|
Ama küçük Yaakov bunu kendi gözleriyle görmek istemiş.
Onun cennete çıktığını görme umuduyla evine
giderken hahamı izlemiş. Haham evine girdiğinde
pencereden içeriyi gözetlemiş. Hahamın eski püskü
bir palto giydiğini görmüş. “Haham ne yapıyor
acaba?” diye düşünmüş Yaakov. Sonra da hahamın
dolaptan bir balta aldığını görmüş. Bu
Yaakov’u daha da şaşırtmış.
Haham
evinden çıkarak ormana yönelmiş. Yaakov ses çıkarmamaya
dikkat ederek peşinden gitmiş. Haham baltasıyla küçük
bir ağaç kesmiş. Sonra da ağacı küçük parçalara
bölmüş, onları iple bağlamış ve sırtına yüklemiş.
Haham
ormanın derinliklerine doğru giderken Yaakov da onu
takip etmiş. Sonunda eski bir kulübeye varmışlar.
Haham kulübeye doğru seslenmiş. “Ben oduncu
Bohor. Sana kış için odun getirdim.”
Haham
kulübeye girerken Yaakov pencereden bakmış. Hasta
bir yaşlı kadın yatakta yatıyormuş. “Ama odun
için verecek param yok” demiş kadın. “Önceden
getirdiklerinin de parasını daha veremedim.”
“Sen
sıkılma” demiş haham odunları ocağın yanına bırakırken.
“Paran oluncaya kadar bana ödemek zorunda değilsin.
Bu arada bu odunları al. Kış boyunca seni ısıtırlar.”
Sonra ocağı yakmış ve yaşlı kadına bir tas çorba
pişirmiş.
Köyün
hahamı kulübeden çıkmış ve aceleyle evine gitmiş.
Ertesi
gün Yaakov insanlara, cennete çıktığını görmek için
hahamı nasıl izlediğini anlatmış.
“Gerçekten
cennete çıktı mı? diye sormuş insanlar.
Yaakov
gülümsemiş ve demiş ki: “Hahamımız dün sadece
cennete çıkmadı. Daha da yükseğe çıktı!”
|