|
Bu
modern fırındaki her şey yeniydi ve pırıl pırıl
parlıyordu. Ama bir tek şey hariç: kenarları yanmaktan
kararmış, palası demir bir halkayla sopaya tutturulmuş,
tahtadan yapılmış eski bir fırıncı küreği. Küreğin
altında şöyle bir açıklama vardı:
BU
ESKİ BİR FIRINCI KÜREĞİDİR.
Eski
günlerde ekmek fırınlarının mağaraya benzer pişirme
yerleri vardı. Bu fırınlar odun ateşiyle yanardı. Fırının
çevresi çok sıcak olduğundan ekmek somunlarını fırının
içine koyup, piştikten sonra dışarı çıkarmak ancak
böyle bir fırıncı küreği ile yapılabiliyordu.
Gerçi
Yasef ‘in yeni, modern elektrikli fırınına ekmek
koyup çıkarmak için bir küreğe ihtiyacı yoktu. Peki
ama neden bu eski kürek yeni dükkanın duvarında asılı
duruyordu? Uzun yıllar önce büyükbabasının birkaç hırsızla
yaşadığı maceranın anısına Yasef
küreği oraya asmıştı.
İşte
olaylar şöyle gelişmişti: Yasef’ın büyükbabası fırıncıydı.
Eski kentte büyük bir binanın sahibiydi. Fırını
birinci kattaydı. Kendi de ailesiyle birlikte ikinci
katta oturuyordu. Yasef küçük bir çocukken, Saba(büyükbaba)
her sabah erkenden dükkana iner, fırının içine
odun atıp yakardı ki daha sonra pişirmeye başladığında
fırın sıcak olsun.
Sonra unu, mayayı, tuzu ve birkaç malzemeyi daha
ölçerdi. Hepsini karıştırıp yoğurarak bir hamur
tutar ve üstüne temiz bir örtü örttükten sonra
kabarmaya bırakırdı. Ardından hamuru tekrar yoğurur,
somunlar haline getirip iki kat büyüyene kadar üstlerini
temiz bir örtüyle örterdi. Sonra somunları teker teker
küreğe koyar, fırına yerleştirirdi. Taze pişmiş
ekmeğin nefis kokusu Yahudi Mahallesine yayılır,
insanlar kahvaltı için ekmek ve çörek almaya
gelirlerdi.
Bir
gece Saba
gürültüler duyarak uyandı. Pür dikkat dinledi.
Sanki fırından sesler geliyordu. Yavaşça yataktan
kalktı ve aşağıya indi. Hareket eden iki gölge gördü.
“Fırınıma hırsızlar girmiş” dedi kendi kendine.
“Hırsızlar! Defolup gidin fırınımdan!” diye haykırdı.
Hırsızlar hemen un çuvallarını ellerinden bırakıverdiler.
Ama kaçacaklarına Saba ’ya doğru koştular.
Saba
korkmamıştı. Fırıncı küreğini kaptığı
gibi üstlerine yürüdü. “Benim unumu çalmaya nasıl
cüret edersiniz?” diye gürledi. Hırsızlar küreğin
bir ucuna yapıştılar. Saba
öbür ucuna asıldı. Hırsızlar var güçleriyle
çektiler. Krak! Kürek ikiye ayrıldı. “Alçaklar”diye
öfkeyle bağırdı Saba . Bir yandan da elinde kalan küreğin
sapıyla onlara vuruyordu. Korkan hırsızlar koşarak
gecenin karanlığına karıştılar.
Bu
arada tüm aile bağrışmaları duymuştu. Yataklarından
fırlayıp fırına koştular. Civardaki komşular da gürültüye
uyanmış, koşup gelmişlerdi. Yasef
büyükbabasına sordu: “Ne oldu dede (Saba)? Kim
bu kadar gürültü yapıyordu?
Küreğin nasıl kırıldı?”
Saba
anlattı: “Fırından gelen sesler işittim. Hırsızlar
un çuvallarını çalmak istiyorlardı, ama ben fırıncı
küreğimle onları kovaladım.”
“Ama
sende yalnız sapı var. Küreğin palası nerede?” diye
merakla sordu Yasef.
“Bilmiyorum,”
diye yanıtladı Saba . “Gelin arayalım.”
Tüm
komşular palayı aramaya yardım ettiler. Avlunun ve fırının
içindeki her yere baktılar. Ancak bulamadılar. “Boşverin,
önemli değil,” dedi Saba . “Yeni bir tane daha yaparım.”
Ama
küçük Yasef pes etmemeye kararlıydı. “Eğer palayı
bulursam büyükbabam öyle mutlu olacak ki! Küreği
tamir edebilecek ve tıpkı yeni gibi olacak,” diye düşünüyordu.
Fırını ve avluyu baştan aşağıya tekrar aradı. Hâlâ
palayı bulamamıştı. Birden aklına bir fikir
geldi. “Belki de hırsızlar onu avlunun dışında
sokakta düşürmüşlerdir kaçarken” diye geçirdi içinden
ve avlunun kapısını açtı.
Elbette!
İşte pala orada avlunun çıkışındaki sokakta, kaldırım
taşlarının üstünde duruyordu. Yasef onu yerden aldı
ve koşarak fırına girdi. Heyecanla “Saba, Saba!”
diye bağırdı. “Küreğin palasını buldum!”
Saba
’nın yüzü büyük bir gülümsemeyle aydınlandı.
“ Onu aramaktan vazgeçmediğin için ne kadar da şanslıyım,”
diyerek Yasef’i kucakladı.
Sonra
Saba küreğin iki parçasını alarak onları demir bir
halkayla tutturdu. “ Bugün ekmeği pişirmek için bu küreği
kullanacağız,” dedi Yasef’e. “Ama yarın yeni bir
tane yapacağım.”
“Ya
eski küreği ne yapacaksın, Saba? Onu atacak mısın?”
diye sordu Yasef.
“Hayır,
o gecenin hatırası olarak onu duvara asacağım.” diye
cevap verdi Saba. “Bu kürek hep
ailemizde
kalmalı. O, fırınımızı hırsızlardan kurtardı.”
O
gün Saba
küreği fırınının duvarına astı ve o hep
orada kaldı. Yasef’in babası, Aba , fırını işlettiği
yıllar boyunca onu duvarda tuttu. Yasef büyüyüp yeni fırını
kurduğunda eski küreği unutmadı. Onu da beraberinde
getirip yeni dükkanın duvarına astı.
İşte
eski küreğin öyküsü böyle. Bugün
Yasef’in ailesi hâlâ
bu eski tahta küreğin fırınlarını hırsızlara
karşı koruduğuna inanıyor. O, duvarda asılı olduğu
sürece fırın emniyette ve Yasefler Yeruşalayim halkı
için ekmek pişirmeye devam edecekler.
|