|
Herkes parka gitmek için otobüse binmiş. Şehrin
dışında ağaçların yaprakları yeşermiş, çiçekler
açmıştı. “Ben kaleci olacağım.” diye düşünmüş
Naftali. “Golleri kurtarıp oyunun yıldızı
olacağım.”
Ama aynı anda sınıf arkadaşı Dan da hayal kuruyormuş.
“İşte sonunda Lag Baomer geldi. Bugün büyük gün
ve ben kaleci olacağım.”
Herkes otobüsten inmiş. Öğretmenler piknik için
yiyecekleri hazırlamaya koyulmuş. Altıncı sınıfın
öğrencileri antrenman için doğru sahaya koşmuş.
Hem Naftali, hem de Dan kalenin önünde durmuş.
“Dan, bilmiyor musun bugün ben kaleci olacağım.”
demiş Naftali.
“Hayır.” diye direnmiş Dan. “Bütün yıl bu
oyunun hayalini kurdum. Ben kaleci olacağım.”
“Ben topu daha iyi tutarım.”
“Ben oyunu daha iyi izlerim.”
İki çocuk taştırmaya başlamış. Takım kaptanı
yanlarına gelmiş. “Nedir tartıştığınız?
Oyun on beş dakika sonra başlıyor. Anlaşın!”
Naftali Dan’a doğru dönmüş. “Bugünün ne
olduğunu biliyor musun?”
“Lag Baomer” diye cevap vermiş Dan. “Büyük
oyunumuzun günü.”
“Ama Lag Baomer’in ne anlama geldiğini hatırlıyor
musun?” diye sormuş Naftali. “Neredeyse 2.000 yıl
önce Rabi Akiva’nın 24.000 öğrencisinin başına büyük
bir felaket geldi. Felaket birbirlerine saygı göstermedikleri
ve birbirleriyle kavga ettikleri için.
Lag Baomer’de bela sona erdi. Bunun içindir ki
bugün mutluluk ve eğlence günüdür.
İki oğlan birbirine bakmış. “Haklısın”
demiş Dan. “Birbirimizle tartışmamalıyız.”
“Bir fikrim var” diye önermiş Naftali.
“Neden sıra ile oynamıyoruz? İlk yarıda sen
kaleci olursun, ikinci yarıda da ben.”
Birbirlerine gülümsemişler ve antrenmana başlamışlar.
|