|
Masada
seder tepsisi, şarap ve matsa varmış. Aile tek
bir Agada’yı paylaşıyormuş. Anne matsa'yı
gizlice pişirmiş.
Natan Yahudilerin Mısır’den ayrılışının hikâyesini
anlatmaya başlamış. “Üç bin üç yüz yıl önce
Yahudi ulusu Mısır’da esirdi. Çok ağır işlerde
çalışıyorlardı, dinlenmelerine izin verilmiyordu.
Ama dua ettiler ve Tanrı’ya inandılar.
Tanrı bir gün onları esaretten kurtardı ve İsrail
toprağına götürdü.”
Üç çocuk her sözcüğü dikkatle dinliyormuş.
Bunlar daha önce hiç duymadıkları hikayelermiş.
Her şey onlar için yeni ve heyecan vericiymiş.
“Ve eğer inanır ve Tanrı’ya dua edersek,” diye
devam etmiş baba “Tanrı bizi de kurtaracak ve
Rusya’dan İsrail’e götürecek. Tıpkı
binlerce yıl önce yaptığı gibi.”
Birden kapı kuvvetle vurulmuş. Odada çıt çıkmıyormuş.
Rusya’da seder yapmak kanuna karşıymış. Herkes
polisten korkuyormuş. Aile tutuklanır, hapse atılırmış.
Kapı vurulmaya devam ediyormuş. “Ne yapacağız
baba?” diye fısıldamış en küçük oğul Mihael.
“Tanrı’ya güveneceğiz” diye cevap vermiş babası
sakin sakin. “Agada’da o zaman Yahudileri nasıl
kurtardığını gördük. Şimdi bize de
kurtarabilir.”
Kapı durmadan vuruluyormuş. “Git kapıya bak
Mihael” demiş baba. “Her birimiz Tanrı’ya
dua etmeliyiz.”
Mihael masadan kalkmış ve kapıya doğru yürümüş.
“Ne olur bize yardım et Tanrım” diye titriyormuş.
Yavaşça kapıyı açmış.
“Kim var orada?” diye sormuş baba.
Ama Mihael öyle bakakalmış. Kapının önü bomboşmuş.
Sonra uzaktan polis arabasının sirenini duymuşlar.
Kimse polisin neden gittiğini bilmiyormuş. O yıl
Frankel ailesi kendi Pesah mucizesini kutlamış.
|