DOĞRU KARİZMA VE DİKKAT ÇEKİCİLİK DOĞRU KARİZMA VE DİKKAT ÇEKİCİLİK

Miladi Takvimi Çevir


    

İbrani Takvimi Çevir