F.Scott Fitzgerald
Karar vermeniz gereken, ne kadar değerli olduğunuz değil, nasıl değerli olabileceğinizdir.
22 Sivan 5779 :: 25 Haziran 2019             

Haftanın Bilgileri


23 Haz 2019 - 29 Haz 2019

20 Sivan 5779 - 26 Sivan 5779

İstanbul

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

20:25

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

21:07

İzmir

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

20:18

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

21:08

Haftanın Peraşası

?elah Leha

Budala ve Orman Şeytanı Yazdır

Yıllar boyunca budala, vahşi ormanda yaşadı ve orman şeytanına hizmet etti. Odunlarını kesti, suyunu taşıdı, gittiği her yerde ona eşlik etti, bütün emirlerini söyler söylemez , gülümseyerek ve sükunetini koruyarak yerine getirdi. Günün birinde, yaz mevsiminde, yapacak hiç bir şeyin olmadığı, sıcak , boğucu , bütün işlerin yapıldığı halde hiç bitmeyen, ormanın - güneşin sıcaklığından, ayakta durmaktan - bitkin düştüğü, orman şeytanının kendini boş ve yararsız hissettiği ve dinlenmek için, yorgun bir halde eski ıhlamur ağacına çıktığı günlerden birini yaşıyorlardı. Günün, güneşli gölgelerin, sessiz kuşlar ve daha da sessiz yuvalarla dolu ormandaki ağaçların yanına çömeldiği zamanıydı. Böyle bir günde budala, sadece kendisinin bildiği, kısa boylu ve sık yaprakların ardında gizli o uzaktaki yere giderdi. Orada yosunla kaplı çok çok eski bir taş vardı. Budala, gidip sırtını taşa yaslayarak oturur, yüzünü geldiği tarafa çevirir ve günün geri kalanında, kendi düşünceleri içinde kaybolur giderdi. Burada , günün huzuruyla yapayalnız otururdu. Bazen bir gülümseme yüzüne hükmeder, dudaklarına gelir ve tertemiz büyük bir gülüş , ta içinden gelen saf bir neşe, kendisi tarafından ve sadece kendisine, yayılmaya başlar , gittikçe daha mutlu olur ve bu aptal ve huzurlu havasında uzun süre kalırdı.

Ancak alacakaranlıkta, güneş batarken, gölgeler ağaçların ve ormanın üstünde hareketlenince , budala ayağa kalkar , taşa döner, önünde uzun süre durur, ona bakar ve oradan ayrılmadan önce şöyle derdi: "Taş, yanında bütün gün boyunca oturdum, sana bütün gün inandım ve her seferinde yaptığım gibi, bugün en sonunda güneş batarken açılıp , içinden bir güneş çıkarıp geceye vereceğini ve böylece geceyi imkansız kılacağını düşündüm. ..Bugün olacağını umuyordum ve bir kaç kez güçlerin, gerçekten bugün açılabilmen için üstünde toplandığını düşünüp içimden yüksek sesle güldüm. Ama şimdi hayal kırıklığına uğradım, şimdi geri gidip orman şeytanına hizmet etmeye devam etmem, bu arada taş, seni beklemem gerekiyor... Ve ben budala, artık gitmem gerek..."

Ve budala dönüp taşı saklanma yerindeki sık çalıların arasında bırakır, ormanda tek başına, güneş batarken alacakaranlıkta , yavaşça ve geç saatte , karanlık basınca orman şeytanına ve ıhlamur ağacına geri döner ve hala orada yatıp uyduğunu görürdü.

"Saat kaçş" diye sorardı boğuk bir ses ağaç gövdesinin arkasından . "Geç oldu ve kalkma vakti geldi."

Şeytan ilk başta başını ve boınuzların kaldırır, gerinir, esner, kemiklerini çatırdatır ve budalanın omzuna yaslanırdı. Budala da, kendini iyi hissedene kadar şeytanı tutardı. ardından şeytan gece ilerlerken neşelenir, geceleyin nerde ve hangi köşede ne yapacağını düşünür ve o gece kendisi için dükkanda ne saklanmış olabileceğini düşünürdü.

Düşündü ve düşündü ve en sonunda emir veren başparmağıyla, budalaya akşam yemeği için hazırlanmaya başlamasını emrederdi.

İşte yıllar boyunca böyle sürüp giderdi. Şeytan emredici, budala ise itaatkardı ve hiç bir zaman değişiklik olmazdı.

Ama günün birinde, uykuyla geçen bir öğlenden ve kalkışla gecen bir akşamdan sonra, şeytan ve budala en derin ormanlardan birine daldılar. Dolunayın olduğu, temiz ve ışıklı o yaz gecesinde, yürüdüler de yürüdüler ve en sonunda bir orta noktaya vardılar. Ve orada, buraya daha önceden hiç gelmediklerini, hiç bu kadar otları uzamış ve tepesindeki ağaçların gölgeleriyle dolu, bu kadar vahşi, garip ve donuk bir yer görmediklerini fark ettiler. Uzun, dev gibi ağaçlar bütün azametleri ve bütünlükleriyle dururken, canlı dallarla ayakta duran gövdeleri ve toprağın içine güvenli bir şekilde oturmuş kökleriyle ağaçların tepeleri apaydınlıktı. Küçük ve önemsiz Budala ve orman şeytanı ağaçların etrafında başları yukarıya dönük bir şekilde yürüyor, ağaçların tepesine bakıyor , ne gözlerini ayırabiliyor ne de meraklarını söndürebiliyorlardı.

"Neredeyiz biz?"

"Bilmiyorum" diye cevap verdi budala.

