|
Kral
“İyigünler” dedi. “Ne yapıyorsunuz, neden bir çukur
kazıyorsunuz?” diye sordu.
Yaşlı
adam doğrularak cevapladı. “Bir incir ağacı dikeceğim.”
Kral
“Peki bu ağaç ne zaman meyve verecek?” diye
ekleyince,
Yaşlı
adam bunun “üç yıl içinde” gerçekleşeceğini söyledi.
Kral
bu sefer
“Sen kaç yaşındasın?” diye sordu.
“Yüz
yaşındayım.” dedi yaşlı adam.
“Gerçekten
çok yaşlısınız. Anlayamıyorum, niçin hala ağaç
dikiyorsunuz? Bu incir ağacının meyvelerinden
yararlancak kadar uzun yaşayacağınızı düşünüyor
musunuz ki?” diye sordu kral.
Yaşlı adam krala bakarak güldü ve “Belki bu
incir ağacının meyvelerinden yararlanamayacağım ama
bu ağacı kendim için dikmiyorum.” dedi. “Bu dünyaya
geldiğimde, İsrael topraklarını ağaçlarla kaplı
buldum. Bu ülkede ağaç dikmek bir mitsvadır. Herkes
bulduğundan daha fazla ağaç dikmelidir. Bu nedenle de dünyadan,
doğduğumda bulduğumdan
daha fazla ağaç dikerek ayrılmakla yükümlüyüm.
Nasıl atalarımız bizler için ağaç diktilerse, ben de
İsrael topraklarında çocuklarım ve çocuklarımın çocukları
için ağaç dikmeliyim.” diye anlattı.
Kral
hayrete düşmüştü, çünkü daha önce hiç kimsenin
bu şekilde konuştuğunu duymamıştı. Yaşlı adamı
kutsadı, ona sağlık dileyerek yoluna devam etti. Arkasına
baktığında yaşlı adamın çoktan işine geri dönmüş
olduğunu gördü.
Üç
yıl sonra, kral Adrianus İsrael topraklarında tekrar
yolculuk ederken yine aynı araziden geçti. Bir de ne görsün!
Aynı yaşlı adam, meyve dolu uzun bir incir ağacının
yanında durmaktaydı. Kral yaşlı adamı selamladı ve
yaşlı adam ondan önce davranarak eğildi ve güldü.
Yaşlı adam eline bir hasır sepet alarak sepetin
içini ağaçtaki olgunlaşmış sulu incirlerle doldurdu.
Krala yaklaşarak şunları söyledi: “Ben gerçekten de
üç yıl evvel ağaç dikerken gördüğünüz o yaşlı
adamım. Tanrı bana iyi davrandı. (Sadece çocuklarım
değil, torunlarım hatta onların çocukları bile bu ağacın
meyvelerinden yararlanıyorlar ve ben dahil bunlardan zevk
alabilmek için hala hayattayım.”)
Yaşlı
adam sepeti krala uzattı ve ekledi: “Bu içi dolu olgun
tatlı incirler sizin için kralım! İsrael topraklarının
meyvelerini yeyin ve bunların tadını çıkarın!”
Kral
hayrete düşmüştü ve çok memnun olmuştu.
Hizmetkarlarına dönerek “Bu sepeti alın, içindeki bu
nefis incirleri başka bir kaba boşaltın ve sepeti ağzına
kadar altın sikkelerle doldurup yaşlı adama verin.”
dedi.
Hizmetkarlar kralın emrini hemen yerine
getirdiler. Yaşlı adama sepeti verdiler ve kral “ Bana
emeğinin meyvesini tatmama izin verdiğin için teşekkür
ederim. Bu altın sikkeler sizin için yaşlı adam. Umarım
daha uzun yıllar sağlıkla çocuklarınız, torunlarınız
ve onların çocukları için daha çok ağaç dikersiniz
ki onlar da bu zevki tatsın.” diye konuştu.
Kral
daha sonra yoluna devam etti ve yaşlı adam da evine döndü.
Yaşı adam evine gitti, içi altın sikkelerle dolu olan
sepeti gösterdi
ve olan biten herşeyi ailesine anlattı.
Bu arada yaşlı adam olanları anlatırken, yakında
oturan bir kadın da adamın karısını ziyaret
etmekteydi. Kadın içi altın sikkelerle dolu sepeti
duyunca çok kıskandı. Evine geri dönerek, kocasına şöyle
dedi: “ Ne duyduğuma inanmıyorum! Bazı insanlar çok
şanslı! Yaşlı komşumuz krala içi incirlerle dolu bir
sepet verdi ve kral incirleri altınlarla değişti. Bence
sen de aynısını yapmalısın. En büyük sepetimizi al,
içini elmalarla, narlarla, en güzel meyvalarla doldur.
Çabuk ol ve kralı yakala, sepeti armağan olarak krala
ver. Eminim ki çok hoşuna gidecek, bizim sepetimizi de tıpkı
komşumuzun sepetini doldurduğu gibi altın sikkelerle
dolduracak.”
Adam karısına “Senin dediğin gibi yapacağım
ama kral belli ki incirlerden hoşlandığı için sepeti
incirlerle dolduracağım.” dedi. Adam dediğini yaptı,
evden aceleyle çıkarak krala yetişti. Krala yaklaşarak
kralı selamladı ve şunları söyledi: “Kralım size
bir armağan getirdim. Lütfen bu tatlı incirleri kabul
edin.”
Kral
sepete baktı, adama baktı ve adamın niyetini anladı.
Kaşlarını çattı ve kızarak “Bana bu incirleri
veriyorsunuz, çünkü diğer yaşlı adama yaptığım
gibi sizin de sepetinizi altın sikkelerle doldurmamı
istiyorsunuz. Onu yapmayacağım, ama size daha iyi bir
hediye vereceğim.” dedi. Bunun üzerine kral
hizmetkarlarına dönerek sepet boşalana kadar incirleri
adama birer birer fırlatamalarını emretti.
Hizmetkarlar
kralın emrini yerine getirdi. İncirler adamın yüzüne
çarptıkça, yapışkan tatlı incir suyu adamın
yanaklarından ve çenesinden süzüldü. Hatta çoğu ağzından
damlayarak adamın dudakalarında harika bir lezzet bıraktı.
Sepet boşaldığında, kral yoluna devam ederken adam da
elindeki boş sepeti taşıyarak ve gülmekten yürümeye
zorlanarak evine döndü.
Adamın
karısı onu ön kapıda karşıladı. “Neden gülüyorsun?
Sepetin içinde bir tane bile altın sikke yok! Yüzün
ezilmiş incirlerle kaplı ve sen sanki hayatının en
komik şakasını duymuş gibi gülüyorsun.” dedi.
Kahkahaların
arasında adam ağzından kaçırdı. “Senin önerdiğin
gibi sepeti elma ve narlarla doldurmadığım için çok
mutluyum. Onlar harika meyveler ama aynı zamanda çok
sertler. Gülüyorum, çünkü sepeti yumuşak incirlerle
doldurduğum için çok şanslıyım. İncirler yüzümü
yaralamadı ve dökülen incir suyu ağzımı tatlı mı
tatlı bir lezzetle doldurdu!” dedi.
|