Doğru cevabı almak için, doğru soruyu sorun.
23 Elul 5779 :: 23 Eylül 2019             

Haftanın Bilgileri


22 Eyl 2019 - 28 Eyl 2019

22 İlul 5779 - 28 İlul 5779

İstanbul

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

18:39

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

19:17

İzmir

Şabat Başlangıç :
(Kabalat Şabat)

18:39

Şabat Bitiş :
(Motsae Şabat)

19:28

Haftanın Peraşası

Nitsavim

Aramızdaki Peygamber: Bir Pesah Hikayesi Yazdır

1. Pesah'tan yaklaşık altı hafta öncesinde, Agada'yı çalışmaya başlardık. Normal müfredat bir kenara bırakılır, bütün sınıfımız mucizeler ve Dört Soru'dan doğan milıonlarca başka soruyla dolardı. Günlerimiz, belaların hesaplanmasıyla geçiyor, Rabi, on belanın Tanrı'nın bir parmağı olması durumunda, Tanrı sağ elini kaldırdığında Mısırlılar'ın başına elli belanın geldiğini kanıtlıyordu. Gecelerimiz de melek rüyaları ve ilahi elçilerle doluyordu. Teneffüs zamanlarında sınıfın en zengin öğrencisi şımarık Pee-wee , Pesah'tan üç hafta öncesinde bile ceviz satın alabiliyordu. Jeshurun ise daha o andan matsaları kemirmeye başlamıştı. Bizler, Mısılılar'ın hastalıklarından bahseder , işin garibi, hepimiz de, en hafif belanın ilk doğan çocukların ölümü, en kötünün de bit belası olduğuna karar kılardık. Bunun tersini düşünen tek kişinin yetim Mottele olduğunu bugün çok canlı bir şekilde hatırlıyorum.

Ama Mısır'daki zıplayan kurbağalar ve Moşe'nin sihirli asasını bir kan diyarı üstünde sallaması üstüne gelişen bu tartışmalardan daha ilginç olan, Peygamber Eliyah hakkındaki hikayelerdi. Rabi, bu Tanrı insanının dindarlığı ve yoksulluğundan, gerçekçi bir anlatım ve kutsal kitaptan yaptığı alıntılarla bahsettiğinde , sanki babamı tarif ettiğini hissederdim. Ancak bu benzerlik, peygamberin uzun sakalını tarif ettiği an azalırdı, zira babamın sakalı Amerika'da, Avrupa'da olduğundan her zaman daha kısa olmuştu. Ama Eliyah'a, babama benzemese bile, yine de ilgi duyuyordum, çok merak uyandırıcı bir karakterdi o... Şehirden şehire, köyden köye dolaşan Eliyah, her yerde mucizeler gerçekleştiriyor, inanılmaz şeyler yapıyordu. Eliyah, düşmanları tarafından çepeçevre sarılmış Yahudileri kurtararak, yoksulların evlerine görkem getirerek ve dindar Rabilerin yüreklerine yüksek sırlar bildirerek yapıyordu bunları ..... Ne kadar da severdik onu, aramızda bir an belirse, kim bilir ne kadar da mutlulukla selamlardık Eliyah'ı... O kadar dürüst bir kişiydi ki, bir gelse, onu bütün oyunlarımızda hakem yapardık!

Ancak, en çok merakımızı uyandıran şey, Eliyah'ın Pesah gecesinde, bir Yahudi evinden diğerine gidip , özel olarak kendisine ayrılmış kadehten, bir yudum şarap içmesini anlatan hikayeydi. İlk olarak, o kadar eve nasıl gideceğini sorgulamaya başlamıştık , zira Rabi'nin kendisi değil miydi bütün Yahudiler'in dünyanın dört bir yanına dağıldıklarını söyleyen? Bu noktada, küçük bir astronomi bilgisi Rabi'nin imdadına yetişti. Burada gece olduğunda, İsrael'de gündüz olduğunu, dolayısıyla Eliyah'ın aslında dolaşmak için iki günü olduğunu açıkladı bizlere. Ama şarap ekşiyse Eliyah nasıl içebiliyordu onuş Bütün sorulara hazırlıklı olan Rabi, ilk olarak Eliyah'ın sadece bir yudum içtiğini, ikinci olarak da peygamberlerin ağzında her şeyin tatlılaştığını belirtti. Ben ise her zaman, o kadar kadehten ve bir Seder'den diğerine gidip bütün içkileri karıştırdıktan sonra nasıl sarhoş olmadığını sormak isterdim. Ama korkardım. Rabi, bu soruyu münasebetsiz bulabilir ve bana "Shagitz" diyebilirdi. Geto sokaklarında dolaşan , bahar rüzgarında paltosunun etekleri uçuşan ve Pesah ay ışığında silueti parıldayan uzun sakallı Yahudi figürü, o zamanlardan beri aklımdan çıkmadı.