"Bu ormanı hatırlamıyorum."

Ve ardından şeytan budalaya bir emir verdi: eşyalarını açacak, ateş yakacak, geceyi burada geçirip keyif yapacaklardı. Budala emre uydu: çalıların arasında hemen bir ateş yaktı, akşam yemeğini pişirmeye başladı. Orada ateşe bakarak oturdu ve ara sıra odun ekleyince, ateş canlanarak parladı. Budala ateşe bakarken, şeytan da etrafta dolanıyor,civarı keşfediyor ama yine de oradan ayrılmayıp ateşin başında duruyordu. Ama sonra duman gökıüzünü karartınca, şeytan budalanın yanına gelip şöyle dedi: "Budala, seni yalnız bırakıyorum. Burada ateşin yanında oturup sönmesini engelleyeceksin ve uyanık kalacaksın. Sadece dumanın gökıüzünü yükselmesini sağla... Şimdi seni bırakıyorum. Buradan ayrılıp civarı daha iyi tanımalıyım. Ormanların sahibi bir şeytan için bilmediği bir yerle karşılaşmak iyi değildir..." ve kısa bir süre sonra oradan gitti.

Budala ateşin yanında yalnız kaldı. Ormanda ve çalıların arasında, orman ışığı içinde, adeti olduğu gibi, sessizlik içinde oturdu da oturdu ve düşüncelere daldı. Ve yavaşça, uzun bir süre avanakça, sessizce ve neşe içinde, kendine has bir şekilde güldü. Sadece kendi zevki için güldükten sonra sessizce ateşe geri döndü ve son bir kez gülümseyerek ateşi canlandırdı. Akşam saatleri bitip de gece yarısı çökene kadar, karanlık ve durgun duman ağaçları üstünde uzun uzun yükseldi.Ve şeytan geri dönmedi ve budalanın uykusu geldi, uyuklamaya başladı. Ateşe biraz daha yakınlaştı ve orada otururken başını dik tutmakta zorlanmaya başladı. Dalıp dalıp gidiyordu.

Aşağılarda budala tam uykuya dalmak üzereyken , yukarılarda bir dal salınmaya başladı...Genç bir kadın, bir orman yaratığı ağacın üstünde belirdi ve ateşin yanında uyuklayan budalaya dik dik bakmaya başladı,baktı ve sallandı , zor görülebilen, ağırlıksız ve nefessiz perimsi kız bir aşağı bir yukarı inip çıkarken ve bakıp dururken en sonunda aşağı doğru bağırdı:

"Budala, neden uyuyorsun? Ben taştan geldim, taş yalnız değil, taş ikiye ayrıldı..." Bağırdı ve budalanın uyanmasını bekledi. Hiç bir işe yaramadı! Ve yeniden bağırdı: "Neden uyuyorsun budala? Bu şeytana hizmet ettiğin son gece, git, seni taşın orada bekliyorlar, senin için koruyorlar..." Ve budala yine uyanmadı. Peri, büyük ve kuru bir fındık alıp , budalanın uykulu başına nişan aldı:

"Uyan! kalk!"

Ve budala uyandığında geri gelen ve yanında dimdik duran , başını yukarı kaldırıp yakındaki bir ağacın tepesine şaşkınlıka bakıp şöyle soran şeytanı buldu:

"Kim var oradaş

"Ben" diye bir cevap geldi aşağıya.

"Ben de kimş"

"Orman yaratığı"

"Ne istiyorsun?"

"Efendimi kölelikten kurtarmak istiyorum. "

"Ne demek istiyorsun?"

"Onu!" diye budalaya işaret etti.

Ve şeytan onun yüzüne bakmak için döndüğünde , kendini suçlu hissedermiş gibi başı utanç içinde öne eğik iki büklüm, sessiz ve gülümseyen budalayı gördü. Şeytan ona bir kez de daha ciddi baktı , onu uyandırdı utanç dolu yüzünü rahatsız etmek istedi.

"Kimş Budala mı!"

"Evet" diye cevap verdi budala başını kaldırıp , gözlerine zar zor bakarak , "artık ayrı yollara gidiyoruz."

Ve şeytan sessiz kaldı.

Ve budala şeytana akşam yemeğini verdi. Tıpkı bir hizmetçi gibi yalnız başına uzakta durdu ve şeytanın yemeğini bitirmesini bekledi. Tabakları ve gümüşleri sakladı ve sessizce, şeytanla birlikte orayı terk etti ve o gece orayı terk etmek ve eve geri dönmek için ayrıldı. Ve ulaştıklarında, budala ağaca doğru gidip alçak sesle, olaylardan sonra, durup onunla yüz yüze geldi, yüzünü yere döndü , ve önünde hiç kıpırdamadan durdu. Ağaç dolu toprağın ününde eğilerek uzun süre oturduktan sonra şeytanın ve mülkünün önünde durdu ve gözlerini içine baktı ve ona kısaca şöyle dedi:

"Budala sana minnettar."

"Ne için?"

"Bu uzun yıllar boyunca benim burada olmam ve..."

Ve ne bir söz ne de bir konuşma bekleyen budala , arkasını dönüp , şeytandan ve şeytana hizmet etmekten , oradan ve ağacından sonsuza kadar uzaklaştı.

 
Ekle: facebook Ekle: twitter

Kendini Geliştirmenin Yolları

DOĞRU KARİZMA VE DİKKAT ÇEKİCİLİK DOĞRU KARİZMA VE DİKKAT ÇEKİCİLİK

Miladi Takvimi Çevir


    

İbrani Takvimi Çevir