2. Eğer yarı deli Simon, Pesah zamanı civarında sokaklarımızda ortaya çıkmazsa, geto dedikodularında baharın gecikmiş olduğundan bahsedilirdi. Simon, , semtimizdeki üç akça ağaç tomurcuklandığında, sakallı yüzünü bizlere gösterirdi. Bütün kış, mistik bir inzivaya çekilir, adeta kış uykusuna yatardı; ama en erken cıvıldayan serçelerle beraber, ağır şapkası ve yırtık pırtık paltosu içinde sinagogun kapısındaki yerini alır, yarı uykuda günlerini geçirirdi. Hiç bir zaman çalışmaz, komşuların şefkati ve bağışlarıyla yaşardı... "Bir kaç vidası gevşemiş" derlerdi onun için. Simon, böğürtlenlerden ölümüne korkardı. Eğer ondan kurtulmak isterseniz, tek yapmanız gereken ona bir böğürtlen göstermekti. Ölüm meleğinin ta kendisiyle karşılaşsa bile bundan daha fazla korkamazdı. Aırıca giysi kollarını, dirseklerine kadar kıvırma alışkanlığı vardı - şeytanların giysilerinin arasından tırmanacağından ve vücuduna yerleşeceğinden korkardı. Aırıca, her türlü durumda biraz içmeyi severdi. Kötü niyetli ustalıklara sahip olan şakacılar, bazen ona bir bardak içki verir ama içine, bir de böğürtlen koyarlardı. "Zehir! Ölüm zehiri!" diye bağırırdı Simon, etrafa tükürüp, kendisine ‘bağış' yapanlara lanetler okuyarak.

Ama o tehlikeli biri değildi. Doktorlar sadece yarı-deli olduğunu söylüyorlardı , ancak ani , büyük bir şok onu son akıl kırıntılarından bile mahrum edebilirdi. Kronik alkolik oluşundan bahsediyorlar, beyninin zayıflayacağını iddia ediyorlardı. Ama tehlikeli değildi, bu nedenle Simon sıcak yaz günlerinde paçavralara sarılı bir halde ağzı sinekleri davet edercesine açık, uyuklayıp deli hayatını sürdürdüğünde , Yahudiler onun yanından, küçük bir selam verip böğürtlenleri hatırlayarak geçerlerdi.

3. Dört Soru'yu sormayı bitirmiştim. Hepimiz Agada'yı okuyorduk; amcam, babamın sesini bastırıyor, annem ise her ikisini de bastırıyordu. Dua şarkılarının ortasında bir kaç bölümü atladım. Aklımı bir türlü İbranice yazılara veremiyordum. Ya Agada kitabının on belayı anlatan resimlerine gözüm kayıyor, ya da masada Eliyah için ayrılmış kadehten bir şeyler eksilip eksilmediğini görmek için kadehi dikkatlice gözlemliyordum.

En sonunda beklenen an geldi- babam, "Ey Tanrım, öfkeni kafirler üstüne dök" satırını okurken , kapıyı açmamı söyledi. Ben de açtım. Bütün çatıların üstünde parlayan ay görünebiliyordu .Sokağın diğer tarafında , bir gölge sezdirmeden yürüdü. Sanki bizim kapımıza doğru yaklaşıyordu. Yaklaştıkça, üstündeki yırtık pırtık giysilerini , sakalını , Simon'ın mat gözlerini seçebiliyor; girdiğinde düzensiz nefes alıp verişlerini duyabiliyorduk. "Ben nasıl bir Yahudi isem, bu da Peygamber Eliya" diye güldü amcam, "Haydi buraya gel! Otur! Bir kadeh şarap al , Ribi Simon." dedi Agada'nın ‘İhtiyacı olan herkes gelsin yesin' cümlesini söyledi.

4. O anda başka yöne bakıyordum, bu yüzden , amcamın ona verdiği kadehin Eliyah'ın kadehi mi olduğunu göremedim. Simon içti. Hem de, bir Eliyahlar ordusunun içeceği kadar içti. Amcam ve babam onu Eliyahu Hanavi diye çağırmakta daha da ısrar ettiler. Onunla konuştular, tartıştılar ve sonunda onu peygamberin kendisi olduğuna ikna ettiler. Simon'un, Seder'in bitiminde , Afikomin'i yemeden önce içinde bulunduğu durumda, onu her şeye inandırabilirdiniz. Ama peygamber Eliyah olduğu fikri, özellikle neşelendirmişti Simon'u... O gece annem, bir an oyunu unutup ona Simon dediğinde bile, hakarete uğradığı hissetmiş, bozulmuştu. "Ben Peygamber Eliyah'ım" diye bağırdı. "Ben Eliyah'ım". Ve gerçeği söylemek gerekirse, o geceden sonra ismini Eliyah olarak değiştirdi ve o ruh içinde dolaştıkça küçük kehanetlerde bulunmaya bile başladı.

Evimizden ayrıldığında, pencereden dışarı baktım ve bahar rüzgarında paltosunun etekleri uçuşan , Pesah ay ışığında silueti parıldayan uzun sakallı Yahudi figürünün yavaş yavaş uzaklaşmasını seyrettim.

 
Ekle: facebook Ekle: twitter

Gelecek Bayram


Kendini Geliştirmenin Yolları

İÇİNİZDEKİ REHBERİ KULLANIN İÇİNİZDEKİ REHBERİ KULLANIN

Miladi Takvimi Çevir


    

İbrani Takvimi Çevir